Demokratik Açılım Süreci Başlamadan Bitmesin
..        
Demokratik açılım süreci ile ilgili tartışmalar artarak devam ediyor. Gerek siyasi çevreler ve gerekse kamuoyundaki gerilim giderek artıyor. Halk pek çok bölünmenin yanı sıra, demokratik açılım karşıtları ve demokratik açılım taraftarları diye yeni bir bölünme ile karşı karşıya bulunuyor. Millet adeta ikiye bölünmüş durumda. Her kafa- dan bir ses çıkıyor, herkes bir şeyler söylüyor, bir tartışmadır almış başını gidiyor. Ama tartışılan konunun mahiyetini veya başka bir ifade ile neyin tartışıldığını kimse tam olarak bilmiyor.
Demokratik açılım konusunda, süreci engelle- mek için tüm muhalefet grupları ortak bir cephe oluşturmuş ve Hükümet siyasi yalnızlığa itilmiş durumda. Demokratik açılıma olan kamuoyu desteği her geçen gün biraz daha azalıyor. İlk zamanlar açılım lehine olan %75lik kamuoyu desteği, %35- 40 lara gerilemiş durumda. Yapılan kamuoyu araştırmalarına göre İktidar partisi de kan kaybediyor.
CHP ve MHP'nin aşırı sert muhalefeti, Ergenekon ve PKK terör örgütlerinin provakatif eylemleri ve yürütülen yoğun kara propaganda faaliyetleri, DTP'nin sabırları zorlayan bölücü ve kışkırtıcı tavırları ve neticede Anayasa Mahkemesi kararı ile kapatılması… vs. derken, demokratik açılım süreci başlamadan bitme noktasına geldi.
Anti demokratik uygulamalardan bıkmış, devletin resmi ideoloji dayatmalarından bunalmış, temel hak ve hürriyetleri kısıtlanmış mağdur kesimler, ilk defa bu kadar çok heyecanlanmışlar, hukuk devletinin tesisi, demokrasinin önündeki engellerin yok edilmesi ve hürriyetlerin üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması konusunda ilk defa bu kadar çok ümitlenmişlerdi.
Demokratik açılım konusunda, Cumhurbaş- kanının yeni yasama yılı törenlerinde TBMM'de yaptığı konuşma ile başlayan ve Sayın Başbakanın Partisinin 3. olağan kongresinde yaptığı muhteşem konuşma ile zirveye ulaşan iyimser hava ve canlanan ümitler, yerini endişeli bir bekleyişe bıraktı. Sağduyulu insanlar, demokratikleşme sürecini baltalamak için yapılan provokasyonların farkında ve kaygılı. Çözüme bu kadar yaklaşılmış- ken provokasyonlar başarılı olur da, süreç başlamadan biter mi acaba? Bundan sonra neler olacak? Kamuoyu kaygı ile gelişmeleri izliyor.
Hükümetin demokratik açılım konusundaki iyi niyet ve samimiyetinden şüphe yok. Ancak ısrarla açılımı savunanlar bile, sürecin iyi yönetilemediğinden, önemli taktik hataları yapıl- dığından, gelişmelerin kontrolden çıkarak tehlikeli bir boyuta sürüklenmeye başladığından yakınıyor- lar.
Oyunlara, kara propagandalara, provakasyon- lara asla prim verilmemeli, yeşeren ümitlere kıyılmamalı, demokratikleşme süreci mutlaka işletilmeli ve ülkenin sırtında kambur olmuş müzmin sorunlar mutlaka çözüme kavuşturulma- lıdır. Onun için sağduyulu kamuoyu demokratik açılım sürecine olan desteğini sürdürmelidir. Ancak, Hükümet ve İktidar çevreleri de başını ellerinin arasına almalı, nerede hata yaptık diye muhasebe yapmalıdır. İlk başta, ülke genelinde bir heyecan yaratan ve ümitli bir beklentiye yol açan demokratik açılım söylemleri, ne oldu da ülkeyi böylesine büyük bir gerilimin içerisine soktu ve kutuplaşmaları arttırdı? Açılım lehine başlangıçta %75lerde olan kamuoyu desteği niçin artmadı da, sürekli azaldı, % 35'lere geriledi ve hala azalmaya devam ediyor?
Kamuoyunda demokratik açılım sürecinin iyi yönetilemediği konusunda öne çıkmış bazı eleştirilere kısaca değinmekte fayda var.
1-Açılım söylemleri, “Oy kaygısı gütmeden, popülizmden uzak durarak, siyasi sonuçlarına katlanmaya, bedel ödemeye, ne pahasına olursa olsun…” gibi ifadelerle dillendirilmeye başlandı.
Oy kaygısı gütmemek, popülist politika izlememek demek; seçmenlerin yani halkın tercihlerini, taleplerini dikkate ve ciddiye almamak demektir. Halka rağmen halkçılık anlamına gelmektedir. Bir projenin oy kaybettireceğini kabullenmek, halka rağmen iş yapmak ve halkın istemediği şeyleri yapmak anlamına gelmektedir. Oysa demokrasi, oy kaygısı gütmeyi, popülist politikalar talep etmeyi, seçmenlerin talep ve tercihleri doğrultusunda icraat yapmayı gerektirir. Seçmen tercihlerine, halkın taleplerine uygun olmayan hizmet arzı, dayatmacı ve antidemokratik nitelik taşır. “Daha fazla demokrasi” iddiası ile başlatılan bir projenin startının “oy kaygısı ile hareket etmeyeceğiz” türü ifadelerle verilmiş olması; daha işin başında Besmelenin yanlış okunması anlamına gelmektedir. Bu ifade tarzın- da, ikna ve uzlaşmadan çok, bildiğimi okurum, doğru bildiğimi dayatırım yaklaşımı vardır ki, bu çok da demokrat olmayan bir tavırdır.
2-Demokratik açılım ile ilgili söylemlerde bütünlük ve tutarlılık olmaması kafaları karıştırdı. İlk önce Kürt Açılımı dendi. Kürt açılımı tabiri polemik ve tenkit konusu olunca, gelen tepkiler nedeniyle, ifade değiştirildi ve ülkede yaşayan otuzdan fazla etnik kökenden söz edilerek projenin ismi “Demokratik Açılım” olarak değiştirildi. Açılımın bütün etnik kökenleri ve farklı inanç gruplarını kapsayacağı ifade edildi. Bu defa “farklılıklara vurgu yapılıyor, bunlar ülkeyi böldürecekler” tarzında ortaya çıkan kuvvetli muhalefet ve tepkiler karşısında tekrar söylem değişikliği yapılarak, “milli birlik ve kardeşlik projesi”nden söz edilir oldu. İfade ve söylemlerde- ki sürekli değişiklikler, kamuoyundaki “Bunların ne dediği, ne yapacağı belli değil” kanaatinin yayılmasına yol açtı.
3- Bu arada bazı çevreler, Kürt açılımı/Demok- ratik açılım projesinin aslında ABD'nin bir projesi ve Türkiye'ye dayatması olduğunu, hükümetin de ABD projesinin taşeronluğunu yürüttüğü propa- gandasını ısrarla yaymaya başladılar.
Hükümetin kamuoyunu yeterince bilgilendire memesi ve ikna edememesi, tatminkâr bir program ortaya koyamaması, maalesef bu tür propaganda- ların kamuoyunu olumsuz yönde etkilemesine zemin hazırladı. Demokratik açılım projesinin, ülkeyi bölünmeye götüreceğine inananların sayısı her geçen gün biraz daha artmaya başladı.
4- Demokratik Açılım Projesi, içi boş bir söylem olarak ortaya çıktı. Hükümet ve iktidar çevreleri yoğun bir tempoda açılımdan söz etmeye başladı- lar. Ancak açılımdan neyi kastettiklerine dair somut bir program ortaya koyamadılar. Herkes açılımdan neyin kastedildiğini merak etti. Ama kimse tatminkâr bir cevap bulamadı.
Hükümet önceleri, “programın mahiyetini birlikte belirleyeceğiz, onun için somut bir program paketi ortaya koymadık” türü beyanlarda bulundu. Fakat iktidarın kendi mensupları dahil kimse açılımdan neyin kastedildiğini bilmiyordu. Herkes içeriği bilinmeyen bir projeyi tartışıyordu.
Bu arada yoğun bir kara propaganda kampan- yası başladı. Hükümet ve iktidar partisi PKK ile uzlaşmakla itham edildi. Abdullah Öcalan'ın hazırladığı öneriler paketinin incelendiği, ABD'nin PKK ile uzlaşma konusunda baskı ve dayatmada bulunduğu, ülkenin bölüneceği vb. iddialar kamuoyunda yoğun olarak işlenmeye başlandı Hükümetin tüm bu olup bitenlere rağmen somut bir program ortaya koyamaması ve aleyhte yapılan propagandalar neticesinde, kamuoyunda ülkenin bölünmeye doğru sürüklendiği kanaati hızla yayılmaya, açılıma olan kamuoyu desteği azalma- ya başladı.
5- Bir taraftan PKK ve yandaşlarının provakatif eylemleri, diğer taraftan PKK'nın açılım sürecini baltalamaya çalıştığının kamuoyuna yeterince anlatılamaması, ırkçı kesimlerin Türk-Kürt gergin- liğinden nemalanmaya çalışması, halk arasında kutuplaşma varmış kanaatinin yayılması, açılımı engellemeye yönelik provakatif eylemlerin bazı medya kuruluşlarınca abartılarak kamuoyuna sunulması ve halkın zihninde tahripkar iz bırakılması gibi nedenler, “eyvah memleket yanıyor, ülke bölünüyor” endişesinin yayılmasına neden olmuştur. Gerek Türkler, gerekse Kürtler arasında siyasi tabanını ırkçılıktan ve gerilimden kazanan çevrelerin aleyhte yürüttükleri kampanya karşısında Hükümetin yaptığı çalışmalar ise çok yetersiz kaldı.
5-Sürekli açılımdan söz edilip, somut program- lar ortaya konulmaması ve somut adımlar atılma- aması, hükümet ve iktidar çevreleri hakkında “Çok konuşuyorlar, ama iş yapmıyorlar” imajının yayıl- masına neden olmuştur. Aleyhte yapılan propagan dalarında etkisiyle “Zaten bunlar ortaya bir laf atarlar, tepki görünce de hemen geri çekilirler; çok konuşurlar, az iş yaparlar” türü sözler halk arasında çok fazla konuşulur olmuştur.
Demokratik açılım süreciyle ilgili bazı aksaklık lara temas ettikten sonra, sürecin nasıl işlemesi gerektiği konusundaki bazı düşüncelerimizi aktar- mak istiyoruz.
Öncelikle demokratik açılım projesi kamuoyu- na deklere edilmeden önce, tüm ön hazırlıklar yapılmalı, resmi ve sivil kesimden müşterek ihtisas komisyonları teşkil edilmeli, demokrasi, hukuk devleti, hak ve hürriyetler konusundaki tüm sıkıntı lar tespit edilmeli ve bu sıkıntıları gidermeye yöne- lik tedbirler belirlenmeli. Sadece bir kesimin sıkıntı ları değil de, halkın her kesiminin demokratik hak ve hürriyetleri ile ilgili sorunlarına ilişkin çözüm paketi hazırlanmalı. Tüm ön hazırlıklar tamamlan- dıktan sonra, paket kamuoyunun bilgi ve görüşüne sunulmalı, tartışmaya açılmalı. Resmi ve sivil toplumun her kesiminden çözüme yönelik teklifle- ri ve katkıları talep edilmeli, sıkıntısı olup da paket- te çözüm öngörülmeyen sorun sahibi kesimlerden sıkıntılarını ve çözüm önerilerini iletmeleri istenme meli. Demokrasinin ortak değer olduğu ve bizim insanımızın da, en az batı insanı kadar hak ve hür- riyetlere layık olduğu vurgulanmalıdır.
Toplumun her kesimini kucaklayan bir açılım paketine hiç kimse açıktan muhalefet edemez. Zira hiç kimse demokrasi ve hürriyet düşmanı olarak damgalanmak istemez. Ortalık çok fazla velveleye verilmeden hak ve hürriyetler konusunda gerekli iyileştirilmeler yapılabilir.
Sayın Başbakanın, partisinin büyük kongresin- de yapmış olduğu konuşma toplumun her kesimin de heyecan uyandırmış ve takdirle karşılanmıştı. Söz konusu konuşmayı tenkit edenler bile, “Lafta kalmasın, icraata dönüşsün” eleştirisinden öteye gidememişlerdi. İşte o konuşmanın muhtevasına uygun bir açılım programı izlenebilir.
Hükümet açılım konusunda, sivil toplumu yeterince muhatap almadı. Sivil toplumun görüş ve tavsiyelerine başvurmadı. Halkın güven ve itibar duyduğu kanaat önderleri sürece dahil edilmedi. Sadece iyisini, doğrusunu biz biliriz edasıyla, deklere eden ve buyuran pozisyonunda kalındı.
Oysa pek çok sivil toplum grubu, Hükümetin sözünü ettiği açılımları yıllardır başarı ile uyguluyor. Mesela Kurban Bayramında, muhtelif batı illerinden 1000 kadar işadamının Diyarbakır'a giderek kurbanlarını orada kesmesi, kurban etini Diyarbakır'ın yoksul halkına dağıtması ve biz kardeşiz diyerek halk ile bayramlaşması…
Ve benzeri faaliyetler kardeşlik duygularını zirveye çıkaran çalışmalardır. Bu tür çalışmalar bölücülerin uykularını kaçırmaktadır. İktidar çevreleri de bu durumdan biraz olsun ders almalıdır.
İnsanları bir arada tutan, kalabalıkları halk veya millet yapan iki önemli bağ vardır. Maddi bağlar, menfaat birliği ve birlikte yaşama zorunlu- luğudur. Manevi bağlar ise duygu ve inanç birliği- dir.
Biz insanımıza iki şeyi çok iyi izah ve ikna etmeliyiz:
Birincisi: Mademki biz Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Boşnak…vs. hepimiz kardeşiz. Öyle ise diğer kardeşlerimizin de en az bizim kadar hak ve hürriyet sahibi olmasına razı olmalıyız. Onun farklılıklarına saygı duymalı ve onları fıtri halleri ile kabullenmeliyiz.
Bizim gibi giyinmeye, konuşmaya, davranma- ya zorlamamalıyız. Zorla kendi kalıbımıza sokma- ya, şekil olarak kendimize benzetmeye çalışmamalı yız.
Onunda bizim gibi insan olduğunu unutmama lıyız. Farklılıklarımıza hoşgörü ve tahammül göstermekle birlikte ortak değerlerimizi, ortak vasıflarımızı ön plana çıkarıp, bu ortak paydalar etrafında birleşmeliyiz. Kardeş olduğumuz, pek çok ortak değerlere sahip olduğumuz hakikati üzerinde birleşmeliyiz.
İkincisi: Manevi huzurumuz gibi, maddi refah ve mutluluğumuzun da birlik ve beraberliğimize bağlı olduğunu idrak etmeliyiz. Aksi halde uluslararası arenanın kuvvetli aktörlerinin zulmü altında ezileceğimizin, kaynaklarımızın sömürüle- ceğinin bilincinde olmalıyız.
Hükümet de dayatmacı ve buyurgan havayı bırakarak, bilgilendirmeye ve ikna etmeye önce kendi çevresinden başlamalı ve dalga dalga açılarak halkı ikna etmeli ve sağduyulu halkın desteğini alarak yoluna devam etmelidir. Bunun için de sağdan, soldan, dindar olan veya olmayan her kesimin kanaat önderleri ile irtibat halinde olunmalı, onların birikimlerinden, tecrübelerinden ve nüfuzlarından faydalanılmalıdır.
Bu Yazı 4472 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar