Deccal ve Deccaliyet
..        

1) Hz. Peygamber'in Dualarının Söyledikleri
Deccalin (deccallik zihniyetinin) önemli özellikleri vardır. Ama bundan önce bizönemli bir sorunun cevabını vermek istiyoruz. Soru şudur:
“Gerçekten deccal ve deccaliyet diye bir şey var mıdır.”
Şimdi konuyu aşağıdaki veriler üzerinde yeniden değerlendirelim:

1) Hz. Peygamberin deccalla ilgili açıklamaları; sahabe âlimlerinden Abdullah b.Ömer, Ensardan Enes b. Malik, Huzeyfe b.Yemân, sahabenin büyük hadis âlimlerinden Ebu Hureyre, Abdurrahman b. Cübeyr, Ebû Said el-Hudri, Mugire b. Şu'be, Abdullah b. Amr, Fatıma bint-i Kays, Cabir b.Abdullah ve Ebu Ümame el Bahili ve Nevâs b. Sem'an gibi sahabelerden rivayet edilmiştir.

2) Ayrıca, Hz. Ayşe, Ebu Hureyre ve Enes b. Malik gibi sahabeler, Hz. Peygamberin deccaldan Allah'a sığındığı dualarını da bize nakletmişlerdir. Şu halde Hz. Peygamber, geçmiş nebilerin ümmetlerini deccaldan korkuttuğu gibi, ümmetini ondan ve tehlikesinden korkutmuş ve ona karşı uyarmıştır. Ayrıca hanımı Hz. Ayşe'nin de şahit olduğu dualarında “Mesih Deccal” fitnesinden hep Allah'a sığınmış ve müminlerin de böyle yapmasını istemiştir.

Hz. Peygamber'in ihbarıyla “tüm nebiler deccaldan haberdar olduğuna göre, bütün ilahi dinlerde deccal inancı vardır ve olmalıdır.”
Öyleyse kestirmeden şöyle denebilir mi?
'Yahudilikte, Hıristiyanlıkta varsa, bize de oradan geçmiştir ve asılsız bir israiliyattır”
Bu, işin kolayına kaçmak ve deccalla ilgili hadislerin hepsine “tümdenci, toptancı ve genelleyici” bir olumsuz tavır almak ve görmezlikten gelmektir. Kanaatimizce sağlıklı bir düşünce olmasa gerektir ve doğru değildir.

Şunu da belirtelim ki, İslam deccal inancı ve kültürü, İslam öncesi dinlerden, siyasi çalkantılardan, mezhep görüşlerinden, folklordan ve bazı düşmanlıklardan etkilenmiştir. Deccalla ilgili hadislerde problemli olanlar da inkâr edilemez. O zaman şu soruyu sormak gerekir:
“İslam öncesindeki her semavi dinde olanın, illa İslam'da olmaması mı gerekir?”
“Bizi bu düşünceyi kurallaştırmaya götüren ayetler ve nakli deliller mi vardır?”
Ayrıca, böylesi bir düşünceye saplanmak çoğu zaman yanıltıcıdır. Mesela bu tarz bir çıkış noktasından hareketle şöyle desek doğru olur mudur?
“Filan dinde tek Allah inancı vardır, İslam'da da tek Allah inancı olduğuna göre, bu inanç oradan gelmiştir ve yanlıştır.”
Elbette doğru olmaz. Ansiklopedi maddeleri okunursa, İslam'da olan pek çok inanç ve telakkinin, farklılık arz etse de önceki dinlerde var olduğu görülecektir. Bu tarz-ı nazarı İslamın emrettiği ve yasakladığı diğer şeylere de uygulayıp genellersek, içinden çıkılmaz bir bataklığa saplanırız.

Tam tersine, aynı iman esaslarının, bazı emir ve yasakların ve diğer gerçeklerin İslam öncesi ilahi dinlerde yer alması, İslamın aynı gerçekleri ihbarını destekler ve “teyit” eder. Deccal, mesih ve mehdi konularına da bu açıdan bakılması gerektiği kanaatindeyiz.
Hz. Ayşe'nin “Mesih Deccal = Yalancı Mesih” fitnesinden Allah'a sığınmakla ilgili sahih rivayetlerinden birisi şöyledir:
“Hz. Ayşe radıyallahu anha'dan: Rasulullah (s.a.v.) şöyle dua ederdi:
'Allah'ım, kabir azabından, ateşin fitnesinden, kabrin fitnesinden, Yalancı Mesihin (el-mesih ed-deccâl) fitnesinin şerrinden, zenginliğin fitnesinin şerrinden, fakirliğin fitnesinin şerrinden sana sığınıyorum.
Allah'ım, hatalarımı kar ve dolu suyu ile (temizler) gibi yıka. Beyaz elbiseyi kirden temizlediğin gibi, kalbimi hatalardan temizle. Allah'ım, tembellikten, yaşlılıktan, borçluluktan ve günah işlemekten sana sığınıyorum.”

Ayrıca sahabe-i kiramdan Ebu Hureyre ve Hz. Peygamber'in yeğeni Abdullah b. Abbas da, Rasulullah'ın ne zaman çıkacağı kesin olmayan deccal fitnesinden Allah'a sığındığını aktarırlar. Tek başına Hz. Peygamberin duaları bile, deccal vakası ve gerçeğinin inkârının mümkün olmadığını gösterir.
2) Deccal Konulu Hadisler ve Olaylar Gerçek mi?

1)Deccal konulu hadisler genel kıstas ve ölçülere göre sahih olduğu gibi, ayrıca bunlar içinde Kütüb-i Sitte'den Buhari ve Müslim'in üzerinde ittifak ettiği “müttefakun aleyh” olanları da vardır. Öyleyse bu konu; hafife alınamaz, görmezden gelinemez, göz ardı edilemez ve kolayca yok sayılamaz. Fakat bu konudaki hadislerin kimilerine israiliyatın, israiliyatla ilgili bazı gerçek dışı malumatların, ravilerin bazı söz ve hilaf-ı vaki istihraç/çıkarım, istinbat ve yorumlarının girdiği de inkâr edilemez. Şu kadar var ki, bütün bunlar, deccal ve deccaliyet gerçeğini inkâra götürmeme- lidir.
3)Hz. Peygamberin konu ile ilgili açıklamaları- na bakılırsa, Rasulullah “müteaddit defa ve farklı zamanlarda” ümmetini deccal fitnesinden, “büyük deccal/yalancı mesih” ve deccallerden inzar etmiştir. O, kimi açıklamalarını ve “hitabelerini de” birden çok kişi ve toplum huzurunda yapmıştır. Diyeceği- miz o ki, bu nakiller nereden çıktığı belli olmayan, köksüz ve fısıltı ile yayılan haberler değildir.
3) Rasulullah “Deccal Hurafe ve Uydurmadır” Dedi mi?
Rasulullah deccal konusu mevzu bahis olunca şöyle dedi mi:
“Böyle şeylere inanmayın, böyle şeyler hurafe ve uydurmadır.”
1)Eğer deccal ve deccaliyetin gerçekliği söz konusu olmasaydı, Hz. Peygamber bunun olmadığını açıklardı. Çünkü konu zaman zaman gündeme taşınıyor, kendisine soruluyor ve konuşuluyordu. Rasulullah “bu bir uydurmadır, bir hurafedir” der ve konuya son noktayı koyardı. Biz de hadis ravilerinden bunu alır, bu hadisi nakleder ve deccal ve deccaliyetin olmadığını anlatırdık. Oysa böylesi bir hadis; “zayıf, problemli ve uydurma da olsa” mevcut değildir. Öyleyse üzerinde düşünülmesi gereken şudur:
“Neden böyle bir hadis yoktur, sahabeler deccala ve deccaliyete inanıyorlar mıydı, Rasulullah çıkacağını söylüyor muydu? Rasulullah deccal ve deccaliyet konusunda açıklamalarda bulunuyor ve onu inkâr etmiyorsa bizim yönelimimiz ne olmalıdır?”

2)Ayrıca zaman zaman sahabeler ve özellikle Arap Yarımadasında dört dâhiden biri kabul edilen Muğire b. Şu'be de deccal konusunda Hz. Peygam- berden sorular sormuşlardır. Bu sorular karşısında Rasulullah şöyle söyleyebilirdi:
“Onun aslı yoktur, ehl-i kitaptan gelen bir hurafedir, israiliyattır, uydurmadır, bana bu hususta bir daha bir şey sormayın…”
Ama o hep deccal fitnesi konusunda onları gerektiği gibi bilgilendirmiş ve sorularına cevaplar vermiştir. Hatta Muğire, deccal konusunda Hz. Peygamber'e ne kadar çok soru sorduğunu şöyle açıklar:
“Mâ seele ehadun en-nebiyye sallallâhu aleyhi ve selemle 'ani'd- deccâli eksera mimmâ seeltu = Nebi sallallâhu aleyhi ve selemle deccaldan benim sorduklarımdan daha çok soran biri olmadı.”
4) Deccal Konusu Niye Karışık?
Zaman zaman konu hakkında şöyle bir soruya da muhatap olmaktayız.
“Deccal konusu neden bu kadar karışık ve anlaşılması zor?”
Konuyu aşağıdaki bilgiler ışığında şöyle açabiliriz:
1) Deccal konulu hadislerde, Kur'an ayetlerinde olduğu gibi, 'müteşâbihât' cinsinden bazı şeyler, zamanımız insanlarındaki gibi akıldan uzak görülebiliyor ve tereddütler de doğurabiliyordu. Muğire b. Şu'be şöyle anlatır:
“(Bir keresinde bana) o (Rasulullah): 'Vemâ suâlüke = Haydi sualin nedir?' dedi.
Ben şöyle dedim:
‘İnnehum yekûlûne: Me'ahû cibâlün min hubzin ve lahmin, ve nehrun min mâin = Gerçekten onlar (deccal konusunda senden bilgi alanlar): 'Onun beraberinde ekmekten ve etten dağlar (gibi yiyecek) ve sudan bir nehir vardır' diyorlar.
(Bunun üzerine) o şöyle buyurdu:
'Hüve ehvenü 'ala'l-lâhi min zâlike = O Allah'a (onun nihayetsiz kudretine) yarattıklarından pek (daha) kolaydır”
Bir başka seferinde de Hz. Muğire'ye, “o sana zarar veremez' dedikten sonra, Muğire: 'Onlar gerçekten, 'onun yanında yiyecekler ve nehirler vardır' diyorlar' deyince Rasulullah buyurmuştu:
“O (bunları yaratmak) Allah'a şundan (yarattıklarından) pek kolaydır”

Muğire o çağda, Arapların dört dâhisinden biri olarak görülüyordu. Görüldüğü üzere bu konuda onu tereddütlere, istibatlara sevk eden soruları vardı. Bu konuda çok sormasının 'nedenlerinden biri de' bu olsa gerekti. Konuyu çok sorması, onu bütünsel ve ince ayrıntılarıyla kavramak istemesin- den de kaynaklanmalıdır.

Fakat o bazı meselelerde aklı tam ikna olmasa da, konuyu “inkâra yeltenmiyor”du. Hz. Peygamber deccal konusunu hafife alıp, görmezlikten gelip, inkâr etmediği gibi; sahabeler de bu yola gitmiyorlardı. Bu yönelimin süre gelmesinden dolayıdır ki, yirminci asra kadar deccali inkâr eden müslüman âlime ve yönelime rastlanmamaktadır.

Hz. Peygamber her konuda örnek ve modelse kendi kendimize şöyle soralım:
“Onun inkâr etmediğini biz niye inkâr edelim?”
“Bu konuda Hz. Peygamber ve ashabın tutumunu örnek alacaksak, onlarla paralel yönelim ve tutumu sergilememiz gerekmez mi?”

2) Abdullah b. Ömer'in naklettiğine göre, Hz. Peygamber veda haccında bile müminler içinde ayağa kalkarak, deccaldan korkutmuştu. Onu dinleyenlerden hiç kimse de deccalı “inkâr etmemiş”ti. Bu konudaki “ikrarları” da sahih rivayetlerin varlığına ve onların sıhhatine kuvvet verir. Çünkü bir topluluk huzurunda gerçekleşen olayı bir kişinin anlatır, orada hazır olanlar onu dinledikleri halde bir şey söylemezse ve susarak takrir ederlerse, anlatanı teyit edip ve desteklemiş olurlar. Bu durum da, olayı o topluluk rivayet etmiş gibi kuvvetlendirir.
5) Deccal Kıyamet Alâmeti mi?

Bu konuda şöyle de sorulabilmektedir:
“Deccal gerçekten kıyamet alâmeti mi?”

1) Şunu açıkça belirtelim ki, deccalla ilgili hadisler ve değerlendirmeler en muteber hadis kitaplarında, eşrât-ı sâat (kıyamet alâmetleri) içinde yer alır, farklı ve meşhur sahabelerden rivayet edilirler. Konu farklı zamanlar ve topluluklar içinde konuşulur.

2) Ayrıca o Hz. Peygamberin (s.a.v.) dualarında yer alır ve en yakınları tarafından bu dualar bize aktarılır. Bütün bunlar; deccallerin ve deccaliyetin mahiyeti herkesçe tam kavranamasa da, şu veya bu şekilde tahakkuk edeceğini, hurafe ve israiliyattan olmadığını göstermektedir.
Osmanlı şairlerinden Niyazi-i Mısri (ölm.1694) deccal konulu bir şiirinde deccalın geleceğini şöyle dile getirir:
“Gele Deccâl gele gele
Gör ki bu gün neler ola
Cümleten il sana güle
Gele Deccâl gele gele
Gör kim senün hâlün n'ola”
Görüldüğü üzere divan şairleri de hadislerden ve deccalla ilgili açıklamalardan hareketle deccalın ve onun temsil ettiği büyük deccaliyetin bir gün geleceğini söylemektedirler. Onun şerri ve fitnesi büyük olduğu için o gün/devir müslümanlar için zor bir dönem olacaktır.

Hadislerde de ahirzamanla ilgili olarak “O gün haliniz nice olur” gibi ifadeler yer alır. Mısrî de “o gün halin (Müslümanların hali) nice ola” derken bir bakıma hadislerden iktibasla konuyu dile getirir. Deccal zamanında eminler hain, hainler emin olacak, müslümanlar tahkir ve terzil edilecek, horlanıp küçük düşürülecektir. Bu yüzden maskara durumuna düşürülen Müslümanlara cümle âlem gülebilir ve onları aşağılar.

Kaynaklar
ARSLAN, Arif, Dünya Kültürlerinde Kıyamet, Merkür Yayınları, İstanbul 2003.
DEBBAĞOĞLU, Ahmed - KARA, İsmail, Ansiklopedik Büyük İslam İlmihali,
Dergâh Yayınları, İstanbul 1979.
İBN-İ MACE, Muhammed b. Yezid, Sunenu İbn-i Mace, III, el- Mektebetü'l- İslamiyye, İstanbul ty.
MÜSLİM, Ebu'l- Hüseyn el- Kuşeyri, Sahihu Müslim, I-III, Tahkik, Muhammed Fuad Abdulbaki, Çağrı Yayınları, İstanbul 1992.
NESEİ, Sinan b. Dımar, Sunenü'n-Neseî, I-VIII, Çağrı Yayınları, İstanbul 1992.
NEVEVİ, Yahya b. Şeref, Riyazu's- Sâlihîn, terc., Mehmed Emre, Bedir Yayınevi, İstanbul 1987.
NEVEVİ, Yahya b. Şeref, Sahihu Müslim bi Şerhi Nevevi, I-XVIII, el-Matbaatu'l-Mısrıyye, Mısır 1924.
NİYÂZİ-İ MISRÎ, Niyâzî-i Mısrî Dîvânı, Haz., Kenan Erdoğan, Akçağ Yayınları, Ankara 1998.
SARITOPRAK, Zeki İslama ve Diğer Dinlere Göre Deccal, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1992.
SARITOPRAK, Zeki, “Deccal”, DİA, IX, İstanbul 1994, s. 69- 72.
SEYHAN, Ahmet, Hadislerde Kıyamet Alâmetleri, Tuğra Ofset, Isparta 2006.
TİRMİZİ, Muhammed b. İsa, Sünenü't-Tirmizi, terc., Osman Zeki Mollamehmetoğlu, Yunus Emre Yayınevi, İstanbul ty.


Bu Yazı 4100 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar