Din İşi, Dünya İşi
03.03.2016        

Din İşi, Dünya İşi

 

Hekimoğlu İsmail

 

Bir kısım Müslümanlar “din işi, dünya işi” diye ayırım yapmakta, İslamiyet’te böyle şey yoktur. Müslüman’ın vazifesi, İslamiyet’i yaşamaktır. İslamiyet’i yaşayan bir insanın her hali “din işi”dir.

Ticaretle, sanatla uğraşanlara “ehl-i dünya” diyorlar, yanlıştır. Bir şahıs namazını kılıp, helal işte çalışıyorsa, çalışması ibadettir. Hatta helal kazanç bütün ibadetlerin başında gelir. Zira bir Müslüman’ın yediği, içtiği, giydiği haram ise, onun ibadetleri nasıl kabul olacak?

Ehl-i dünya, dinle meşgul oymayıp helal, haram demeden para kazanan kimselere denir. Bu durumda helalle haramı ayıran, dini bilgisini hayata tatbik eden kimse ehl-i dünya değil ehl-i diyanettir. Çünkü başta Peygamberimiz (sav) Hazretleri ve Sahabe-i Kiram’ın bütünü öyle yaşadılar ki, çok kısa bir zamanda, dünyanın süper gücü haline geldiler. Onların manen olduğu kadar maddeten de zengin olmaları, “ehl-i diyanet” olmalarına zarar vermemiştir. Hatta işlerinizi, âdetimizi, töremizi İslam’a uydurmak, sürekli ibadetlerden biridir.

Ölüler, İslamiyet’i yaşamaz. Onlar namaz kılmaz, zekât vermez, hacca gitmez, iyilik yapmaz vesaire. Biz diri olduğumuza göre, burada İslamiyet’i yaşayacağız ki, ahrette mükâfatını alalım.  Müslümanlar İslamiyet’i yaşamazsa kim yaşayacak?

Nasıl ki bir asker, sabah kumandanından emir alır, öğleye kadar tatbik eder. Öğle vakti gelip, tekmil verir, yapamadığı işleri söyler, yeniden emir alıp, vazifesinin başına dönerse…Müslüman da Allah’ın askeridir. Sabah namazında emirler yağmaktadır: “ Teraziyi doğru tutacaksın, kimsenin hakkını yemeyeceksin, eline, diline, beline sahip olacaksın.”  Müslüman “ Baş üstüne “ der ve evinden çıkar. Aldığı emirleri tatbik eder. Öğle vakti yine seccadenin başındadır. Sabahtan beri yaptığı işleri bir göz gezdirir. Günahlarına tövbe eder, sevaplarına sevinir, şükreder. Okuduğu ayet ve hadislerle yeni emirler alır, ikindiye kadar bunları tatbik eder. Böylece her namazın arasına, İslam’a uygun şekilde geçirmeye çalışır. Şimdi, bu Müslümanın hayatı sadece dünyaya mı bakıyor?

İslamiyet’te olmayan işleri yapanlara “ Ehl-i delalet” denir. Bunlar da iki kısma ayrılır, bir kısmı Müslümandır, fakat sırat-ı müstakimden ayrılmıştır. Diğer kısmı ise gayrı müslimdir.

Ehl-i bit’a, ehl-i gaflet tabirleri de vardır. Bunlar, derece derece İslam da olmayan şeylerle meşgul olanlar, demektir. Müslüman ise “Ehl-i sünnet” tir. Sünnet-i seniyyeye ittiba etmektedir.

Vücut şehrinde maddî ve manevî organlarını Müslüman eden kimse, gücü yettiği kadar evini, iş yerini İslam’a uyduracaktır. Eğer çarşıyı, pazarı İslam’a uydurmazsak, İslamiyet camilere ve vicdanlara hapsolur, bunun da vebali Müslümanın omzundadır.

Ey Müslüman maziyi bırak, geri döndüremezsin. İstikballe meşgul olma, hükmedemezsin. Bulunduğun ânı İslam’a uydur. İslamiyet’i saniye saniye, adım adım yaşamak… İslam’a uymayan her bakıştan, her sohbetten, her işten kaçmak… Müslüman, İslamiyet için vardır. İslamiyet’i yaşayacaktır, İslam’ı yaşayanlarla beraber olacaktır. Bu hal yakalandı mı, iyi günler geri gelecek, Müslüman ayağa kalkacak, insanlar, insaniyet öğrenecektir.

 

Kaynak: Hekimoğlu İsmail, Bir Millet Uyanıyor, TİMAŞ, İstanbul, 2011, sayfa: 130- 131


Bu Yazı 966 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar