DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KAPSAMINDA 301. MADDENİN DEĞERLENDİRMESİ
..        
İfade ve düşünce özgürlüğünü sınırlayan ve kolayca uygulanan eski Türk Ceza Kanununun 159.maddesi yeni TCK 301. maddesindeki düzenlemesiyle çok daha kolay uygulanır hale getirilmiştir.
Mevcut düzenleme şu hususları tartışmak gerekir. Özel bir madde ile cumhuriyeti ve Türklüğü Devletin silahlı güçlerini korumaya gerek var'mı? kanaatimizce özel düzenlemenin yapılmasının gereği yoktur çünkü:
Her üç organın da tüzel kişilikleri bulunmuyor. Bu nedenle tüzel kişilikleri olmayan organların manevi kişilikleri de olmaz. TBMM millete ait olan bir egemenliği en yüksek düzeyde kullandığından bilimsel anlamda olmayan manevi kişilik sembolik olarak tanınmış oluyor. Yine eski madde suçun oluşması için tahkir ve tezyifi (hakaret ve aşağılamayı) bir arada aramış olmasına rağmen yeni maddede sadece aşağılama (tezyif) cezalandırılma için yeterli görülerek maddenin daha kolay uygulanmasının yolunu açmıştır.
Devletin silahlı güçlerini özel bir madde ile korumaya gerek var mı?
1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunu'nun 126. maddesinde anayasal kuruluşlar alenen tahkir ve tezyif eylemlerine karşı korunmuş olup, silahlı güçlerden söz edilmemiştir.daha sonra yapılan düzenlemeyle silahlı kuvvetler bu kapsam altına alınmıştır. bu Maddenin gerekçesinde devletin askeri ve emniyet teşkilatının yani silahlı güçlerinin neden özel bir maddeyle korumaya alındıkları belirtilmemiş.. İtalya'da daha sonra ordunun anayasal organ olup olmadığı tartışılmıştır.
TCK'nın hakaret suçunu düzenleyen 125. maddesinin 5. fıkrasında Kurul halinde çalışan kamu görevlilerine hakaret edilmesi durumunda suçun kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılacağı belirtildi. Silahlı güçlerin hakarete uğramaları durumunda ceza yargılamasına ve tazminat davası yoluyla hukuk yargılamasına başvurma olanağı tanınmıştır. Hal böyleyken özel bir düzenlemeyle gelişi güzel uygulamanın yolunu açacak tck 301 maddesindeki düzenlemenin hak ihlallerine neden olacağını düşünüyoruz.
Maddede tartışılan bir başka konu ise Türklük kavramıdır.bu kavram 1926 tarihli TCK' konulmuş olup bu kavrama ilişkin hiçbir gerekçe gösterilmemiştir. 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunu'nda bulunmayan Bu kavramın karşılığı faşist nitelikli İtalyan Ceza Kanunu'na 1930'da girmiştir. Ülkemizde 1936'da maddede değişiklikler yapılırken Türklüğü tahkirin yabancı ülkede bir Türk tarafından yapılması durumunda cezanın artırılması öngörülmüş olup bu değişikliğin de gerekçesi yazılmamıştır. Faşist rejimle yönetilen italyada iktidarları elinde bulunduranların kendilerine yönelik eleştirilerin önünü almak ve çok sesliliği kısmak amacıyla düzenlenmiştir.bu düzenlemenin sınırların kalktığı iletişimin baş döndürücü hızla geliştiği sivil toplumun çoksesliliğin eleştiri ve düşünce hürriyetinin demokratik rejimin vazgeçilmezi olarak kabul edildiği günümüzde hayata geçirmenin milletimizin kültürel sosyal hayatını donduracağını , sayıları zaten az olan aydınımızı mutlak ve insafsız yalnızlığa iteceğini düşünmekteyim.
Yine bu düzenleme devleti mitleştiren yönetim ile devleti aynileştiren devleti koruma adına yönetimin hatalarına göz yuman anlayışın kökleşmesine neden olacaktır. Devlet birey için vardır.Gıdası öz evlatları olan devlet anlayışı meşru değildir.
Çünkü devletin temeli Toplumsal Mukaveleye dayanmaktadır.. insanların ancak mevcut kuvvetlerini birleştirerek yönetilebileceğini. varlıklarını korumak için tek çarenin karşılaştıkları direnişi alt edebilecek bir kuvvetler toplamı oluşturmak olduğunu bu kuvvetler toplamını tek bir itici nedenle ve birlikte uyum içinde harekete geçirdiğini ihtiva etmektedir.toplumsal pakt.4 bölüm.
bu kuvvetler toplamı ancak birçok insanın bir araya gelmesinde doğup her insanın kuvveti ve özgürlüğü kendi varlığının muhafazasının ilk vasıtası olduğuna göre o insan kendisine zarar vermeden ve ihtiyacı olan bakım ve ihtimamını ihmal etmeden kuvvetini ve özgürlüğünü korumalıdır.
Mukaveleye katılan insanlardan her biri şahsını , malını ve mülkünü , müşterek kuvveti olanca bütün şiddetiyle korumalıdır.çünkü ortaklık sayesinde her ortak hem herkesle eşitlenmekte(bir olmakta ) hem de yalnızca kendisine itaat etmekte ve yine eskisi kadar özgür olmaktadır. Ortaklardan her biri komünote lehine kendinden tümüyle vazgeçtiği için diğer mukaveleyi yerine getiren kişilerle eşitlenmekte.bu eşitlik kimsenin onu başkaları için külfet haline getirme hakkı vermemektedir. Dolayısı ile bu sosyal sözleşmede her birimiz kendi haklarımızı genel iradenin yönetimine vermekteyiz ve bireylerden her birini de bütünün bölünmez parçası olarak kabul etmekteyiz.
Rousseau'nun bu görüşü Fransız devriminin alt yapısını oluşturduğu gibi günümüz modern hukuk devletin temelini de oluşturmuştur.yöneticilerin halkın efendileri olmadığı gibi ancak onların hizmetinde olduğunu da ortaya koymuştur.
Modern hukuk devletinin oturduğu temeller irdelendiğinde devlet yönetiminde açıklığın şeffaflığın ehliyetin liyakatin tesis edildiği demokratik temsilin en azami şekilde sağlandığı, devletin ihtiyari ve keyfi hizmetlerde gezgin şövalyelerin adalet dağıtması gibi davranmadığı açıkça görülecektir.
Çünkü kamu hizmetini yürütenlere emanet edilen ve yapmakla yükümlü oldukları işler dışsal nitelikli salt bir iş değildir. yapılan iş içsel bir değer taşıdığından ve böyle olduğu içinde bu değer o şeyin niteliğinden farklı olduğundan dolaysız olarak kendiliğinde ve kendisi için bir değerdir.bu nedenle onun yerine getirilmemesi veya onun pozitif bir ihlali hizmete ters düşen bir davranış veya hizmetin ihmali evrensel bir muhtevanın ihlali demektir.dolayısıyla bu bir suç hatta cürümdür.hegel
Bir toplumda yaşayan bütün insanların genel bir otoriteye kayıtsız ve şartsız bağlı olmasının nedeni bireylerin kamu hizmetlerinde eşit şekilde yararlanması ,gurupların ,kliklerin ,ve kamu otoritesini elinde tutan kişililerin dini ,felsefi ,siyasi eğilimlerini Diğer bireylere karşı baskı aracı olarak kullanamamasında yatmaktadır. bu aynı zamanda iktidarın meşruluğunun da ölçütüdür.kendilerini iş başına getiren kişilerin siyasi felsefi ve dini inançlarını diğer guruplar üzerinde hakim kılarak sosyal barışı bozmalarına izin vermemek gerekmektedir. Bunun tam tersi olarak nasıl ki kendilerinin dışındaki bir dünya görüşünün kendilerine baskı aracı olarak kullanmaları doğru ve ahlaki değilse kendilerinin de kendileri dışındaki dünya görüşünü paylaşan ve insanlara karşı aynı tutumu sergilememeleri gerekmektedir.
Bütün bu açıklamalar ışığında Bu konuyla ilgili özel bir düzenleme yapılması gereksizdir. TCK'nın 216. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenleme kamu barışını sağlamaya yeterlidir. Bu düzenlemeyle halkın bir kesimini sosyal, sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak aşağılamanın cezalandırılacağı öngörülmüştür..
Doktrindeki görüşlerden ve içtihatlardan oluşan gerekçelere göre devletin millet unsuru, devletin varlığı ve bu varlığın devamlılığı yönünden önem taşıyor, milletin tarafından toplumsal bir uzlaşma ile kurgulanması düşüncesi yer almıyor. Bu nedenle. Devletin aynı sınırlar içinde, aynı coğrafyada yaşayan her türlü etnik kimliğe ya da inanca sahip yurttaşlarına hizmet etmek için kurulmuş bir organizasyon olduğu anlayışının bulunduğu yerde etnik bir kimliğe vurgu yapmak anlamsızlaşır.
Avrupa insan hakları mahkemesinin ifade özgürlüğüne bakışı:
AİHM'in Handyside örnek kararında İfade özgürlüğünün demokratik bir toplumda ne anlama geldiği belirtilmiştir. "İfade özgürlüğü toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü salt lehte olduğu kabul edilen ya da zararsız ya da ilgilenmeye değmez bilgi ve düşünceler için değil ama ayrıca, devletin veya halkın bir bölümünün aleyhinde olan (offend) çarpıcı gelen (shock) rahatsız eden (disturb), bilgi ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir. Bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz" demek suretiyle aleyhe olabilecek düşünceler ile çarpıcı gelen (shock) rahatsız eden (disturb), bilgi ve düşüncelerin açıklamasını demokratik toplumun vazgeçilmezi olarak kabul etmiştir.
Hukuk devleti olmanın güçlü devlet olmanın gereği bu düzenleme kaldırılmasını zorunlu kılmaktadır.düşüncenin kovulduğu bir toplumda aydında yetişmez entelektüelde.

Bu Yazı 2325 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar