Kapak
Deccaliyetin Mesihliği
..        

1. İcraatları Açısından Deccaliyete Mesih Denmesi
Kanaatimizce, deccala ve deccaliyete “mesih” denmesinin, icraatları açısından da önemli sebepleri vardır:
1)O, bütün semavi dinlere karşı çıkan deccaliyet temsilcisidir. Deccaliyet ve yolunda olanlar,(1) şeytanın aldatması ve onları istilası ile gayr-i Müslimler içinde Hz. İsa dininin kurallarını ve Müslümanlar içinde Hz. Muhammed şeriatının hükümlerini kaldıracaktır.(2) Ayrıca bu yönelim, dine bidatler sokar, hak dini bozar, zayıflatır, değiştirir, dini, dindarları ve din hükümlerini tahkir eder, din esaslı kültür ve medeniyeti, ona karşıt fikirler ve zihniyetle mesh eder. Yani bunları yapabildiği oranda yeryüzünde hâkim olduğu yerlerde silip süpürüp ortadan kaldırır.
2)Komünizmden önce batıda, semavi dinlerin karşıtı felsefi cereyanlar, onların önde gelen temsilcileri, materyalizm ve sosyalizmi doğuran kapitalizm de birer deccaliyet olarak yorumlana- bilir. Özellikle Rusya ve benzeri ülkelerde sosyaliz- mi icra edenler, dünya yüzünde ve kafalarda onu hâkim kılanlar, dinsiz hareket ve yönelişlerin önderleri, bunların yardımcıları ve destekçileri… Bütün bunları ve temsil ettikleri semavi dinlere muhalif zihniyeti, döneminin bir tür deccali ve deccallığı olarak görebiliriz.
Tarih içinde de semavi dinlerin muhalifi bu tür zihniyetler vardır ve onları mesh edip bozmuşlardır. Her çağ ve devirde de benzer zihniyetler olabilir. Elbette bu tür zihniyetlerin önderleri ve liderleri de vardır. Onların temsil ettikleri din yıkıcılığı ve karşıtlığı da birer mesh ve deccaliyet faaliyetidir.
3) Deccal; şeytanın aldatma ve ığvasına kapılmakla “memsuh” olduğu gibi, Hıristiyanlık açısından Nasraniyet imanını, onun tezahürlerini, şeriatını ve kültürünü “yeryüzünden silmek” ve o dinin tesirini gidermekle de mesihtir, yani silip süpürüp yok edendir.
4) Deccaliyet icraatının; müessir değişim ve dönüşümleri olacağı, büyük tahavvülleri, tebdilleri, değiştirme ve dönüştürmeleri gerektireceği açıktır. Bu süreç, bütüncül bir devirme ve yok edilenin yerine başka şeyleri (çığırları, yönelimleri ve yolları) koyma ve ikamedir. Kökleri daha eskiye, tarih içinde hatta Nasraniyetin, ( Hz. İsa'nın gerçek dininin) tahrifine kadar gitse de, özellikle sosyalizm, komünizm ve benzer akımlar; çok yönlü büyük bir devrim ve meshle, hâkim olduğu zihinlerde, yönetimde ve topraklarda, dinleri ve tezahürlerini, iktidarlı, müstebit birer el olarak silip süpürmüştür.
5) Aynı hareketin benzerini İslamlar içinde gerçekleştirecek,(5) şeytanın vesvese ve desisesi ile hakim olduğu toplumda İslam kural ve ilkelerini kaldırmaya çalışacak olan da elbette bir tür “mesîh bir deccaliyet”tir. Herhalde, deccaller ve deccalizm, büyük ve külli tebeddülleri, meshleri ve dönüşümleri yapabilmek için; “tek gözlü, dünyevi bir anlayış ve deha ile” hareket edecek, ilmî ve askerî ordulara dayanacak, aldatarak iş yapacak, yönetim- leri de, totaliter, diktatörce ve müstebit olacaktır.
Deccaliyet ve onun büyük temsilcileri dönemle- rinde ve hâkimiyetlerinde, insanlar günah işlemekte hür ve özgürken, din emirlerini ve ahkâmını yerine getirmekte zorluk, sıkıntı ve yasaklarla karşılaşa- caklardır. Yani o dönemde, nefis ve şeytanın esaretinde olmak hürriyet bilinecek, şeytanın insanları istilası özgürlük telakki edilecek, din ve dindarlık tahkir edilecek, dinin tezahür ve şiarları (sembol ve alâmetleri) engellenecektir.
Deccaller ve deccalizmin büyük ve güçlü görülmeleri; diktatörlükten, insanları nefsaniyet ve şehvetlere yöneltmekten, tahrip ve yıkımın kolaylığından kaynaklanmalıdır. Hak dinin ve tezahürlerinin ortadan kaldırılması; öncelikle din eğitim ve öğretiminin zayıflatılması, kaldırılması, din gücünün kırılması, prensipleri ve ahkâmının hayattan uzaklaştırılmasını da akla getirmektedir.
2. Mesh-i Maddi ve Mesh-i Manevi
Deccaliyetin anlaşılması için “mesh-i maddi ve mesh-i manevi” konusuna da değinmek gerekir:
1) Kanaatimizce, deccalin (deccalizm ve temsilcilerinin) “mesih” oluşunun bir başka yönü de şudur: Onların zuhur, yani hâkimiyet ve iktidarları döneminde ve güçlü zamanlarında, insanlar ve toplumlar bir “mesh-i maddî ve manevi” yaşayacak- lardır. Herhalde bu, deccaliyetin hâkim olduğu topraklardı hak din ve tezahürlerini kaldırması; dinî kültürün, dinî uygarlık, kurumların, dinin sembol ve şiarlarının silinmesi veya bidatlerle bozulması şeklinde tezahür edecektir.
Bu değişim, dönüşüm ve tebeddüller; insanla- rın manevi olarak zihniyetine, değişimlerine, maddi olarak giyim kuşam ve kıyafetlerine kadar ulaşacaktır. Diktatörlükle, kanunsuz veya zalimane kanunlarla vicdanlara baskı, din ve inancın gönüllerden çıkarılması yoluyla bir dinsizleştirme, müslümanlar açısından “İslamsızlaştırma, ilhad ve irtidata yöneliş” söz konusu olacaktır. O zamanlarda irtidat, dinsizleşme, İslamsızlaştırma ve iman ve İslam karşıtlığı kuvvetlenecektir. Bu yapılan bir mesh-i manevidir.
2) Hz. Peygamber ve sonrasında nasıl güçlü olarak “müminleşme, İslamlaşma, İslamlaştırma cereyanı” varsa, hayatın buna göre yaşanması ve İslam uygarlığı vücut bulduysa; deccalizm hâkimiyetinde de gidişat ters yöne doğru olacaktır. İnsanlarda “maddi ve manevi bir mesh” gerçekleş- tirmesi açısından da, deccal ve deccalizm bir mesih (deccallik ve sapıklık mesihliği) olarak yorumlana- bilir.
Şu halde deccallik, hangi çağ ve mekânda olursa olsun, zihinlerden din merkezli, dine dayalı zihniyeti ve kalplerden inancı siler, yani mesh etmeye çalışır. İnanç ve zihniyeti ona göre şekillenen insanların hayat tarzı da deccaliyete uygun hale gelir. Nübüvvet askerleri sahabeler için Allah'ın rızası ve din, hayatta en ön planda gelip onlar dinlerini yaşarken; deccaliyet hizmetkârları, askerleri ve taraftarlarında din, insan hayatında önemsiz ve tesirsizdir. Böylece İslamiyet, sanki içi boşaltılmış bir isime, cansız ve ruhsuz bir resime dönüşmüş olacaktır.
3) Her halde Rasulullah'ın; “Yeryüzünde 'Allah, Allah' denilmeyeceği zamana kadar kıyamet kopmaz” açıklaması da; doğru dinin etkisinin, Allah sözünün ve ahkâmının, deccaliyet dönemlerde zihinlerden ve hayattan olabildiğince silinmeye çalışılacağını gösterir. Belki daha da ileri gidilerek kitaplarda, basında, medyada, eğitim öğretimde, bazı mahfil ve mekânlarda “Allah” demek ve onun dininden söz etmek, onu yükseltmek ve seslendirmek türlü yollarla yasaklanacak, Allah'ı ve dinini savunmak, onun adına müslümanca hareket etmek, imanın birinci şartı olan Allah inancını muhafaza ve ilan etmek iyice zorlaşacaktır.
Bir zaman komünist Rusya'da bunun bir örneği görüldü; orada dinler, onların emirlerini yapmak ve “Allah” demek tamamen yasaktı. (Hatta gençlik yıllarımızda bir şarkıcı Moskova'da 'Çile Bülbülüm Çile' şarkısını söylerken şarkıda bile olsa 'Allah' demesine müsaade edilmemiş, şarkıcı da Allah yerine 'aah!' kelimesini koyarak şarkısını söylemişti).
3. Mesihlik Sürat ve Yayılma İlişkisi
Deccala, yani temsil ettiği zihniyete “mesih” denilmesi, o fikriyatın “yürümesi, yayılması ve yol alması (seyir)” ile de ilişkilidir. Çünkü “mesh, seyir ve yol almak” da demektir. Bu konu birkaç açıdan tahlil edilebilir:
1) Hadislerin bildirdiğine göre mesih/yalancı deccal/deccaliyet, yeryüzünde süratli şekilde dolaşacaktır. Hz. Peygamber deccalın özellikleri anlatılırken ona şöyle sorulmuştu:
“Onun yerde sürati nasıldır?”
Soru üzerine o şöyle buyurdu:
“Ke'l- ğaysi istedberathu'r-rîhu = Rüzgârın arkasından itip getirdiği yağmur bulutu gibi.(6)”
Sonra da deccalın kendisine inanan ve çağrısına “evet” diyenleri dünya nimetlerine gark edeceğini belirtmişti. Anlaşılıyor ki, o zihniyet kendisine inananlara ve taraftarlarına iyi imkânlar, para, yüksek refah düzeyi sunacak, bu açıdan tarafları- na dünyada bir nevi yalancı bir cennet hayatı da yaşatacaktır.(7)
2) Bir başka sahih hadiste ise, onun kırk günde yerleşim merkezlerini Allah dilerse Mekke ve Taybe/Medine hariç olmak üzere- dolaşacağı ve doğudan (Horasan(8), meşrık) çıkacağı haber verilir.(9) Demek o zihniyet, dünyayı pek çabuk dolaşacağı ve yayılacağı için de bir “mesih” olmalıdır. Onun kısa sürede dünyayı gezip dolaşması iki türlü tevil edebilir:
Birincisi: Deccaliyet zamanında iletişim vasıtaları ve seyahat araçları teknolojisi gelişecektir. Basın yayın ve benzerleriyle, haber ve olayları bütün dünya kısa zamanda duyacaktır.(10) Fikirler, zihniyetler ve akımlar da, o çağda pek çabuk yayılacaktır. Böylece deccaliyet sınır tanımayarak tüm yerleşim birimlerine ulaşıp kuvveti nispetinde tesirini gösterecek, on zihniyetin giremediği veya en az etkilediği yerler de Mekke ve Medine ve (dindarlıkça bu ikisine benzeyen yerleşim merkezle ri) olacaktır.
İkincisi: Mekke ve Medine hidayet nurunun dünyaya ilk yayıldığı, nübüvvet ve Kuran'ın mesajının en canlı olduğu merkezleri sembolize ve temsil eder. Buradan hareketle diyoruz ki; “İslamiyet ve deccaliyet” birbirinin zıddıdır. Biri nuru/hidayeti ve hakkı, diğeri zulmeti/küfrü, hakkı görmezliği ve dalaleti temsil eder. Biri kuvvet- lendikçe diğeri zayıflar. Şu halde dini bütün, Kur'an ve iman hakikatlerine dört elle sarılmış, bir nur/hidayet olan Kuran'ın mesajını hakkalyakin kavramış insanlar, yerleşim yerleri ve beldeler; deccalizmin, ulûhiyet ve risaleti, risaletle gelen ahkâmı inkâr yöneliminden; salâbet ve dindarlıkları oranında az etkileneceklerdir.
3) Herhalde büyük deccal, takipçileri ve o fikriyat, yeryüzünü “deccal” adıyla mesh edip/yol alıp gezmeyecektir. Bu takdirde herkes deccallığı bilir ve böylece imtihan sırrı bozulur. Belki o bir diktatör, bir baskıcı, muktedir bir yönetici, insanları din ve diyanetten etkili şekilde uzaklaştıran bir akımın güçlü önderi olarak görülecek ve bilinecektir. Onun gezmesi de, Resul-i Ekrem'in Allah'a sığındığı “fitnesini ve şerrini uyandırması ve yayması” demek olmalıdır.
Hız ve teknolojik gelişme ile; o devir ve zamanlarda bir yıllık iş bir ayda, bir haftalık iş bir günde veya daha kısa zamanda yapılabilecektir. Yahut ifsat, tahribat ve bozma kolay olmasından, uzun yılların birikimi ile ortaya konan dinsel, kültürel, eğitim ve ilim irfan kurumları, hızla ve kısa zamanda ortadan kaldırılacaktır.

Dipnotlar
1-Buna “Büyük Deccal” diyebiliriz.
2-Hz. İsa ile gelen din de bir semavi dindi ve tevhidi savunuyordu. Deccalizmin Müslümanlarda dini ve Müslümanların üzerinde olduğu sünneti /Hz. Peygamberin yolunu değiştirmesi için bkz. Gümüşhanevi, nr. 1609.
3-Hz. Peygamber “yahrucu'd-deccâlü fî ümmetî = Deccal ümmetim içinden çıkar” buyurarak, Müslümanlar içinden çıkacak İslam deccalını haber vermektedir. Bkz. Müslim, III, 2258, nr.2940, III, 2260 nr.2940.
4-Gümüşhanevi, nr. 5922.
5-Rağıb, s.168.
6-Müslim, III, 2252, nr.2137; Deccalin hızı konusunda ayrıca bkz. Muhammed Esed, s. 382; And, s. 245.
7-Geniş bilgi için “Deccalın Suyu” konusuna bkz. Deccalın cenneti minyatürlerde de yer almış ve nakkaşların anlayışlarına göre şekillenmiştir. Bkz. Resim 3,4,5. Yaman, YAMAN, Bahattin, “Dini Kültürün Resimle İfadesi: Deccal Örneği”, Anadolu ve Çevresinde Ortaçağ, 1, AKVAD, Ankara 2007, s. 152- 153; (Tercüme-i Miftah-ı Cifr el- Câmi, vr. 273b, Topkapı Sarayı Müzesi, Bağdat, nr. 373; Tercüme-i Miftah-ı Cifr el- Câmi, İstanbul Üni. Kütb. TY. 6624, vr. 97b; ed-Dürrü'l- Munazzam Fî Sırrı'l- İsmi'l-A'zam, Cihester Beatty kütüphanesi, nr. 444'den); Sabaz, “Deccal”, Tefekkür, XIX, s. 29.
8-Horasan; kelime olarak “güneşin doğduğu yer ve meşrık” anlamındadır. Anadolu kelimesinin Rumca olan aslı da aynı anlamdadır.
9-Müslim, III, 2264, nr.2942, III, 2265, nr.121, 2943.
10-Sabaz, “Deccal”, Tefekkür, XIX, s. 29.
Kaynaklar
GÜMÜŞHANEVİ, Ahmed Ziyaüddin, Ramûzu'l-Ehadis, terc., Naim Erdoğan, Pamuk Yayınevi, İstanbul 1980.
MUHAMMED ESED, Mekke'ye Giden Yol, terc., Cahit Koytak, İnsan Yayınları, İstanbul 2005.
MÜSLİM, Ebu'l- Hüseyn el- Kuşeyri, Sahihu Müslim, I-III, Tahkik, Muhammed Fuad Abdulbaki, Çağrı Yayınları, İstanbul 1992.
RAĞIB EL- ISFAHANİ, el-Mufredât, Kitabu'l- Cumhuriye, Mısır ty.
SABAZ, Burhan, “Deccal”, Tefekkür, XIX, Nesil Matbaacılık, İstanbul 2009, s. 28- 31.
Tercüme-i Miftah-ı Cifr el- Câmi, Topkapı Sarayı Müzesi, Bağdat, nr. 373, vr. 273b.
Tercüme-i Miftah-ı Cifr el- Câmi, İstanbul Üni. Kütb. TY. 6624, vr. 97b.
YAMAN, Bahattin, “Dini Kültürün Resimle İfadesi: Deccal Örneği”, Anadolu ve Çevresinde Ortaçağ, 1, AKVAD, Ankara 2007, s. 139- 155.


Bu Yazı 2636 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar