Darüssaadette Halife Hazretleri Afiyettedirler İnşallah
27.01.2015        

Darüssaadette Halife Hazretleri Afiyettedirler İnşaallah”

 

 

 

 

İslâm’ın koruyucusu kollayıcısı, öncüsü, önderi, Halifeliğin merkezi Türklük, Müslüman âleme niye sırtını döndü?

Prof. Dr. Teoman Duralı Anlatıyor:

Misafir öğretim üyesi olarak Kuala Lumpur’da bulunduğum sıralarda, “Darwin ve sonrasında Evrim” başlıklı konuşma yapmak üzere, beni,1993 Mayısında, Malezya’nın kuzey batısında Pinang adasındaki Bilim Üniversitesine dâvet etmişlerdi. Bir saat kadar sürmüş olan konuşmamın ardından sorulara geçildi. Bu sırada yaşı yetmiş beş yahut seksen olabilecek, başında, lacivert oluşuyla festen ayrılan, Malayların millî serpuşu songkokunun altından göze çarpan kos helvası misali ak saçlı bir zât, sormak için izin istedi. Bağımsızlık öncesi ‘mürekkep yalamış’ Malaylarda rast gelinebilecek akıcı ve düzgün üsluplu İngilizcesiyle, “ben” dedi, “biyolojiyle, öyleki doğa bilimleriyle ilgili değilim. Edebiyat hocalığından emekliyim. Türkiye’den bir bilgin’in geldiğini haber alınca yetmiş küsur yıldır beklediğim fırsatı yakaladığımı düşündüm. Sabırla evrime ilişkin konuşmanızın bitmesini bekledim. Şimdi, konunuzla hiç ilgisi ilişiği bulunmayan soruma geçebilirim. ‘Bu, konum değil, bundan hiç anlamam’ dahi diyebilirsiniz.

 “Küçük çocuktum. Harbı umumî henüz sona ermişti. Boyunduruk altında yaşayan bu uzak diyârlardaki biz Müslümanların tek umut kapısı, Hilâfet merkezi Osmanlı Devleti tükenmişti. Ortalık boz bulutlarla kararmış olduğu o günlerde, bizim buralardan ırak mı ırak illerden birinde, Anadolu’da, güneşin yeniden doğduğu haberiyle uyanıverdik bir sabah. Bildiğiniz üzere, o zamanlar haberleşme araçları bugünkülerle kıyas dahi kabul etmeyecek raddede zayıf ve azdı. Dışımızda olup bitenlerle ilgili tek haber alma imkanımız o zamanlar Singapur’da basılan  “The Straits Times” idi. Büyüklerimiz bir araya gelip o günün gazetesini mütalaa ederek uzak Anadolu’da cereyan eden harbin safhalarını olabildiğince izlerlerdi. Yine hafızam beni yanıltmıyorsa, o sıralarda, Halife hazretlerini kurtarmak ve İslâm ordusuna destek vermek amacıyla karınca kararınca iâne toplanıp bizim buradaki Müslüman Hintli tacirlerle Hindistan ile Türkistan üzerinden Anadolu’ya gizlice gönderildiğini hatırlar gibiyim. En azından böyle bir rivâyet ortalıkta dönüp dolaşırdı. Anadolu’da savaşan Müslüman Türk ordusunun muzaffer çıkması temennisi, dualarımız ile Cuma hutbelerinin eksenini oluşturmaktaydı. Sonra bir gün Müslüman Türk ordusunun istilâcıyı denize döktüğü haberi geldi. Yüzyılların istilâcısı, sömürücüsü, sömürgecisi, zorbası, demek ki yenilebiliyordu. Şimdi orası kurtuldu, eh sıra bundan böyle bizlere de gelebilirdi.

 “Müslümanlarda erkeklerin uluorta şıkır şıkır oynaması âdetten değildir. Fakat bir ân için her şey unutuldu. Herkes sanki sarhoştu. Şehrin sokaklarında Çinlilerin hayret dolu bakışları arasında anneler, babalar, dedeler, dayılar, amcalar, koca koca adamlar, erkek kardeşlerimiz, ahbap, arkadaş, genç yaşlı, kadın erkek… Herkes oynuyordu… Sevinçten ne yapıp edeceğimizi şaşırmıştık…

 “Peki, sonra ne oldu? İslâmın koruyucusu kollayıcısı, öncüsü, önderi, Hâlifeliğin merkezi Türklük, muzaffer kumandanı başta olmak üzere, bizlere yani Müslüman âleme niye sırtını döndü? Ne yapmıştık, ne suç işlemiştik ki, yetimliğe mahkûm olalım. Evet, sizden bu sorularıma karşılık bekliyorum; yetmiş küsur yıldır beklediğim cevaplar. Bu beklentimde büyük sayıda Müslümanın ruh hâletine de tercüman olduğumu sanıyorum.”

Yukarıdakine benzer başka birçok olayı zikretmek kâbildir: Orta Afganistanın Bamiyan yaylasında 1971 ağustosunda karşılaştğım aksakallı Türkmen kocası, İstanbul’dan olduğumu öğrenince, feri sönmeğe yüz tutmuş gözleri parlıyıvererek  “Darüssaadette Halife hazretleri âfiyettedirler inşaAllah” deyivermesinden tutunuz da, Asyanın en güney ucundaki Singapurda Ondokuzuncu yüzyılın sonları ile Yirminci yüzyılın başlarında oraya uğramış Osmanlı Türk savaş gemisinin efsâneleşmiş ziyâretinin hikâye edilişine, Sumatranın kuzeyindeki Açenin başşehri Bandeaçe merkez camiinde okunan mevlitte Osmanlı Türkünün her yıl tekrar anılmasına varana dek örnekleri genişletip çoğaltmak mümkün.

(Şaban Teoman Duralı, Omurgasızlaştırılmış Türklük, Dergah Yayınları, İstanbul, 2012)


Bu Yazı 1776 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar