Deccal Kelimesi ve Deccaliyet
..        
1. Deccal ve Deccaliyet
Genel kanaate göre biz Müslümanlar, deccalın sadece Müslümanları ilgilendirdiğini düşünürüz. Eski ve yeni Ahitte de deccaldan söz edilir. Yahudilik ve Hıristiyanlıkta da deccal telakkisi vardır. Yahudilere zulmeden Neron, Kaligula, Antious ve Pompey gibi zalim yöneticiler birer deccal olarak yorumlanmıştı.
Tarih içinde peygamberler ve onların yollarında olan hidayet önderleri, insanları dine, hidayete ve sırat-ı müstakime kılavuzluyorlarsa, bunların karşısında yer alan deccaller (yalanla aldatanlar), onlar yolundakiler ve deccalizme uyanlar da; insanları, dinsizliğe, dalâlete, ilhada, zındıkaya ve bidatlere yönlendirip kötü yola davet ederler. Genel bir zihniyet olarak büyük deccal veya deccallar olaylara ve problemlere “uhrevi” değil, “dünyevi” olarak yaklaşırlar.
Ahirzamanda çıkacak, kıyamet alameti olan büyük deccalin (deccallerin veya bu zihniyetin) bir gözünün veya sağ (veya sol) gözünün körlüğü, Allah'ı, ahireti, hak dini görmemesi ve problemlerin çözümünde ve hayat anlayışında dini nazara almamasındandır. “A'ver/kör” kelimesi uğursuzluk, kötülük ve kötü alternatif için de kullanılır. Peygamberler ve takipçileri ise, dünyaya ahiret hesabına bakarlar ve hayata bakışları uhrevidir. Onlar; dünyada yaptıklarında; Allah'ın rızasını, haramları ve helalleri gözetirler. Haramlardan kaçınırlar, farzları işlemede, topluma teşvikte ve tebliğde itina gösterirler.
2. Kelime Olarak Deccal
Arapça asıllı olan “deccal” ne demektir?
·Deccal = çok yalancı, sahtekâr ve pek yalancı demektir.
·“Decele'l- bâ'îra = Deveyi katranladı, katranla boyadı yahut onun her yerini katranla kapladı.”
·“Düceyl = katran.”
·Ed-deccâlü'l-Mesîh = Mesih/Yalancı olan deccal.”
·“El- mesîhu'd-deccâl = Deccal olan mesih.”
Deccaller ve deccaliyet, fikirleri ve zihniyetleriyle hızla yeryüzünü kaplayacak ve toplumları aldatmasıyla etkileyecektir.
·“Decele” fiili öncelikle şu anlamlarda kullanılır: “aldattı, kandırdı, yalan söyledi (kezibe), ateşte yaktı (ahraka), cinsel ilişkide bulundu, topladı, bir şeyin tüm nevilerini bir araya getirdi (câme'a).”
·Ayrıca decele; “yolculuk yaparak yerin çok yerlerini kat' etti” de demektir.
·Fiilin tef'il sığasından olan“tedcîl” mastarı; “gerçek olmayanı ile karıştırmak için, bir şeyi altın suyuyla kaplamak (tağtiye) ve boyamak”tır.
·Doğal gübrenin bir adı da “deccal”dır. Çünkü o bulunduğu yeri kaplayıp kirletir, pis ve necis hale getirir. Bu açıdan dışkı cinsinden olan gübreye “deccal” denilmiştir.
·Hülasa “deccal” kelimesi, “örtmek, yaldızlamak, boyamak, aldatmak” manalarına gelen “d-c-l” kökünden türetilmiştir. Deccal; örten, yaldızlayan, boyayan, aldatan demektir. Deccal kelimesi mübalağalı ism-i fail olduğundan örtme, yaldızlama ve aldatması çokluk ve abartı taşır. Yani deccal olan; örtmeyi, yaldızlamayı, aldatmayı ve boyamayı pek yaman ve mükemmel yapar. Deccaliyet dinsizliği ateşler ve dinlere düşman teoriler ve felsefi akımlarla; küfrü şirki, dinsizliği, dünyeviliği, haramları ve günahları yeryüzüne yayar ve böylece yeryüzünü, küfür, şirk ve günahlarla kirletecektir. Bu açıdan deccaliyet “dinden uzaklık, din ve İslam karşıtlığı ve düşmanlığı” olarak tezahür edecektir. Deccaliyet pek aldatıcı ve göz boyayıcıdır ve hakkı batılla karıştırır. Bu açıdan deccaliyetin her şeyi yanlış değildir.
·Altın suyuna da “deccal” denir. Çünkü o da bir madeni kaplamakla insanı yanıltır ve aldatır; böylece altın olmayanı altın gibi gösterir. Bu durum gerçeği örtmekle aldatmak, sahtekârlık, gerçek olmayanı gerçek gibi göstermektir. Bakırı altın kabul ettirmektir.
·İnsanlara olmayanı var göstermekle vehim verdiği ve aldattığı için; çok ve iyi yalan söyleyenlere de “deccal” denir. Hz. Peygamber de, yalancı peygamberleri “kezzab” ve “deccal” olarak anlatmış, tavsif etmiş ve adlandırmıştı. O sahte peygamberlere “kezzab” ve “deccal” derken; ayetlerde yer aldığı üzere, muhalifleri de Hz. Peygamberi “bir tür deccal” olarak gördüler ve önceden “el- Emin” dedikleri bu kimseyi, “kezzab” olarak tavsif ettiler. Hz. Ali de kendi döneminde Peygamberlik iddiasında bulunan Abdullah b. Kurre'yi “deccal” olarak anmış ve tavsif etmişti. Hadisçiler de, cerh ve tadilde bazı raviler için sahtekâr ve yalancı anlamında “kezzab” ve “deccal” tabirlerini kullandılar.
3. Deccal Kelimesi ve Deccaliyetin söyledikleri
“D-c-l” mastarı ve “deccal” kelimesi hakkındaki bu açıklamalardan sonra bu konuda şu çıkarımlarda bulunabiliriz:
1)Büyük deccal, deccaller veya deccallik zihniyeti demek olan deccaliyet; öncelikle yalancı, sahtekâr ve aldatıcıdır, yani doğru ve gerçek olmayanı farklı ve bilimsel kılıflar altında gerçek gibi gösterir, yaldızlar, çekici kılar ve yayar. Böylece gerçek olmayan ve kötü; güzel, parlak, albenili ve gerçek görülür; gerçek ve güzel olan da batıl, işe yaramaz, kötü, modası geçmiş, eski ve kaçınılması gereken olarak algılanır.
2) Ayrıca deccallik; aldatmasına ve yalanlarına çeşitli (bilimsel, felsefi, ekonomik, sosyolojik vb.) kılıflar uydurarak, onları gerçek zannettirecek, yalana doğruyu kılıf ederek toplumları aldatacak- tır. O batılı hakla ambalajlayıp karıştıra- rak sunacaktır. Sanki altın olmayan değersiz, süfli, kötü bir zihniyet ve yönelimi altınla kaplayıp yutturma- ya benzer bir strateji takip edecek, böylece içinden çıktığı Müslüman coğrafyayı, insanları ve toplumları aldatıp ve arkasından sürükleyecektir. Bunları, “decele” fiilinin “kaplama, örtme ve aldatma” manasından çıkarmak zor değildir.
3)Deccaliyetin yalancılığı toplumlarca, ilk bakışta ve az zamanda anlaşılacak türden değildir. Nasıl ki her yeri katranla boyanan ve kaplanan deve, sathi bakışla siyah sanılır ve öyle vehmedilir. Özellikle hayvancılıktan anlamayanlara siyah kabul ettirilebilir; aynı şekilde, altın suyu ile kaplanan ve yaldızlanan değersiz bir maden de, ehl-i ihtisas olmayan ve kuyumculuktan anlama- yanlar tarafından altın sanılabilir. Özellikle kuyum- culuğu bilmeyen, gerçeği aktaracak gerçek kuyumcu (uzman) bulamayanlar, bu yalana aldanarak kanacaklar, altın olmayanı altın kabul edeceklerdir.
Ahirzamanda gerçek din âlimleri (uzmanları) azalacak, toplumlar din bakımından bir nevi fetrete (ara döneme) düşeceklerdir. Din eğitim ve öğretimi farklı yollarla engellenenler, gerektiği kadar din eğitim ve öğretimi alamayanlar, dinden ve dinin hakikatlerinden haberi olmayanlar; bilgi eksikliğinden deccalizmin yalanlarını ve küfriyatını test edemeyecekler ve ona kanabileceklerdir.
4) Anlaşılması zor, kalabalık kitleler tarafından uzun zaman anlaşılamayacak, gerçek kabul edilecek ve inananları “dinden, ibadetlerden, dindarlıktan uzaklaştıracak” körleştirici yalana ve saptırmaya dayalı irtidatlar ve yönelişler her çağda var olmuştur. Gerçeksiz veya içine batıl karıştırılmış söylemler, ideolojiler, dâhice düşünülmüş aldatmalar, teoriler ve felsefi akımlar, (pozitivizm, materyalizm ve benzerleri) programlı, uzun vadeli stratejiler ve yönlendirmelerdir. Bu açıdan deccallik ve önde gelen temsilcileri; toplumu dinden uzaklaştırarak şekillendirip değiştirmeyi, siyasi iradeyi dinsizliğe alet etmeyi iyi bilirler; toplumlara tesir etme ve yönlendirmede, akıllıca adımlar atarlar.
Peygamberler insanları dâhice ve akıllıca dine, doğruya, güzele ve hakka yönlendirip, şirkin, dinsizliğin ve günahların yolunu kapadıkları gibi, onların karşısında yer alanlar ve deccaliyet de; imansızlaştırmayı, İslamsızlaştırmayı, saptırmayı ve aldatmayı dâhice ve akıllıca yaparlar ve yapmalıdırlar. Aksi halde başarılı olamayacakları açıktır. Aynı zamanda bir yönetme ve yönlendirme dehası olacağı anlaşılan büyük deccal, elbette bütün icraatlarını tek başına yapamaz. O, zihniyetinin önemli, belki de dünyaca meşhur bir önderi ve temsilcisidir; ekibinden, taraftarlarından, hizbin- den, kendisine inananlardan, sevenlerden, kendisi- ne tabi olanlardan ve emirlerini severek yerine getirenlerden yardım alarak icraatlarını yapacaktır.
5) Deccaliyet; gerçekleri ters yüz etmekle ve yalanla aldatmaya dayanan söylemler ve fikirlerle, icraatlarını devam ettirecek ve ayakta kalacak olmalıdır. Böylece İslam ümmeti içinden çıkacak deccaliyet geniş halk kitlelerini ve inananları (müminleri) aldatarak yönlendirecek ve icraatlarını nifak ve bozgunculukla yapacaktır.
Bu açıdan ispatlanamamış ve İslam'la ters düşen teorilere, İslamı ve imanı zedeleyen ve aşındıran izmlere, bilimsel olarak yutturulan akımlara, materyalist dine soğuk bakan felsefi, iktisadi ve sosyolojik söylemlere karşı dikkatli olunmalıdır. Bunlar da bir tür yalan ve yalancılık- lardır; deccaliyet özelliği, etkisi ve misyonu taşırlar. Bu tür yalanlar ve aldatmalar içine; dinsel ve tarihsel yalan ve hurafeler, saptırıcı ideolojiler, bilimsel aldatmalar, medya yalanları, haber ve istihbarat yalanları, felsefi akımlar ve benzerleri girmektedir.
Özellikle diktatörlükler, istibdatlar, militarist baskı rejimleri; yalanın ve gerçek dışılıkların en iyi serpilip boy attığı ve güçlü olduğu ortam ve zeminlerdir. Çünkü o tür yönetimlerin ve onun destek verdiği geçerli ideolojinin muhalefeti susturulmuş, kendilerince hoş karşılanmayan konularda bilimsel eleştiri yasaklanmıştır. Haklar farklı bahanelerle kısıtlanmış, ceberut yönetimce farklı fikirlerin ve tehlikeli görülen düşüncelerin söylenmesi yasal ve yasal olmayan yollarla engellenmiştir. Diktatörleri, onların zihniyet ve yönelimlerini, rejimlerini övmek, doğru göstermek serbesttir hatta vaciptir; hatalarını, yalanlarını, olumsuzluklarını ve eksiklerini eleştiri yasaktır. Bu durum dikta ve baskı rejimlerinin değişmez özelliğidir.
4. Deccal Adıyla mı?
İslam dini açısından konuya bakılırsa; ahirzamanda Müslümanlar arasından çıkan büyük deccal, (ondan önceki çağlarda var olan deccaller ve yardımcıları), “deccal” adıyla ortaya çıkmayacaklardır. Sadece İslâm âleminde farklı asırlarda deccaliyet misyonunu yüklenenler, Müslüman olarak veya Müslüman olduklarını iddia ederek sapıtıcı icraatlarını yürütmüşlerdir. Bize göre bu, her çağda böyle olacaktır. Çünkü deccallikte, dış ve iç yüzün başka başka oluşu vardır. Bunu münafıklık/çifte standart olarak da ifade etmek mümkündür.
Madeni altın suyuyla kaplamak “tedcil”dir, yani kuyumculuk da bir tür deccallıktır. Deveyi katranla veya boyayla boyayıp rengini değiştirmek ve onu olduğundan farklı göstermek de bir tür deccallıktır. Deccaliyet tarafından da, İslam'a dayalı değerler ve kültür değiştirilecek, dinler ve İslam olduğundan ve gerçeğinden farklı gösterilecektir.
Buradan hareketle deccal veya deccaliyet, yalana, gerçek olmayana yaslanarak ve aldatarak iş görecektir. Hatta Müslümanlar içinden çıkan büyük İslam deccalı, Hadislerin anlattığına göre ilk ortaya çıktığında Müslüman sanılacak, Müslüman toplumda, Müslümanlardan görünüp, iman ve İslamiyet aleyhine icraatlar ve faaliyetler yapacaktır. Yani o ve zihniyeti, dıştan bakılınca iyi, çekici, değerli ve altın gibidir, ama içi başkadır.
Onun kimliğini bilenler, ferasetle konuya bakan sağlam Müslümanlar nübüvvet ve mehdiyet yolunun yolcuları ise işin farkındadır. Araştırı- lınca görülür ki; o zihniyet dini zayıflatır, onun sahasını daraltır, bazı hükümlerini kaldırır, dini zihinlere hapseder, yapabildiği oranda toplumdan dinin tezahürlerini siler. Aynı zihniyet ve fikriyat; haramları yasak olmaktan çıkarır, farzları ve dinin emirlerini yapmayı farklı yollarla gizliden ve açıktan engeller.
KAYNAKLAR
AND, Metin, Minyetürlerle Osmanlı- İslam Mitologyası, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2007.
ARSLAN, Arif, Dünya Kültürlerinde Kıyamet, Merkür Yayınları, İstanbul 2003.
AŞIKKULU, Emin, “Kizb”, DİA, XXVI, Ankara 2002, s. 126- 128.
AŞIKKULU, EMİN, “Deccal”, DİA, IX, İstanbul 1994, s. 72.
BUHARİ, Muhammed b. İsmail, Sahihu'l-Buhari, I-VIII, el-Mektebetü'l-İslâmiyye, İstanbul ty.
DEBBAĞOĞLU, Ahmed - KARA, İsmail, Ansiklopedik Büyük İslam İlmihali, Dergâh Yayınları, İstanbul 1979.
DEMİRCİ, Kürşat, “Deccal”, DİA, IX, İstanbul 1994, s. 67- 69.
FEYRUZABADİ, Muhammed b. Yakub, el-Kâmûsu'l-Muhit, Müessesetü'r-Risale, Beyrut 1996.
HAŞİM VELİ, Efsahu'l-Mekâl fi'l-Mesihi'd-Deccâl, Hikmet Matbaası, İstanbul, 1332.
HEYET, el-Mu'cemu'l-Vasit, el- Mektebetü'l- İslamiyye, İstanbul ty.
NEVEVİ, Yahya b. Şeref, Riyazu's- Sâlihîn, terc., Mehmed Emre, Bedir Yayınevi, İstanbul 1987.
SARITOPRAK, Zeki İslama ve Diğer Dinlere Göre Deccal, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1992.
SARITOPRAK, Zeki, “Deccal”, DİA, IX, İstanbul 1994, s. 69- 72.
SEYHAN, Ahmet, Hadislerde Kıyamet Alâmetleri, Tuğra Ofset, Isparta 2006.
ŞAHÂVİ, Muhammed, el- Mesîhu'd- Deccâl Ye'cûc ve Me'cûc, terc., Seyfullah Erdoğmuş, tetkik, Muhammed Şahin, Mektebetü'l- İman, Kâhire 1993.
WAARDENBURG, Jacques “Mesih”, XXIX, DİA, Ankara 2004, s. 306- 308.
Bu Yazı 2839 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar