Değişen Sofra Kültürümüz
..        
Günümüzdeki hızlı şehirlileşme ve batılılaşmanın tesiriyle birçok güzel adet ve geleneklerimiz kaybolmaya başladı. Özellikle televizyon sayesinde bizlere sunulan çeşit çeşit yeni adetler maalesef eski, ama güzel adetlerimizi unutturur oldu.
Unutulmaya başlayan bu güzel adetlerimizden birisi de sofra adetimiz, daha doğrusu yemek adetimiz. Sofra deyince ille de yer sofrasını kast etmiyorum. Bir arada ailece yemek yeme adetini kast ediyorum.
Bizi millet olarak ayakta tutan, bütünlüğümüzü sağlayan en önemli unsurlardan birinin de aile olduğu ve buna batılı toplumların da özenerek hak verdiği herkesçe bilinmektedir. Bizim aile yapımızın en önemli özelliklerinden birisi de yemeği bir arada yemektir.
Sofrada bir arada olmak, birliğin beraberliğin, ailece kaynaşmanın kuvvetlenmesini sağladığı gibi, ufak tefek kırgınlıkların giderilmesine de vesile olur. Elbette ki, bu şekilde zevkle yenen yemeğin daha lezzetli olduğunu söylemeye hiç hacet yoktur.
Günümüzdeki hızlı kültür değişimi bizlere yeni bir beslenme alışkanlığı getirdi. Yoğun iş ortamında yemeğe fazla vakit ayıramaz olduk. Bilhassa öğlenleri dışarıda ayaküstü yemeler mecburen moda oldu. Ekmek arası, tost, sandviç gibi pratik yiyecekler, daha çok da gelişme çağındaki öğrenciler için en birinci gıda şekli oldu. Hele yanında, zararlarını ne yazık ki bir türlü kabul edemediğimiz kolalı ve boyalı içeceklerle bir ekip oluşturan bu beslenme şeklinin kötü sonuçlarını yıllar sonra göreceğiz.
İçinde bulunduğumuz yüzyılın icabı her ailede çalışan sayısı arttı. Dolayısıyla öğlen yemeklerinde bir araya gelmek her zaman mümkün olamıyor. Ancak sabah ve akşamları bir arada olmak mümkün.
Osmanlı dönemi sofra yaşantısına baktığımızda bugün kalmayan uygulamalar görüyoruz. O zamanlar yer sofrasında yenilen yemeklerde, yere yayılan sofra örtüsünün üstüne bir altlık ve üzerine konulan bir sini etrafındaki minderlerde sağ taraf hafif sofraya dönük olarak oturulurmuş. Sofra örtüsü dizlerin üzerine çekilirmiş. Oturma düzeni olarak; Büyük anne ve büyük baba (varsa) babanın iki yanına oturur. Anne, ise yardım etmek için çocukların aralarına oturur. Yemeğe sofranın büyüğü Besmele ile başladıktan sonra diğerler aile fertleri öyle başlarmış. Yemek sükûnet içinde yenir, ağız şapırdatılmaz, yüksek sesle gülünmez, çok fazla konuşulmazmış. Genelde ilk yemek çorba, çorbadan sonra bir et yemeği, yanında pilav, sonra soğuk yemek veya börek, daha sonra da bir çeşit tatlı ya da meyve olurmuş. İçecek olarak ise su ve ayran Yemek sonrası ise kahve içilmesi hayli yaygın bir adetti. Tabi günümüzde o adet de, yerini bir ölçüde, neskafe türü içeceklere bıraktı..
Yemeğe Besmele ile başlayıp Elhamdülilah ile bitirmek, bize bu nimetleri veren yüce yaratıcıya saygı ve şükrün ifadesidir. Birlikte yenilen yemeğin sonunda yapılan dua ise, toplu halde bir şükür olması dolayısıyla daha da kuvvetli bir şükür ve niyazdır muhakkak. Aile bütünlüğü ve sağlıklı beslenmeyi esas alan geçmiş dönemlerdeki sofra adabımıza karşılık, günümüzde şartlar değişse de, bu adetlerden pek çoğu, bazı değişikliklerle aslını koruyarak uygulanabilir elbette. Yeter ki isteyelim.
Maalesef günümüzdeki sofra adabındaki bir başka bozulma da, israf. Bunun için
“Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz, çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (Araf, 31) ayeti kerimesini sık sık hatırlamamız gerekiyor. Dünyada açlık çeken, açlıktan ölen yüz binlerce insan varken, yemek israf etmenin ne kadar veballi olduğunu söylemeye hacet var mı? Hele hele resmi kurum yemekhanelerinde, lüks restoranlarda, davetlerde israf olunan yemeklerin ne yazık ki haddi hesabı belli değil.
Son günlerde televizyonlarda moda olan yemek yarışmalarını gördükçe, oradaki katılımcıların reyting uğruna, dedi kodu ortamında yemekleri kötüleyip, ziyan olmalarına sebep olmaları, şahsen beni çok üzüyor. Acaba, o yarışmalardan alacakları paraya ihtiyaçları olmadığı halde, sırf nam olsun diye, yaptıkları davranışların kötü örnek olarak insanları etkileyeceğini düşünmüyorlar mı? Bizler geçmişimizdeki güzel adet ve geleneklerimizi koruyarak, yeni yetişen nesillere bunları aktarabilirsek, kimliğimizi de bozulmadan korumuş oluruz. Bu konuda en çok annelere ve öğretmenlere görev düşüyor. Çünkü çocuklar, onların ellerinde şekilleniyor. Eğer temelde biz onlara sağlam ve doğru bilgiler verebilirsek gelecekte de kolay kolay bozulmazlar.

Bu Yazı 2890 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar