Devlet-Millet Birlikteliği
..        

Millet, insanların din, dil, vatan, bayrak, amaç birliği gibi ortak değerler etrafında birleşerek vücuda getirdikleri sosyal bir yapıdır.

Milleti diğer insan kalabalıklarından ayıran en önemli özellik; ortak bir hayat tarzı, ortak anlayış, ortak bir duygu alemi, dünyaya ve hadiselere karşı ortak bir bakış açısı, varılmak istenen ortak hedefler, amaç birliği, aynı değerlere sahip olma, birlikte sevinebilme ve birlikte üzülebilme vasıflarıdır. Kalabalıkları millet yapan bu ortak özelliklere kültür diyoruz.

Milli Kültür, milletin şahsı manevisinin ruhu, duygu ve düşünce dünyasıdır. Fertler, milli kültürü benimsedikleri ve yaşadıkları oranda millet ile bütünleşebilir, milli bütünün bir parçası olabilirler. Devlet ise; milletin daha mutlu, daha huzurlu, daha rahat, daha güvenli ve genel esenlik içerisinde yaşayabilmek için bir vatan üzerinde ve bir bayrak altında toplanarak, milli egemenliği tesis ederek başka devletler ve milletlere hür ve bağımsız şekilde bir takım kurallara (yasalara) bağlı olarak yaşamak arzusu ile oluşturdukları siyasal bir yapıdır.

Devleti, millet oluşturur ve ona kamu gücünü millet verir. Devlet, aslında milletin yazdığı kağıt üzerindeki yazılardır; milletin oluşturduğu görevler, sorumluluklar, yetkiler, makam, merci ve kurallar bütünüdür. Yani; devlet,manevi bir varlık ve kağıt üzerindeki yazıdır. Bu yazının müellifi (yazarı) da millettir.

Devlet, millet tarafından kurulur ve millet için vardır. Milletin daha rahat, huzurlu ve güven içerisinde yaşayabilmesi için vücuda getirilmiştir. Devlet, varlığını milletten alır ve var olma gücünün kaynağı millettir. Yoksa devlet milletin üzerinde bir baskı ve tahakküm vasıtası değildir. Milletin ensesinde tutulan “demokrasinin kılıcı” hiç değildir.

İnsanlar, devlet ve diğer insanlar karşısında kedilerini rahat ve güvende hissedebildikleri oranda devlet asli amacına uygun konumdadır. Devletin görevi, milletin ferdi ve sosyal yaşamını kolaylaştırmak, ferdi ve ictimai hak ve hürriyetleri korumak, halkın ihtiyaç ve sorunlarını çözmektir. Devlet sıkıntı üreten problem kaynağı değil, sorunları çözme ve sıkıntıları giderme mekanizmasıdır. Eğer, devlet, milletin ferdi ve sosyal hayatında sıkıntılar yaratıyorsa, vatandaşların mağduriyetine yol açacak uygulamalar içerisine giriyorsa, halk devlet organlarını hak ve hürriyetleri üzerinde, soysal yaşamında bir baskı unsuru olarak algılıyorsa, burada bir terslik var demektir. Bir şeyler amacı dışına çıkmış, asli mecrasından, var olma nedeninden uzaklaşmış demektir. Eğer insanlar, kendilerini devlet karşısında mağdur, mutsuz ve huzursuz hissediyorsa, devlet vatandaşlarına gerekli ve yeterli güven duygusu veremiyorsa; insanlar, devlet karşısında ürkek, korkak ve mütereddit yaşıyorlarsa, her an mağdur edilebilecekleri kanaatine sahip iseler o zaman devletin var oluş amacı yeterince gerçekleşmiyor demektir.

Devletin bekası, daha güçlü dirayetli olabilmesi; milletin de daha mutlu, huzurlu, rahat ve güvenli olabilmesi devlet ile millet arasında kuvvetli bir sevgi bağının bulunmasına bağlıdır. Devlet ile millet arasındaki ilişki sevgisiz bir ilişki, zoraki bir birliktelik olmamalıdır. Taraflar birbirini gerçek ve samimi bir aşk ile sevmelidir. Millet, bayrağı için kanını dökmekle, vatanı için canını feda etmekle, açlığı, yokluğu, kıtlığı, ızdırabı göze alıp ancak esareti kabullenmekle, esaret zincirlerini dişleri ile paramparça etmekle, kan ve gözyaşları arasında yeniden diriliş ve var olma sevdası ile devletini kurmakta, o devlete vatandaş olmayı şeref bilip vatandaşlık görevlerini yerine getirmekle, vergisini ödeyip, askerliğini yapmakla, kanunlara ve nizamlara itaat etmekle devlete olan sevgisini, yüce aşkını ziyadesiyle göstermiş ve hâlâ göstermeye devam ediyor.

Ancak ülkemizde; devletin milleti sevip sevmediği maalesef tartışma ve polemik konusu. Millet devletini çok seviyor da, acaba devlet de milleti seviyor mu? Memleketimizde halk, devletin kendisini sevmediğinden yakınıyor, insanlar devletin kendilerini mağdur ettiğini veya her an mağdur edebileceğini düşünüyor, devletin zaman zaman hali ve hürriyetleri kısıtlayıcı uygulamalara gittiği değerlendiriliyor. İnsanlar güçlünün bir şekilde geçimini yürüttüğünü ama zayıfın ezildiğini düşünüyor. Kanunların herkese eşit uygulanmadığı, haklıya hakkının teslim edilmediği düşünülüyor, kısacası milletin refah, huzur, ve güven için devletin gerekli tedbirleri almadığı düşünülüyor.

İnsanların kendilerini daha mutlu, huzurlu, rahat ve güvende hissedebilmeleri için, devlet ile milletin varoluş espirilerine uygun şekilde uyum ve ahenk içerisinde olmaları gerekir. Devlet, vatandaşlar için sıkıntı kaynağı olmaktan ziyade rahatlık ve huzur kaynağı olmalıdır. Türkiye'de maalesef devlet ile milletin yeterli uyum içerisinde olmadıklarını görüyoruz. Vatandaşlarının hak ve hürriyetlerini koruması ve geliştirmesi gereken devlet, genellikle hak ve hürriyetleri kısıtlayan konumunda.

Devlet ile millet farklı amaçlar içerisinde, farklı duygu dünyalarına sahip ve farklı beklentiler içerisinde;

-Millet müslümandır, devlet laiktir,
-Millet başını örtmek ister, devlet baştaki örtüyü çıkarmak ister,
-Millet kitap okumak ister, devlet kitabı yasaklar,müsaade eder okuyanı suçlu sayar,
-Millet parti kurar, devlet milletin kurduğu partiyi kapatır.
-Millet başbakan seçer, devlet milletin seçtiği başbakanı idam eder,
-Milletd ezanı Arapça aslına uygun olarak okumak ve dinlemek ister, devlet Türkçe okunmasını arzu eder.
-Millet cami, mescit inşa eder, devlet milletin yaptığı ibadethaneleri samanlık olarak kiraya verir (1950 öncesi uygulamalar)
-Millet Mehmet Akif Ersoy'u sever, devlet ilada Nazım Hikmet'i sevdirmek ister,
-Milletin cami yaptığı Ayasofya'yı devlet kapatarak müze yapmıştır,
-Millet meclisinde kanun yapar, devlet kanunu iptal eder ve yüksek yargı kararları ile milleti idare etmek ister.
-Millet ne zaman iradesini kullansa, devlet “Cahil halk çoğunluğu” diyerek ona itibar etmek istemez.
-Milletin vekilleri, milletin genel arzu ve beklentilerine uygun davranacak olsalar, devlet onu popülist politika ve tribünlere oynuyor diyerek bastırmak ister.
-Millet dininin ve inancının gereğini yaşamak ister, devlet ise irtica horluyor tehditiyle milleti korkutmaya çalışır.
-Millete göre üç, birden büyüktür, devlete göre ise tabiki bir üçten daha büyüktür.

Bu tezatları, uyumsuzlukları sayfalar dolusu saymak, örneklerini çoğaltmak mümkün. Sonuç olarak, bizim ülkemizde milletin sevdiklerini devlet sevmez; devletin dayatmak istediklerini de millet benimsemez. O nun içinde, bu ülkede sosyal çalkantılar, siyasi krizler, istikrarsızlıklar hiç bitmez.

Tarihin en büyük devletlerini ve medeniyetlerini kurmuş, üç kıtada adalete hükmetmiş ve tarih boyunca uluslar arası arenada en büyük denge unsuru olan yüce Türk Milleti, bugün üçüncü dünya ülkeleri ile gelişmekte olan ülkeler arasında sıkışıp kalmış durumda. İlimde, teknikte, ekonomi ve siyasette, her alanda Amerika ve Avrupa'ya mahkum haldeyiz.

Devlet ve millet olarak bizim yerimiz, üçüncü dünya veya gelişmekte olan ülkeler katagorisi değil. Biz uluslararası arenanın zirvesine ve liderliğine layıkız. Layık olduğumuz zirveye ulaşabilmek için her şeyden önce, kendimizle barışık olmamız, bağları koparmış olduğumuz, şanlı ecdadımız ile aramızda yeniden köprüler kurmamız, şanlı mazimizde ecdadımızı zirveye taşıyan dinamiklere, değer yargılarına ve milli hedeflere yeniden sahip olmamız.

Kur'anımız ve ay yıldızlı bayrağımız etrafında bütünleşmemiz, milli binlik ve bütünlüğümüzü pekiştirmemiz, dürüstlük, sevgi, saygı, hürmet, merhamet, şefkat, yardımlaşma, dayanışma gibi mefhumları sosyal hayatımızda yeniden ihya etmemiz, içimizdeki karamsarlığı, güvensizliği ve ümitsizliği terk ederek kendimize inanmalı ve güvenmeliyiz. Büyük Türkiye'yi inşa edebileceğimize kendimizi inandırmalıyız. En önemlisi de devlet ile millet arasındaki uyuşmazlıklar sona erdirilerek devletin, milletin hizmetinde olduğunu ve millet için, millet tarafından vücuda getirildiğini unutmamak gerekir.


Bu Yazı 3683 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar