Daha Ötesi Yok, Kardeşiz Biz!
..        
Tefekkür Dergisinin internet sitesine mesaj gönderen Siirt'ten Bilal isimli okur, “Tefekkür Dergisi'nden özel istirhamım, Anadolu'da Türk-Kürt kardeşliğine dair yazıların yer alması” diye yazmış. Bilal Bey'in mesajını okuyunca Siirt'te ki kardeşlerim geldi aklıma ve onlardan bahsetmek istedim.
Hayatımın belli bir dönemini Siirt'te geçirdim. Milli ve manevi değerlere saygılı olmama rağmen inandığım değerleri yaşama ve hayata geçirme noktasında ciddi zafiyetlerim vardı. Namaz kılmaz, alkol kullanır, haram- helale fazla dikkat etmez ve sanki sadece dünya için yaratılmış gibi yaşardım. Param, evim, arabam, işim, eşim, çocuğum her şeyim vardı, ama mutlu ve huzurlu değildim. İçten içe bir şeyin ruhumu daralttığını ve beni bunalttığını hissederdim.
Bir gün çalıştığım okuldaki Şanlıurfalı bir öğretmen arkadaşla hayattan, yaratılış gayesin-den, dünyadan, ahiretten vs. uzun uzun sohbet etmiştik. Nedense onun konuşmaları içime ferahlık ve huzur vermişti. Zaman zaman onunla bu tür konularda sohbet etmeye başladık. Meraklı dinleyiciyi bulunca o da bıkmadan usanmadan uzun uzun anlatıyordu.
Bir gün bana arkadaşlarla toplandıklarını, birlikte çay içtiklerini ve Kur'an tefsiri okudukları- nı anlatarak, sohbetlerine beni de davet etti. Davete icabet edip etmemekte tereddüt ettim. “Onların hepsi çok dindar insanlardır, beni yadır- garlar” diye düşündüm, onun için önce gitmek istemedim. Fakat arkadaşın ısrarına dayanamaya- rak gittim. Başka bir öğretmen arkadaşın evinde toplanılmıştı. Benimle birlikte dokuz kişiydik. Üç-dört kişi Siirt'ten diğerleri bölgedeki muhtelif illerden olan insanlardı. İçlerinde Arap ve Kürt kökenli olanlar vardı. Sadece ben Türk kökenli ve Batı illerinden idim.
Ortam bir aile ortamı gibiydi. Sanki oradaki herkes aynı ailenin fertleri gibi birbirine karşı sıcak ve samimi idi. Aralarındaki sohbet ve muhabbet havası kıskanılacak türden idi. Biraz sohbet muhabbetten sonra öğretmen arkadaşın birisi Bediüzzaman Said Nursi'nin Sözler isimli kitabından bir bölüm okudu. Okunan bölümde ömür sermayesinden, yaratılış gayesinden, hayat- taki asıl vazifeden ve en karlı ticaretten bahsedi- liyordu.
“Yarası olan gocunur” kaidesince okunan konular beni derinden etkiliyor, yapılan ikazları üzerime alıyor ve “sanki benim için yazılmış” diyordum. Sohbetin güzelliği ve ortamdaki samimi hava beni çok etkilemişti. O günden sonra artık ben de sohbetlerine ve kitap okuma program- larına katılmaya başladım.
Diğer arkadaşlar dini yaşantımdaki zafiye- timden dolayı beni hiç yadırgamadılar.
Eksiklerimi, kusurlarımı, günahlarımı hiç konuşmadılar ve yüzüme vurmadılar. Sanki yıllardır bende aralarında imişim gibi sıcak, samimi ve hoşgörülü davrandılar. Onların o ihlâslı ve samimi hali beni çok cezp etmişti.
Onların hiçbir telkini olmadan önce namaz kılmaya başladım, sonrada namazla ikisi bir arada gitmeyeceği için alkol kullanmayı terk ettim. Kur'an tefsirinden okundukça Allah'a karşı gönlümdeki sevginin artmaya başladığını hisset- tim. Cehennemde yanmak korkusuyla veya cennete girmek amacıyla değil ama “Allah'a karşı ayıp olmasın” düşüncesiyle haramlardan sakınmaya başladım. Hayatıma haram-helal kavramı girdi.
Zamanla ruhumdaki daralmanın ve bunalma- nın kaybolduğunu, gönlümün ferahlamaya başladığını ve içime huzur dolduğunu hissetmeye başladım. Hayatımdaki bu değişikliklerle birlikte arkadaş çevremde yavaşça değişti. Eski çevrem- den uzaklaştım ve kendime yeni ve daha güzel bir çevre edindim. Yeni arkadaş çevremle muhabbeti- miz ve samimiyetimiz çok iyiydi. Hemen hemen haftanın her günü bir vesile ile bir yerlerde bir araya geliyor, birlikte geziyor, piknik yapıyor, yemek yiyor, çay içiyor, işten, çevreden, memleket- ten konuşuyor, dertleşiyor, hasbihal ediyor, namaz kılıyor, tespihat yapıyor, Risale-i Nur okuyor, birlikte çok güzel ve faydalı şekilde zaman geçiriyorduk. O güzel ortam hayatımda ve hayat anlayışımda çok köklü değişiklikler yaptı.
Bir ara çok ilginç gelişmeler oldu. Bir rahatsızlığım nedeniyle İstanbul'da ameliyat olacaktım. Ameliyat için İstanbul'a doğru yola çıktığım andan itibaren Siirt'teki arkadaşlar benimle çok yakından ilgilendiler. Sürekli arayıp, durumumu merak ediyor, halimi hatırımı sorup, acil şifa bulmam için dua ediyorlardı.
Ben kalabalık bir ailenin çocuğuyum. Kendi öz kardeşlerim de beni telefonla arayarak geçmiş olsun dileğinde bulundular. Fakat Siirt'te ki arkadaşlar kendi öz kardeşlerimden daha fazla arayıp soruyor, halimi daha fazla merak ediyor ve beni sevdiklerini daha fazla hissettiriyorlardı. Ameliyat için Çapa Tıp Fakültesi hastanesine yatış yaptıktan sonra Siirt'teki arkadaşların akraba ve yakınları akın akın ziyaretime geldiler. Özellikle Şanlıurfalı dediğim arkadaşın kardeşleri ve yeğenleri bir an olsun yanımdan ayrılmayarak, hastanede yattığım sürece bana refakat ettiler ve hizmetlerimi gördüler. Oysa memleketimden kendi ailemden hiç kimse hastaneye ziyaretime gelmemişti.
Bu durum beni çok etkiledi. Uzun uzun düşünmeme yol açtı. Acaba hangileri benim gerçek kardeşlerimdi. Aynı ana-babadan olduğu- muz, sadece telefonla arayarak geçmiş olsun dileğinde bulunanlar mı benim kardeşlerimdi; yoksa benimle sürekli ve samimi bir şekilde ilgilenip, o dar ve sıkıntılı anlarımda beni hiç yalnız bırakmayan, hem hizmetimi görüp, hem de sağlığım için sürekli dua eden insanlar mı benim gerçek kardeşlerimdi?
Hastaneden çıkınca kırk beş gün rapor aldım ve memlekete baba ocağına gittim. Memlekette iken Siirt'te ki arkadaşlar beni sürekli aramaya, halimi hatırımı sormaya devam ettiler. Beni özlediklerini söylüyorlar ve biran önce Siirt'e gelmemi istiyorlardı. Bende onları çok özlemiştim. Hayatta ilk defa çok farklı duygular hissettim. Kendi memleketimde ve baba ocağında iken kendimi gurbette gibi hissettim. Biran önce Siirt'e dönmek ve çok özlediğim kardeşlerime kavuşmak istiyordum.
Evet, sonunda karar vermiştim. Benim asıl kardeşlerim Siirt'te ki arkadaşlar olmalıydı. Çünkü öz kardeşlerimle aynı ana-babadan olmak benim seçimim değildi. Sadece Kader-i İlahinin bir tecellisi idi. Oysa Siirt'teki arkadaşlarımla dost olmayı, yakın olmayı, samimi olmayı onlarla birlikte yaşamayı ben tercih etmiştim ve onlarla birlikte olmak bana daha fazla huzur veriyordu.
Ben Siirt'teki kardeşlerimi çok sevdim. Benim Türk, onların Arap veya Kürt kökenli olması beni hiç rahatsız etmiyor ve böyle bir farklılık aklıma bile gelmiyor. Siirt'ten ayrılalı uzun zaman olmasına rağmen oradaki kardeşlerimle diyalo- gum aynı sıcaklıkta ve aynı samimiyette devam ediyor. Onları çok özlüyorum. Hasret gidermek için her vesileyle sık sık telefonla görüşüyoruz.
Biz onlarla gerçekten kardeşiz. Aynı Hz. Peygamber (s.a.v) buyurduğu gibi kardeşiz. Onlarla kardeşliğimiz, anamın-babamın çocukları nın kardeşliği gibi kabir kapısında sona ermeye- cek. Ahirette de ebediyen devam edecek.
Kürtler ile Türklerin arasına fitne sokmaya çalışan her olay, her provokatif eylem, yüreğimde derin bir sızı meydana getirir ve kardeşlerimle aramızdaki muhabbeti muhafaza etmesi için Cenab-ı Hakk'a dua ederim.
Allah şahidim olsun ki sahip olduğum bütün hak ve hürriyetlere en az benim kadar onlarında sahip olmasını arzu ediyorum. Ve kendim için istediklerimi kardeşlerim için de istiyorum. Daha ötesi yok, çünkü biz gerçekten kardeşiz! Bir vücudun azaları gibi, etle tırnak gibi, göz ile kulak, kol ile el gibi… Biz ayrılamayız!…
Bu Yazı 2929 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar