Deccalin Bir Gözü Kör
..        

1. Deccalin Sağ Gözünün Körlüğü Ne Demek?
Hz. Peygamber (s.a.v.) ahirzamanda çıkacak büyük deccali anlatırken onun önemli vasıfların- dan ve özelliklerinden söz eder. Onun en önde gelen özelliği, bir gözünün veya sağ gözünün kör olmasıdır. Onun sağ gözünün körlüğü “a'ver” kelimesi ile anlatılır. A'ver; “tek gözü kör/şaşı olan” demektir. Deccalizmi temsil eden deccalin a'ver oluşu, kimi sahih hadislerde, sağ ve sol ayrımı söz konusu olmadan da açıklanır: Hz. Peygamber bir sözlerinde şöyle buyurmuştu:
“…Onun a'ver/bir gözü kör (tek gözlü) olduğunu iyice bileceksiniz. Oysa Allah a'ver (tek gözlü) değildir. Dünya ve ahiretle ilgili tüm gerçekleri görür.”
Hz. Peygamber gelecekle ilgili bir başka açıklamasında ise şunları söylemişti:
“… Onun durumu size gizli kalmadı ve gizli kalmayacak. Şüphesiz Rabbiniz, (gerçeklere karşı) a'ver / tek gözlü değildir. (Dünyevi ve uhrevi bütün gerçekleri) görür ve size (hakikatleri) bildirmiştir. Ve mutlaka o (deccal) sağ gözü kör (el a'veru'l-yümnâ) olandır. Onun gözü sanki salkım üzerine çıkmış yaş üzüm tanesi gibidir…”
Sahihu'l- Buhari'nin Kitabu'l-Fiten'inde geçen deccalla ilgili bir başka değerlendirmede de o deccal konusunda şu açıklamaları yapmıştı:
“-El- a'veru'l- kezzâb = Tek Gözlü (bir gözü dine ve vahye kapalı) Yalancı.”
“-Hiçbir nebi gönderilmedi ki, a'veru'l-kezzâb'a karşı uyarmış olmasın.
-Elâ innehû a'veru = Dikkat ediniz mutlaka o a'verdir.
-Ve inne rabbeküm leyse bi a'vera = Oysa mutlaka Rabbiniz tek gözlü değildir. (Onun görmediği dini ve dünyevi hakikat yoktur, dini dünya ve ahreti birlikte kucaklar…)”
Hz. Peygamber (s.a.v.) bir açıklamasında da, onun Rablığını iddia edeceğinden söz ettikten sonra şunları söylemişti:
“…Mutlaka o tek gözlüdür. (Yalnız dünyayı görür, dünyevidir, ahireti ve ilahi vahyi görmez ve görmezlikten gelir.) Oysa mutlaka Rabbiniz a'ver (tek gözlü ve şaşı) değildir. (Onun dini dünya ve ahireti birlikte görür, dünya lehine ahireti feda etmez.)”
İbn-i Mâce ve Müslim'in bir rivayetinde de deccalin sol gözünün kör olduğu yer alıyordu. Müslim'de yer alan deccalla ilgili hadislerin ikisinde de, deccalin körlüğü “Memsûhu'l-ayn = gözü mesh edilmiş (kapatılıp, körleştirilmiş)” olarak da açıklanıyordu.
Demek o, gözünün ilahi gerçeklere kapalı olması açısından da bir mesihtir; yani iman gözü, gözünün hidayet ışığı kapatılan, kalbi mühürlenen birisidir. O deccallar ve temsil ettikleri zihniyet böyledir.
2. A'ver Ne Demektir?
Soru: “A'ver ne demektir?”
Deccalin, “a'ver, el-a'veru'l-yümnâ, el-a'veru'l-yüsrâ, el-a'veru'l-kezzâb” veya “memsûhu'l-'ayn” olması konusunda, bize göre şu çıkarımlar, şu tahlil ve teviller düşünülebilir:
1) O a'verdir, yani “tek gözü kör olan”dır. Rivayetlerde, ya sağ ve sol açıklaması yapılmaksı- zın a'ver/tek gözlü oluşu açıklanır, ya gözünün “memsuh” olduğu (meshedilip kapatılması) beyan edilir veya sağ yahut sol gözünün a'verliği dile getirilir. Bize göre onun zihniyetini, icraatlarını, dinlere ve hak dine düşmanlığını ve dünyeviliğini en iyi anlatan, “el-a'veru'l-yümnâ = sağ gözü kör” açıklamasıdır.
“El-a'veru'l-kezzâb” nitelemesi de onu (deccalleri) ve onlarla temsil edilen zihniyeti çok güzel anlatmaktadır:
“Onun gözü/bakış açısı ve zihniyeti parlak, yaldızlı ve doğru gibi görünse de kör, karanlık, nursuz, yani aslında hidayet ve Kur'an nuruna kapalıdır. Onun gidişatı ve yolu dünyevi, imansız, ahlâkı ve sireti din ölçülerine göre bozuk ve noksanlı, zihniyeti vahye dayalı değil de insan karihası mahsulü, tek dünyalı ve tek gözlüdür. Bir gözü dünyevi ve dünyayı görürken veya dünyayı ahirete tercih zihniyetini öne çıkarırken, diğer gözü dinlere, İslama ve vahye ve ahirete kapalıdır.”
2) Ayrıca hangi çağda ve adda olursa olsun, deccaliyet zihniyeti yalancıdır (kezzab ve deccal); yani söyledikleri tartışılmaz kesin doğrular ve vahiy kaynaklı prensipler olmadığı gibi, doğruluğu kesin olmayan bazı teoriler ve felsefi akımlara dayanır.
Onun sağ gözünün ziyası ışığı gitmiştir. Burada ışıktan kasıt onun Kur'an ve İslam ışığından mahrum olması ve onu görmemesidir. Çünkü göz insana gerçekleri görmek için verilmiştir, ama gerçekte gerçeği gören göz değil basar-ı basirettir.
3) Bize göre hadislerdeki körlük ifadelerinden kasıt, deccalin fiziki özelliklerini anlatmaz. Onu ve o zihniyetin gidişatını, iman ve İslam ışığını görmemesini, icraatlarını, hayata bakışı ve kavrayışını ortaya koyar. Hakikatleri görmek için akıl ve hislere ihtiyaç vardır ve bu ikisi iki göz yerinedir. “deccalin bir gözü ki, basar-ı basiretidir kördür” Körlüğün mecazi, yani aklî bir körlük olmasına şu ayet de delildir:
“...Gözler değil, fakat sinelerdeki kalpler kördür” Bu açıdan deccalin “marifetullah tahsil edecek ve mahiyet-i islâmiyeyi görecek gözü kördür.”
4) Mevlana da Mesnevisinde, İslam öncesi dönemde Hıristiyanlara düşman bir padişah vezirinin hikâyesini anlatırken, onun o devrin gerçek Hıristiyanlarını nasıl hile ve aldatmayla kandırdığından söz eder. Vezir yaman bir hileyle, Hıristiyan görünerek ve onları kendilerinden olduğuna inandırarak aldatır. Hıristiyanlar onu mümin sanarak ve kendilerinden bilerek kendisine gönül verirler ve severler. Gizli bir Yahudi ve Hıristiyan düşmanı olan veziri İsa'nın vekili bile sanarlar. Ardından Mevlana vezir hakkında şu değerlendirmede bulunur:
“(Oysa) o, gizli olarak tek gözlü, lanetli deccal'dı.”
Görülüyor ki, deccallik İslam'dan önce de söz konusudur. Mevlana'nın anlattığı gibi, burada sağlam Hıristiyanlara düşman olan ve onları ortadan kaldırmaya çalışan ve zarar vermek isteyen vezir “deccal” olarak anılır. Ayrıca, Vezirin iki gözü sağlam olduğu halde Mevlana tek gözlü olmayı “mecaz olarak” yorumlar ve deccal unvanını verdiği veziri “tek gözlü” olarak anar.
3. Sağdaki Körlük
Soru: “Sağ gözün körlüğü ne demektir?”
1) “El-a'veru'l-yümnâ” sağ gözü kör/şaşı nitelemesi deccal ve deccaliyet konusunda müminleri her çağda yönlendiricidir. Sağ manasın- daki 'yümnâ' açıklamada Arapça sıfat tamlamasına uygun olarak müennes/dişil gelmiştir. Yümnâ, yemîn (sağ) kelimesinin dişilidir. Kur'an-ı Hakim- de ve buna bağlı olarak “İslam kültüründe, yemîn; sağ el, bereket, iyilik, hak/gerçek, en kıymetli uzuv, iyilerin ve mutluların sıfatıdır.” Bir organımız olan elden istiare olarak, “anda ve hılfa/ittifak antlaşmasına” da 'yemîn' denir. Çünkü yeminde söz verilirken el tutuşulur. Arapça bir tabir olarak 'milk-i yemîn' ise, elin (yani el sahibinin) sahip olduğu köle ve cariye demektir ve bu anlatım da, zenginliği ve iyi durumda oluşu simgeler.
“Yemene bi fülânin = filanı sağ yana (iyi yöne) götürdü.” demektir. “Yemene” fiili ise, “Yemen'e geldi, sağ yanından geldi.”, “Yemene fülânün âlehû ('alâ âlihi, ve li âlihî) = filan ailesine (ailesi üzerine ve ailesi için) yümn ve meymenetle geldi” , yani “onlar üzerine mübarek ve bereketli oldu” demektir. “Yemene'l-lâhu fulânen yümnen = Allah onu mübarek kıldı da, o da meymûn oldu” manasınadır.
Aynı kökten gelen “teyemmün”ün bir manası, bir şeyle teberrük, yani ondan bereket ummaktır. Bunun zıddı “tetayyur”dur, yani bir şeyi uğursuz saymaktır. “Meymenet” de “yümn/bereket” demektir. “Meymûn ve yâmin”, yümn/bereket sahibi demektir. Yümnâ, sağ el ve sağ taraf demek olup yüsrâ'nın (sol el ve sol yanın) zıddıdır. Yemîn de, sağdaki organ ve sağ cihettir, yesarın (sol, sol cihet) zıddıdır ve yemîn, öncelikle bereket, güç ve yemin manasına gelir.
Kanaatimizce, deccalin “sağ gözü” kör olmalıdır. Çünkü sağ “iyilik ve hayırları” simgeler. İman ve İslamiyet de mahza hayır ve iyiliktir. Sağ gözdeki körlük bazı şârihlerin de ifade ettikleri gibi mecazidir. O ve habis zihniyetinin hayırlı, hidayetli, nurlu ve nurani olmadığına işaret eder. Çünkü nur, doğru yolun, Kur'an ve hidayetin adıdır.
2) Deccal ve deccalliğin bir vasfı olan a'ver; 'avr ve 'avret'ten gelir. (Kelimenin kökü ayın, vav ve rı ile yazılır). İnsanın ut yerine “avret” denir. Bu kınaî bir adlandırmadır. Avret yerinin görülmesi çirkin olduğu ve görülünce insan utanıp arlanıp kınandığı için, edep yerine “avret” denmiştir. Aynı ilişkiden dolayı kadına da 'avret' denilir. Kabih/kötü söz de, “el-'avrâ” diye anılır. Hz. Peygamber'in din düşmanı amcası Ebu Leheb, İslam düşmanı Ümmü Cemil (el- 'Avrâ) ile evliydi. Kadının adı da İslam düşmanlığı ve manevi körlükle bir uyum içindeydi. Avret, görmemek için göz kapatılması gereken mahal olduğu gibi, kötü söz de duymamak için kulağın kapatılması gereken sözdür.
“'Avirat 'aynuhu”, 'âret 'aynuhu, “tek gözü kör oldu” ve 'avvertuhâ = Onun tek gözünü kör ettim” demektir. İstiare yoluyla “ 'avvertu'l-bi'ra = kuyuyu kör ettim”, yani “toprakla doldurup kapattım. Suyundan yararlanılmaz hale getirdim” anlamındadır. İyi görmediğinden yahut bir şeyi diğerinden ayırıcı ve iyi bakışından dolayı kargaya da “el-'aver/tek gözlü” adı verilmiştir.
Şu halde 'avr kelimesi “kuyuyu kör etmeyi” anlattığı üzere, mecazi kullanıma da müsaittir. Kargayla ilgili olarak kelimenin, “bir şeyi diğerinden ayırıcı ve iyi” veya “iyi görmeyen bakış” anlamı da dikkate değer.
Deccaliyet insan kaynaklarını ve tüm yetenek ve istidatlarını dünyaya tevcih ettiği, dünyevi olduğu ve dini mümkün oldukça dünyadan ayırıp hayattan dışladığı için, dünyevi gelişmelere ve maddi ilerlemelere vesile olabilir. Fakat o zihniyet dine ve dinlere sol ve soğuk bakar, onları iyi görmez ve iyi yorumlamaz.

Şekil 1: Nakkaşın bu minyatüründe deccal, eşeği üzerinde görülmektedir. Eşeğin sağ yanında deccalın adamları ve taraftarları ellerinde def, zurna gibi çalgılarla onun yanında yürümekte- dirler. Deccalın fesi kırmızı, sarığı portakal sarısı rengindedir. Kaftanı siyah, onun altındaki uzun gömleği sarıdır, yarım sakallıdır ve sağ gözü kördür. Diğer deccal minyatürlerinde de nakkaşlar onu gömleği sarı olarak resmetmiş- lerdir. (Bkz. And, 243, 244, 246). Deccal hizasında deccalin ateşini sembolize eden sarı alevler görülmektedir. Deccalın arkasındaki üç kişi onun adamlarını temsil ederler. Bunlardan ikisinin fesi siyah, birininki kırmızıdır. Arkadaki üç kişiden sondaki deccal gibi sarı bir sarık bağlamıştır. Deccalın solundaki tepelerin ardında deccalın askerleri beyaz sarıklı ve boynuzlu gençler olarak yer alırlar. Hadislerde yer alan “iki boynuz” ifadesi şeytanı simgeler, güneş şeytanın iki boynuzu arasından doğar ve batar. Bkz. www.hikem.net/yonetim; (Müslim, salâtu'l- musâfirîn nr. 294'ten). Minyatürde görüldüğü üzere, deccal taraftarlarından dördü sakallı, diğerleri sakalsızdır. Onlardan dördünün bıyığı da yoktur. Minyatür yapıldığı devrin giyim kuşam özelliklerini de yansıtır. Ayrıca burada deccal diğer insanlardan daha büyük ve cüsseli görünmektedir. Bkz. And, s. 242; (Ahvâl-i Kıyâmet, BSB Or. Oct. 1596'dan).

KAYNAKLAR
AND, Metin, Minyetürlerle Osmanlı- İslam Mitologyası, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2007.
ARSLAN, Arif, Dünya Kültürlerinde Kıyamet, Merkür Yayınları, İstanbul 2003.
BUHARİ, Muhammed b. İsmail, Sahihu'l-Buhari, I-VIII, el-Mektebetü'l-İslâmiyye, İstanbul ty.
Falnâme, Topkapı Sarayı Müzesi, nr. H. 1702.
FEYRUZABADİ, Muhammed b. Yakub, el-Kâmûsu'l-Muhit, Müessesetü'r-Risale, Beyrut 1996.
HAŞİM VELİ, Efsahu'l-Mekâl fi'l-Mesihi'd-Deccâl, Hikmet Matbaası, İstanbul, 1332.
İBN-İ HİŞAM, Abdulmelik b. Hişam, Siretü'n-Nebi, I- IV, Daru'l-Fikr, Beyrut 1981.
İBN-İ MACE, Muhammed b. Yezid, Sunenu İbn-i Mace, III, el- Mektebetü'l- İslamiyye, İstanbul ty.
MEVLÂNÂ, Celaledddin-i Rûmi, Mesnevi, I- VI, terc., Adnan Karaismailoğlu, Akçağ Yayınları, Ankara 2007.
MÜSLİM, Ebu'l- Hüseyn el- Kuşeyri, Sahihu Müslim, I-III, Tahkik, Muhammed Fuad Abdulbaki, Çağrı Yayınları, İstanbul 1992.
NEVEVİ, Yahya b. Şeref, Riyazu's- Sâlihîn, terc., Mehmed Emre, Bedir Yayınevi, İstanbul 1987.
RAĞIB EL- ISFAHANİ, el-Mufredât, Kitabu'l-Cumhuriye, Mısır ty.
SABUNİ, Muhammed Ali, Saffetü't-Tefasir, I-III; Daru'l-Kalem, Beyrut 1986.
SARICIK, Murat, Hz. Muhammed'in Çağrısı, Mekke Dönemi, Nesil Yayınları, İstanbul 2006.
SARITOPRAK, Zeki İslama ve Diğer Dinlere Göre Deccal, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1992.
SEYHAN, Ahmet, Hadislerde Kıyamet Alâmetleri, Tuğra Ofset, Isparta 2006.
ŞAHÂVİ, Muhammed, el- Mesîhu'd- Deccâl Ye'cûc ve Me'cûc, terc., Seyfullah Erdoğmuş, tetkik, Muhammed Şahin, Mektebetü'l- İman, Kâhire 1993.
www.hikem.net/yonetim
YAMAN, Bahattin, “Dini Kültürün Resimle İfadesi: Deccal Örneği”, Anadolu ve Çevresinde Ortaçağ, 1, AKVAD, Ankara 2007, s. 139- 155.
ZEHEBİ, Ahmed b. Osman, Târihu'l- İslâm, tahkik, Ömer Abdusselam, Dâru'l- Kitabi'l-Arabî, Beyrut 1987.


Bu Yazı 5447 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar