Dost
..        
Ey dost! Dünyâ, dertleriyle başımıza çöktüğü zaman senin hayâlinle avunuruz. O hayâl, bize senden daha yakındır. Çünki, sen madde bağıyla prangalısın; o ise, her zaman mânâdan ibârettir.
Ey dost! Yaratan bile Habîbini (sas) muhâtap edip, tekellüm-i kudsiyede bulundu. Biz ki, O'nun en âciz bir yaratığıyız; seninle konuşmaya ne kadar muhtaç olduğumuz anlaşılır...
Ey dost! Yaratılış îcâbıdır: kalb, kendine bir muhâtap ister. Sevincini de kederini de paylaşmazsa rahatlayamaz. Biz, nasıl bu ilâhî kànundan hâriç kalabiliriz?
Ey dost! Aslında biz, sende kendimizi gördüğümüzdendir ki, sana bu kadar müştâkız. Çünki, her nefis evvelâ kendini sever, sonra dost ve akàribini...
Ey dost! Biz, böylelikle, Yaratıcının yaratıklarında kendi isim, sıfat ve fiillerinin tecellîsini görmek istemesine de nefsimizde bir örnek bulmuş oluyoruz.
Ey dost! Susmayı ve dinlemeyi biliyorsun. Bu yüzdendir ki, dostluğumuzun bozulma ihtimâli hiç yoktur. Ama, yine de yanlış ve gayr-i meşru' sözlerimizi kabûl etme. Bizi uyar.
Ey dost! İnsan güzele ve iyiye âşıktır. Ama, her ele geçen güzel ve iyi olmayabilir. Hayâl, o zaman, çirkinleri örter; kötülükleri hafifleştirir; bâtılı hak şeklinde gösterir. Allah korusun, bu çok tehlikeli bir hâldir...
Ey dost! İşte o zaman acı bir dile ihtiyâç vardır. İtâb ne kadar sert olursa, şifâ o kadar çabuk gelir. Bu yüzden, biz senin kaş çatışını da inci dişlerinin parıldayışına denk tutarız...
Ey dost! Nefis, kendi ayıbını bilir de i'tirâf etmez. Yâhut, başkalarıyla ortak hâllerinden dolayı mütesellî olur. Ama, sen bizim ayıplarımızı afv ve müsâmaha ile karşılıyorsun...
Ey dost! Bize, hikmetin tâ kendisi gibi gelen çok hoş sözler var ki, sence boş sözlerdir. Bakışlarındaki bulanıklıktan bunu anlıyorsak da, abesle meşgùl olanın sözü elbet de mâlâyâniyât olacaktır.
Ey dost! Biz, mescitte dinlediği ilâhî kelâmın te'sirinden değil de, hâfızın ses güzelliğinden sermest olan bîçâre gibiyiz. Güzelliklere vurgunluğumuz ma'nâ-i ismiyledir. Halbuki, ma'nâ-i harfiyle olmalıydı...
Ey dost! Senin tenkît etmeyen sükûtun sebebiyledir ki, bütün hâllerimizi, bütün çıplaklığıyla sana açıklayabiliyoruz.
Ey dost! Zamânın geçmesiyle ihtiyarlamayan bir rûha sâhip oluşumuz işâret ediyor ki, onun cevheri ebede münâsip bir maddeden halkedilmiştir. O hâlde, şu ânki varlığımızın beş paralık bir kıymeti olmasa da ne ehemmiyeti olabilir?
Ey dost! Şu, mânâsına nispeten maddesini değersiz saydığımız yaratığın kıymetini bilip, ona göre, geçici bir ömürde istediğimiz maddiyâta nazar etmek lâzımdır.
Ey dost! İnsanın maddeyle olan bağlarının gevşemesi derecesinde şu dünyâ hayâtında mes'ût olduğuna pek çok misâller vardır. “Saâdet! Saâdet!” diye dağları çınlatan, çölleri inleten şu insanlığa bunu nasıl anlatabiliriz?
Ey dost! Ebed memleketine gitmekte olan için, bir lahza oturduğu ağacın altındaki dalgınlığı esnâsında gördüğü rüyânın ifâde edebileceği mânâ ne olabilir?
Ey dost! Yaratılışımdan şimdiye kadar gördüğüm bunca tatlı ni'met arasında, beni denemek için verilen bir acı lokmadan niçin yüzümü buruşturayım? Sırf, yoktan var oluşum için, ebediyen secdede kalsam, şükran borcumu ödeyemem. Daha ne hakkı talep edeyim!

Bu Yazı 2569 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar