Deccaliyet, Sağ ve A’verlik
..        

1. Kur'an'da Yemîn/Sağ ve Sağdakiler

Hz. Peygamber deccalla ilgili bir açıklamasında şunları söylemişti:
“… Onun durumu size gizli kalmadı ve gizli kalmayacak. Şüphesiz Rabbiniz, (gerçeklere karşı) a'ver / tek gözlü değildir. (Dünyevi ve uhrevi bütün gerçekleri) görür ve size (hakikatleri) bildirmiştir. Ve mutlaka o (deccal) sağ gözü kör (el a'veru'l-yümnâ) olandır. Onun gözü sanki salkım üzerine çıkmış yaş üzüm tanesi gibidir…”
Görüldüğü üzere deccalin ve onun temsil ettiği zihniyetin sağ gözü kördür. Acaba Kuran ayetleri sağ ve sağdakiler hakkında neler söyler ve buradan, deccalın sağ gözünün körlüğü konusuna bir işaret ve ilişki bulunabilir mi?
Bu soruya cevap vermek için Kuran'da yer alan birkaç ayete göz atmak gerekir:
1) Kur'an'da iyiler, müminler ve cennetlikler “ashâb-ı yemin” olarak anılır. Ayrıca ahirette iyilerin nurları/ışıkları önlerinden ve sağlarından (ve bi eymânihim) koşacaktır:
“Ey iman edenler, samimi bir tevbe (yöneliş ve dönüş) ile Allah'a dönünüz. Olur ki böylece Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, Peygamberleri ve onunla birlikte inananları (ashaplarını) utandırmayacağı günde, Allah sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların nurları önlerinden ve sağlarından koşar da; 'Rabbimiz, nurumuzu tamamla, bizi bağışla, mutlaka sen, her şeye kadirsin' derler.”
Burada sağdan ve önden koşan, onlarla birlikte olan nur/ışık, Peygamberlere, inananlara ve Nebiler ardında hak yolunda olanlara Sırat üstünde ışık veren nurdur. Görüldüğü gibi sağdan (eymânihim) ve önden gelen nur hidayettir; iyilere, Peygamberin açtığı yolda yürüyenlere yol gösterir. İyilerin yolunu ışıklandıran nur sağdan (yemîn) gelmekte- dir. Burada sağ; iyiliğe, iyi sona, cennete ulaşmaya vesile olanla ilişkilidir.
Müdessir Suresinde cehennemin büyük bir uyarıcı olduğu belirtildikten sonra şöyle buyrul- maktadır:
“Her nefis kazandığına karşılık bir rehindir. (Ona ahirette ameline göre muamele edilir.) Ancak ashâb-ı yemin (iyilik ve mutluluk sahibi müminler) hariç. Onlar cennetler içindedirler. Günahkârlara: 'Sizi ateşe sokan nedir?' diye uzaktan sorarlar.”
Görüldüğü gibi “ashâb-ı yemin” olanlar; müminler, hidayettekiler, iyiler ve cennetliklerdir. Onların karşısındakiler ise; namazlarını kılmayan- lar, yoksulları doyurmayanlar, batıla dalanlar, ahireti yalan sayanlar, Allah'a götüren öğütten kaçanlardır. Bunlar da cehennemliklerdir.
2)Yemin kelimesi Kur'an'da “sağlamlık ve güçlülük” manasını da anlatır. Bu bakımından aşağıdaki ayet dikkat çekicidir:
“(O Kur'an) Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. Eğer (Peygamber) bize atfen bazı sözler uydursaydı, elbette onu kuvvetle yakalardık (le ehaznâhu bi'l-yemîn.)”
Ayette söz edilen tarzda bir uydurma olsaydı, Yüce Allah Hz. Peygamber'den kendi kuvveti ve kudreti ile intikam alacaktı. Burada “yemîn”, sağlam ve güçlü şekilde yakalamayı anlatır. Sözü uzatmamak için ilgili ayetlerden bir iki örnekle iktifa ediyoruz:
Saffât Suresinin 27. ayeti de “yemîn” kelimesi- nin anlamı bakımından ilgi çekicidir. Allah, kâfirleri ve onların arkadaşlarını cehenneme atacaktır. Çünkü onlar bunu hak eden suçlulardır. Bu durum şöyle açıklanır:
“(İşte onlar bu duruma düşünce) onlardan bir kısmı diğerlerine yönelir ve birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar. (Kötülere uyanlar uydukları rehber ve liderlerine); 'İnnekum küntüm te'tânûne 'ani'l-yemîn = Siz bize sağdan gelirdiniz (sûret-i haktan görünüp, yalanlarınızı gerçek gibi anlatırdınız)” derler. Ötekiler de kendilerine “zaten siz, inananlar değildiniz” diye karşılık verirler.
Burada da yemîn, “hak ve gerçek tarafı” anlatır. Aldatanlar; gerçek dışılığı, batılı, gayr-i hakikati, bazı felsefi ve gerçek olmayan ideolojileri ve yalanlarını gerçek göstermişler ve insanları peşlerine takmışlardır.
3)Şu halde, sağ gözün körlüğü deccaliyetin İslam'ın hakikatine, hak ve gerçeklere körlüğüdür. “Yümnâ/sağ” kelimesi de, bu açıklamalar ışığında bizi bu tevil ve yoruma yönlendirmektedir.
Bütün bu açıklamalar deccalin, deccallerin veya deccaliyetin 'sağ gözünün körlüğü konusunda önemli ipuçları' vermektedir. Deccalizm, büyük deccal ve diğer deccaller; ashab-ı yeminden; iyilerden ve Hz. Peygamberin açtığı çığırdan gidenler değillerdir. Onlar görünüşte cazibeli ise de; nursuz, hidayetsiz- dirler. Yahut önceden sağlam gözlü, yani mümin iken sonradan kör olmuşlardır. Böylece sağ gözleri- ni, uhreviliklerini, yani imanlarını kaybetmiş münafık veya kâfirlerdir. Bir ilhad, irtidat ve küfriyat içindedirler.
Deccaliyet; şerri, fesadı, küfrü ve kötülükleri yayar, şehveti, sefahati ve haramları ön plana çıkarır. Büyük deccal ve temsil ettiği deccalliğin de 'sağının, yani iyilik, hak ve hayır yanının' ışığı sönmüştür. Doğrulukla iş yapmaz ve aldatmakla icraat yapacağı için, aslında yöneliş ve zihniyeti batıldır. Kesin gerçeklere; Kur'an ve sünnete dayanmadığı için yolu ve çığırı aslında sağlam ve güçlü de değildir. Onun zamanında hainler emin/güvenilir, eminler de hain ve kötü sayılır.
2. Deccaliyet ve A'verlik
2.1. Avret, A'ver ve Âir
Hadislerde deccal zaman zaman “A'veru'l- yümnâ = sağ gözü kör” veya “a'veru'l- yüsrâ = sol gözü kör” olarak geçmektedir.
“'Avr” kökü ve ondan türeyen kelimeler a'ver kelimesi hakkında önemli mana açılımlarına işaret ederler:
·Bir şeydeki yarık (şakk), gedik ve zayıf taraf “avret” olarak anılır.
·Yıkık, çatlak duvar ve yırtık (ikiye ayrılmış) elbise bu adla anılır.
Arapçada nereden geldiği anlaşılamayan hisseye de “sehmün 'âir = kör pay” denir.
·Mecazi olarak mal mülkün gözü doldurmasına da “âiratü 'ayn = gözü kör eden (gözü doyuran)” denilmektedir. Burada aynı kökten kelimelerin farklı mecazi kullanımlarına şahit olmaktayız.
Görülüyor ki, a'ver; her açıdan; “kötülüğü, kusuru ve eksikliği” anlatır.
·Aynı anne ve babadan, başka erkek kardeşi olmayıp tek olan, zayıf, korkak, kendinden iyilik umulmayan, ahmak ve işareti (alemi) olmayan, yani çölde kendisinden sapmak mukadder olan yol manalarına da gelir.
·Her şeyin adisine a'ver denir, beceriksiz kişi, kötü kılavuz, kötü lider ve rehber de a'ver'le anlatılır. A'ver'in “kötü kılavuz ve lider” anlamı da önemlidir. Tarihte toplumları bu tür kimseler ve zihniyetleri sapıtmış ve sapmaya ve dalalete yönlendirmiştir.
2.2. A'verlik ve Dünyevilik İlişkisi
Görüldüğü üzere, deccalin ve deccaliyetin bir özelliği olarak ihbar edilen a'verlikte; kötülük, eksiklik, yarıklık, insanı utandıracak hal gibi manalar bulunmaktadır. Tek gözlü ve tek yanlı, yani Allah'ı, ahireti görmeyen, dünyevi, sadece dünyaya hasr-ı nazar eden bir zihniyettir deccaliyet. Bu yönleriyle eksiktir ve kusurludur. Ahiret ve sonucu itibariyle faydasız, kötü, müslümanlar ve insanlık için hayırsızdır.
Oysa semavi dinler, “dünya ve ahiret saadeti için” indirilmişlerdir. Yani bir bakıma Hz. Peygamber ve ashabı iki gözlüydü; onların yolunda olan Müslümanlar da iki gözlü ve iki dünyalıdır. Tüm peygamberler ve ümmetleri aynı zamanda “sadıklar/doğrular”dır. Bu anlamda onlar iki gözlü iken; deccaller, deccallik ve ahirzamanda gelecek ve çok tesirli olacak deccalizm (büyük yalancılık) zihniyeti tek gözlüdür; yalnız dünyayı görür, ilahi ve uhrevi değil, dünyevidir.
Deccal ve onun temsil ettiği zihniyet; insanları çokça dünyaya, dünyevileşmeye çağırır ve dünyevileştirmeye uğraşır. Aslında “ellezîne yestehıbbûne'l- hayâte'd- dünyâ 'ale'l- âhirati” ayeti ve benzerlerine mazhar olarak dini ve ahireti dünyaya feda eder. Bu açıdan, “mezkûr zihniyete bulaşan ve bu zihniyeti belli oranda yaşayan herkesin, derecesine göre bu zihniyetten, deccallık, kezzaplık ve a'verlikten payı vardır.”
2.3. A'verlik, Köreltme ve Kör Yol İlişkisi

Aynı konuda a'verliğin iki önemli anlamı üzerinde de durmak gerekir:
1)’Avr'dan gelen “ta'vir” kuyuya toprak doldurup köreltmekti. Kuyu körleştirilince hayra ve hayata sebep olan suyu kapanır ve yararsız hale gelir. Kör kuyunun suyundan yararlanılamadığı gibi; deccalizm de kör olmakla, insanların manen “su ve ekmek” gibi ruhen en muhtaç oldukları dini, imanı ve İslamı görmez. kitlelere göstermez, onu öğrenmelerini ve yaşamalarını türlü yollarla engeller. Böylece onları “İslamiyet suyu”ndan, Hz. Peygamberin ğaysa/imdat yağmuruna benzettiği vahiy yağmurlarından yararlandırmaz. Kuran’dan onun koyduğu prensip ve kurallardan uzaklaştırır. A'vere bütüncül bakılıp farklı manaları düşünülür- se, yine deccaliyetin tek yönlü, kötü, din açısından kendisinden iyilik ve hayır beklenmez, -ahireti ve ebedi hayatı dünyaya feda ettiği için- ilk bakışta akıllıca görülse de, öyle bir yönelim olmadığı anlaşılır.
2) A'ver, aynı zamanda “alemi / işareti” olmayan yoldur ve bir bakıma saptıran “kör yol” demektir. 'Deccaliyet yolu' da; büyük deccal ve zihniyeti gibi a'ver olacağından, bu yola girenleri sapıtacağı açıktır. Yani o kör yola çağırır. Ama 'Nübüvvet yolu', a'ver ve kör yol değildir. Çünkü bu yol a'verlik ve eksikliklerden beri olan Allah'ın çizdiği yoldur.
Demek deccallik ve nebilik yolları; çok yönden birbirine benzemez. Birinde olan diğerinde yoktur. Birinde haram olan diğerinde helaldir veya helalleştirilmiş ve yasal hale gelmiştir. Bu yüzden; ahirzaman deccali ve her tür deccaliyet dönemlerin- de, deccalliğin hâkim, galip, etkili ve baskın olduğu zamanlarda; din ve İslam zayıflatılır ve zayıflar. O zaman insanlık özellikle semavi dinlerden ve İslam'dan uzaklaşacak, din emirlerini tutanların ve yasaklarından kaçanların oranı ve sayısı azalacak- tır.
Dinin iyi bilinmemesi ve öğrenilememesi sonu- cunda, ayrıca akıllara takılan sorular ve farklı sebeplerle, imandan sapmalar ve sapıtanlar artacak, çoğunluk ve özellikle gençler “büyük günahları” işleyecek, farzlar terke uğrayacak ve ayrıca yapılmaları “güç ve tehlikeli” hale gelecektir.
Görülüyor ki, deccaliyet insanları fitneye ve şüpheye düşürmesi açısından “ilhad ve zındıklık” olarak da anılabilir. Hatta imanının gereğini yapmakta ve dinini yaşamakta zorlanan müminler, deccaliyetin zuhuru ve ortaya çıkışıyla; zorluk, sıkıntı ve baskılardan dolayı ölümü bile arzu eder hale geleceklerdir.

2.4. A'verlik ve Değersizlik İlişkisi

Ayrıca deccallığın önemli bir vasfı olan a'verlik; her şeyin “adisi ve değersizi” anlamına gelmekle, manasında 'değersizliği' de simgelemektedir. A'verin, beceriksiz, hayırsız kişi ve kötü önder ve kılavuz anlamına gelmesi; özellikle deccaliyeti ve onun belli başlı önder ve temsilcilerini vasıflaması açısından manidardır ve üzerinde önemle düşünülmesi gerekir. Bu zihniyet temsilcileri, dıştan iyi, güzel, parlak, göz alıcı, cazibeli, dünyaca sosyal konumları yüksek görünseler de; insanları dinden uzaklaştırdıkları, dinsizleştirdikleri, İslam- sızlaştırdıkları, hayatın din tarafını göremedikleri, görmezden geldikleri ve göstermedikleri için, toplumda iman ve İslamın etkisini azaltırlar. Müslümanlığı içi boş bir isim ve cansız bir resim haline çevirme yoluna girerler. Bu açılardan onlar gerçekte hakikatli, güzel ve iyi değillerdir, yolları “nebevî”, “ilahi” ve “uhrevi” değil; “deccalî”, “şeytanî”, “havaî”, “şehevî” ve “dünyevî”dir. Onlar bu özelliklerinden dolayı, sünneti (Hz. Peygamber'in açtığı çığırı ve yolu) değiştireceklerdir.
2.5. “Allah A'ver Değildir”

Deccalin a'verliği haber verilirken, Resul-i Ekrem (s.a.v.) Allah'ın a'ver (bir gözü kör, şaşı ve tek gözlü) olmadığını da açıklıyordu. Bize göre bu mukayese, önemli bir incelikleri ortaya koymak- tadır:
1) Allah için “fizikî ve maddi göz ve onun körlüğü” söz konusu olmadığına göre, büyük deccalin, deccallerin ( ve deccaliyetin) a'ver olması da, “fiziksel olarak bir gözünün kör ve görmez olması” demek değildir. Öyleyse a'verlik, tek gözlülük ve körlük; manevi ve mecazidir. Nitekim bu görüşümüzle paralellik arz eden, bunu destekleyen görüşler de, deccalin güzünden (el-'ayn) kastın fizikî göz olmadığını belirtmişlerdir. Yani deccallerin baş gözleri gördüğü halde, onlar bir gözlerini dini, imanî ve İslami gerçeklere kapamışlardır. Deccalin (deccalliğin); akıl, zekâ ve dehası, sadece dünyevidir ve dünyayı görmektedir.
2) Fiziki ve mecazi anlamda körlük, sonradan da teşekkül edebilir: İnsan önceden kör değilken, sonradan bir gözünü kaybettiği gibi; önceden bir din sahibi, dindar ve müslümanken sonradan a'ver/kör olabilir; yani bir sebeple irtidat, zındıklık, ilhad ve küfre sapar ve hidayetini kaybeder. Kıyamet alâmeti olan büyük deccalin veya deccaliyetin önemli temsilcilerinin ve onlara uyanların bu tür insanlar olduğu düşünülebilir. Onlar zamanında mürtetler, dinsizlik, din karşıtlığı ve dine karşı şüpheler ve din konusunda bocalamalar artacaktır. Onlar ve yolundakiler irtidatkar, ilhadkâr bir yöneliş içinde olacaklardır.
3)Allah'ın a'ver olmadığı açıklamasına şu açıdan da bakalım: O ezeli ve ebedi olduğu için, onda, ilminde, gönderdiği asli ahkâmda bir değişme olmaz. Çünkü onun bilmediği yoktur, o unutmaz ve hata etmez. Koyduğu hükümler eksikli ve kusurlu değildir ve o her şeyi bilmektedir. Allah nebilere gönderdiği kitaplarında aynı iman esaslarını bildirmiş ve insanları onlara çağırmıştır. Buradan deccallerin (ve ona uyanların); insanlar olduğu ve bu açıdan ilahlık davalarının yanlış olduğu, var olan bazı dini vasıflarını ve özelliklerini zamanla ve deccaliyetle kaybedecekle- ri ve irtidatla hidayetten çıkabilecekleri anlatılmak-tadır.
4) A'ver kelimesi; deccaliyet körlüklerinin farklı farklı olabileceğini, insanların ve deccallerin farklı manevi sebeplerle hidayetlerini yitirebileceğini de gösterir. Kur'an-ı Hakîm, gören gözleri ve duyan kulakları olduğu halde kâfirlerin din hakikatlerini görmediklerinden ve körlüklerinden şöyle söz eder:
“And olsun, biz cin ve insanlardan çoğunu (sanki) cehennem için yarattık. Çünkü onların kalpleri (akılları) vardır, onlarla (din ve İslam'la ilgili) incelikleri (delilleri) anlamazlar; gözleri vardır, onlarla (Allah'ın ayetlerine ibret gözüyle bakmadıkları için ilahi hakikatleri) görmezler. Ayrıca onların kulakları vardır, bunlarla (gerçekleri) duymazlar. İşte bunlar, evcil hayvanlar (en'âm) gibidirler, hatta (onlardan) daha da sapıktırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridirler.”
2.6. A'verlik ve Kötü Alternatif

1) Bir de a'verin “kötü alternatif”, kötü, uğursuz ve meşum” anlamları da nazara alınmalıdır. Rasulullah insanları İslama çağırınca, müşrik amcası Ebu Leheb, onu himaye eden kardeşi Ebu Talibe giderek itiraz etmişti. Ebu Talib ise onu azarlayarak, kendisine şöyle karşılık vermişti:
“Ey a'ver Ebu Leheb, sana ne bu işten?”
Ebu Leheb'in hanımı Ümmü cemil de “el-'Avrâ” olarak biliniyordu. Ebu Talib müşrik kardeşi Ebu Leheb'i bir tür körlükle itham etmişti. Oysa Ebu Leheb “fiziksel olarak” kör değildi. Şu halde a'ver kelimesi Hz. Peygamber döneminde “manevi ve mecazi körlük” anlamında kullanılabiliyordu. O da bu kelimeyi deccal konusunda aynı anlamda kullanmış olabilir.
Ebu Leheb kördü. Çünkü gerçeği göremiyordu ve kör düşünceliydi. Şu halde her tür deccalizm; dinlere muhalif kötü ve kör alternatiftir. Bu açıdan deccaliyet zamanlarında “Allah, Allah” denmez olur; hayatta Allah az hatırlanır, dinî ve Allah eksenli bir hayat anlayışı yerine, gayr-i dinî, dünyevi bir hayat anlayışı benimsenir. Allah adını ve sözünü söylemek tehlikeli ve sakıncalı olur. Kimse “Allah, din, Muhammed” diyemez hale gelir.
İnsanlara Allah dedirtecek ve Allah'a götürecek yollar açıktan veya gizli hile ve sahtekârlıklarla kapatılır veya daraltılır. Zihinlerde Allah yerine, tabiat, sebepler, tesadüf, her şeyin kendi kendine oluşu, farklı tabular, şüpheler, hurafeler, tanrı tanımazlık/ateizm, evrim ve benzeri akımlar ikame edilir. Bu açıdan “deccaliyet sadece şudur” demek doğru değildir. Farklı akım ve ideolojiler, ona yardım ve destek veren teoriler ve felsefi görüşler deccalizm bağlamında incelenebilir, deccaliyet olarak mülahaza edilebilir ve deccaliyet içinde yer alabilir.
2) Muhammed Esed de, deccalin tek gözlülüğü konusunda şu açıklamayı yapar:
“Hayatın sadece bir yanını, maddi yanını görüyor; manevi yanından haberi yok. (Devrinde olan teknik) mekanik harikaları sayesinde insanın, Allah verisi duygularıyla göremeyeceği şeyleri görüp, işitemeyeceği şeyleri işitmesini sağlıyor…”
Görüldüğü üzere o da deccaliyetin körlüğü ve şaşılığını mecazi ve sembolik anlamda ele almaktadır.
3)Birden çok örnekte görüldüğü gibi, deccaliye- ti ilgilendiren a'verlik ve körlükten kasıt, fizikî ve cismî değil, manevi ve mecazidir. Büyük deccal ve deccallerin organ olarak gözleri nesneleri gördüğü halde, kendileri, zihniyetleri semavi ve ilahi hakikatleri göremez veya göremez olurlar. Böylece küfre düşerler ve inananları da bu yola sürüklerler.
Hz. Peygamber zamanında da Amr b. Hişam (Ebu Cehil) Nadr b. Haris ve Velid b. Muğire ve Ebu Leheb gibi “çok zeki, akıllı ve görme özürlü olmayan” kimseler, iman hakikatlerine ve ilahi vahye karşı çıkıp şirklerini ve körlüklerini sürdürdüler. Bunlar- dan hiç biri fikizî olarak kör ve tek gözlü değildi. Fakat gözleriyle gördükleri halde, manen “görme- yenler” sınıfına ve grubuna dâhil oldular.
Tarihte, kişileri sıfatlama bağlamında da onlara “el- a'ver/tek gözlü, şaşı” lakabı verilebiliyordu. İslam öncesi dönemde Irak'ta kurulmuş olan Lahmiler'in krallarından Birinci Numan (399- 420), “en- Nu'mân el A'ver” diye anılıyordu. Gassan krallarından Haris b. Cebele (II Haris) de, “topal” anlamında “el-A'rac” diye bilinmekteydi.

KAYNAKLAR
AŞIKKULU, EMİN, “Deccal”, DİA, IX, İstanbul 1994, s. 72.
BUHARİ, Muhammed b. İsmail, Sahihu'l-Buhari, I-VIII, el-Mektebetü'l-İslâmiyye, İstanbul ty.
FEYRUZABADİ, Muhammed b. Yakub, el-Kâmûsu'l-Muhit, Müessesetü'r-Risale, Beyrut 1996.
GÜMÜŞHANEVİ, Ahmed Ziyaüddin, Ramûzu'l-Ehadis, terc., Naim Erdoğan, Pamuk Yayınevi, İstanbul 1980.
HİTTİ, Philip K. Siyasi ve Kültürel İslam Tarihi, I- IV, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1980.
İBNU'L- MANZUR, Muhammed b. Mükerrem, Lisânu'l- Arab, I- VI, Dâru'l- Maârif, Kahire ty.
LUİS MA'LÛF, el- Muncid fi'l-Luğa, Beyrut, ty.
MUHAMMED ESED, Mekke'ye Giden Yol, terc., Cahit Koytak, İnsan Yayınları, İstanbul, 2005.
MUHAMMED FUAD ABDULBAKİ, el-Mu'cemu'l-Müfehres, el- Mektebetü'l-İslamiyye, İstanbul ty.
NEVEVİ, Yahya b. Şeref, Riyazu's- Sâlihîn, terc., Mehmed Emre, Bedir Yayınevi, İstanbul 1987.
RAĞIB EL- ISFAHANİ, el-Mufredât, Kitabu'l-Cumhuriye, Mısır ty.
SABUNİ, Muhammed Ali, Saffetü't-Tefasir, I-III; Daru'l-Kalem, Beyrut 1986.
SARICIK, Murat, Hz. Muhammed'in Çağrısı, Mekke Dönemi, Nesil Yayınları, İstanbul 2006.
SARITOPRAK, Zeki İslama ve Diğer Dinlere Göre Deccal, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1992.
SARITOPRAK, Zeki, “Deccal”, DİA, IX, İstanbul 1994, s. 69- 72.
ZEBİDİ, Zeynüddin Ahmed, Tecrid-i Sarih Tercemesi, terc., Ahmed Naim- Kamil Miras, Diyanet İşleri başkanlığı Yayınları, Ankara 1978- 1979.


Bu Yazı 2967 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar