Dillere Destan Bir Şehit:Şerife Bacı
..        

Bir yanda cephane, bir yanda evlât!
Kurtuluş Savaşı'nın cepheleri genişledikçe cephane ihtiyacı artıyor, cephelerden Milli Savunma Bakanlığı'na, kumandanların gözyaşları ile yazılmış acı telgraflar çekiliyor, yalvaran dille yazılmış cephane talepleri birbirini kovalıyordu. Bu arada İstanbul'da, düşman işgali altındaki depolardan kaçırılan silâh ve cephane, geceleri motorlarla İnebolu'ya çıkarılıyor, sonra da Kastamonu üzerinden Ankara'ya gönderiliyordu.
1921'in Kasım ayı başlarıydı. İnebolu'ya yine büyük miktarda topçu ve piyade cephanesi çıkarılmış, boşalan depolar yeniden dolmuştu. İnebolu ve Kastamonu Bölge Kumandanları, çabuk hareket edilip, karlı dağların yollar kapanmadan aşılmasını, cephanenin zamanında gönderilmesini emrediyordu. Bu emir üzerine, Türk köylüsünün hayati ve zaruri saydığı İnebolu-Ankara yolu, kısa sürede binlerce araçla dolmuştu.

İşte bu cephane nakli esnasında meydana gelen olaylardan biri de Seydiler'in Satı köyünden Şerife Bacı'nın acıklı hikâyesidir. Bakınız olay nasıl gerçekleşti?
Şerife Bacı'yı 16 yaşında evlendirmişlerdi. Düğünden iki ay sonra Harb-i Umumi patlak verdi, kocasını askere aldılar. Altı ay sonra da Çanakkale'den kocasının ölüm tezkeresi geldi. Kimsesizdi, hiçbir geliri yoktu. 'Bu tazeliğiyle yapayalnız durması yakışık almaz' diyen köyün yaşlıları, onu sakata ayrılmış bir asker gazisiyle, Topal Yusuf'la evlendirdiler. Üç yıl sonra Şerife Gelin'in bir kızı oldu. Ona Elif adını koydular. Evdeki işlerle birlikte dışarı işlerini de Şerife gelin yapardı. Öküzlerle çift sürmek, merkeple dağdan odun getirmek, orakla ekin biçmek, döven sürmek hepsi onun eline bakıyordu. Kocası Topal Yusuf'un sadece adı vardı. Savaşta sol bacağı kopmuş, yakınında patlayan bomba bir gözünü kör etmişti… Kulaklarının duyması ise günden güne ağırlaşı- yordu. Bu haliyle, onun iş yapması mümkün değildi. Günlük hizmetini bile Şerife Gelin yapıyordu. Bir akşamüzeri köyde tellal bağırdı.
'Ey ahali, duyduk duymadık demeyin! Cuma günü her haneden bir kağnı, İnebolu'ya yük taşımaya gidecek!' O akşam köy bekçisi gelmeyenlerin evlerini tek tek dolaşıp, yola ne zaman ve nasıl çıkılacağını bildirdi. Bunlar arasında Şerife Gelin de vardı.
Cuma sabahı şafak vakti, sıra ile cephaneler yüklendi ve yola çıkıldı. Şerife Gelin, köyde bakacak kimsesi olmadığı için Elif'i de yanına almıştı. Kağnısına top mermileri yüklenince, o da yola çıktı. Şerife Gelin, İnebolu çıkışında kağnıyı durdurdu. Oraya kadar sırtında taşıdığı Elif için top mermilerinin arasında bir yer hazırladı. Tek varlığı olan yün yorganını top mermilerini ve kızını yağıştan korusun diye, kağnının üzerine örttü. Sonra 'Bismillah' diyerek öküzleri sürmeye başladı. Bu görevi onlarca köy, binlerce kağnı yaptığı için güvenlik endişesi yoktu. Fakat 1921 Aralığında birdenbire bastıran kar, bütün yolları kapatmıştı. Cepheye giden araba kolları, geceye kalmadan birer birer yakın hanlara ve köylere sığınıyorlardı. Böyle tipili ve fırtınalı gecelerde sabaha kadar yağan karın ardından, hep kara haber beklenirdi.
Kar durmaksızın yağıyor, Şerife Gelin ise öküzleri çekmeye devam ediyordu. Kağnı tekerleri çamurlu yollarda gıcırtıyla ilerliyordu... Karnı açtı, lâkin dert etmiyordu. Biricik Elif'i aklına geldi, onu azıcık da olsa emzirmeyi düşündü. Ama Elif uyuyordu; zaten uyansa da bu soğuk havada çocuğu emziremezdi. Kendi kendine mırıldandı: 'Elif uyanmadan Kastamonu'ya varmalıyım, ha gayret!' Göğsü körük gibi inip kalkıyordu. Soğuktan donmak üzere olan elleri titriyor, iki de bir üvendireyi düşürüyordu. Kağnıdaki küçük Elif'in ağlaması duyuldu birden. Yavaş giden kağnıyı durdurmadan, düşe kalka telaş içinde arabanın ardına koştu. Yorganı açıp, el yordamıyla kuru otları karıştırdı. Zavallı yavrucak orada, otların arasındaydı. Boğuk boğuk hıçkırıyordu. Soğuk dondurucu bir hal almıştı. Şerife Bacı, yün yorganı kızıyla top mermilerinin üstüne iyice sıkıştırdı; ama asıl korkusu, cephanenin kaymasıy- dı. Eğer böyle bir şey olursa bebeği -Allah esirgesin- ezilir, yamyassı olurdu. Tekrar kağnının önüne geçip, öküzleri çekmeye başladı. Fakat öküzler çok yorulmuştu, kağnı uzun molalardan sonra güçlükle yol alıyordu… Çok üşümüştü, çene kemikleri birbirine vuruyor, bütün azaları titriyordu. Tipi o ka dar artmıştı ki, ilerleyemiyorlardı. Durmanın ölüm olduğunu bildiğinden ilerlemeye çalışıyor, fakat elinin, ayağının uyuşmaya başladığını hissedi- yordu. Aniden karlar içine yuvarlandı. Yıkıldığı yerden kalkabilmek için uzun süre çabaladıktan sonra kendini güç bela kağnının üzerine attı. Tatlı bir uykunun etkisine girmişti, bedeninin varlığını hissetmiyordu. Öküzlere kısık bir sesle, son bir defa bağırdı. Sonunda bütün ışıklar söndü, her şey karanlığa gömüldü.
Sabaha karşı Kastamonu'nun kapısı sayılan kışla önündeki kule nöbetçileri, alaca beyaz karanlıkta belli belirsiz bir kağnı gördüler. Bu gelen kimdi ve ne zaman kara saplanmıştı? Bölge Müfettişi Osman Bey, merkez komutanlığı inzibatlarından Cemil ile Beşiktaşlı Rıfat çavuşu derhal olay yerine gönderdi. Kağnının yanına ulaşan çavuşlar dehşet içinde ürperdiler. Kağnının arkasındaki genç kadın, arabasındaki kıymetli yükü korumak için, üstüne yorganını örtmüş, kendisi de elinde üvendiresi olduğu halde kollarını açarak yorganın üzerine abanmıştı. Cephanenin üstüne örttüğü yorganı kucaklamak ister gibiydi. Her nasılsa kafilesinin gerisine düşen bu kadın, cephane yüklü kağnısıyla yorgun argın, ancak kışla önüne kadar gelebilmiş, cephanesini askerimize teslim etmesine çok az mesafe kala, kağnısının üzerinde donarak şehit olmuştu. Oysa yorgana kendi sarınsaydı donmaktan kurtulacaktı.
Cemil Çavuş şehidin üzerindeki karları süpürdü. Sonra birlikte, gözyaşları içinde şehidi kaldırırlarken, buz kesmiş yorganın altından, çığlığı basıp ağlayan bir çocuk sesi yükseldi. Şehit anayı yana çekip, hemen yorganı kaldırdılar. Gözlerine inanamamışlardı. Çullar içine kundakla- nıp, otlara sarılı top mermileri arasına yerleştirilmiş olan bebek, çevresindeki sesler üzerine uyanıp meme için ağlamaya başlamıştı. Şehit ana, ölene kadar bedeninin sıcaklığını yavrusuna vererek onu donmaktan kurtarmıştı. Genç kadının kimliği tesbit edilerek Seydiler'in Satı köyüne, bebek ise kışla yakınlarında oturan, emzikli bir kadının evine gönderildi.


Bu Yazı 5365 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar
  • ferah 14.11.2017 19:03:30
    KASTAMONUYA da GİTTİMŞERİFE KADIN ANITINI GÖRDÜM.ÇOK ETKİLENDİM AĞLADIM.TÜM VATAN ONA MİNETTARDIR.RUHU ŞAD OLSUN NURLAR İÇİNDE UYUSUN