Dostunu Düşmanını Bilmek
04.12.2013        

Dostunu Düşmanını Bilmek

Ümit ŞİMŞEK

 

 

 

Onlar müminleri bırakıp da kâfirleri kendilerine dost edinenlerdir. Yoksa onlar kâfirlerin yanında üstünlük ve şeref mi arıyorlar? Hâlbuki üstünlük ve şeref tümüyle Allah’ındır.              (Nisa Suresi, 4:139)

Münafıklardan söz eden ayetler arasında yer alan bu ayet, hem onları önemli bir özellikleriyle bize tanıtıyor, hem de bu tür davranışlara asla başvurmamamız için bizi uyarıyor.

Bu ayet gibi, kâfirleri dost edinmeyi yasaklayan daha birçok ayet vardır. Bununla beraber, söz konusu ayetler, müminlerin kâfirlerle ilişki kurmalarını bütünüyle yasaklamamıştır. Bu ilişkilerin sınırını çizen ayetlerle birlikte ele aldığında, konuyla ilgili bütün bu ilahi uyarıların hangi şartlar altında ilişkilere cevaz verdiğini, hangi tür ilişkileri de kesin bir şekilde yasakladığını görmek mümkün olur. Ancak bu oldukça kapsamlı bir konu olduğundan, biz burada, bir bölüm içine sığabildiği kadarıyla, konumuz olan ayetin dikkat çektiği hususlar üzerinde durmaya çalışacağız.

Ayet-i Kerimede son derece net bir şekilde dile getirilen bazı hususlar vardır ki, bunlar dikkate alındığında, gözümüzün önündeki manzara berraklaşacak ve hangi tür davranışların bu tanımlara uyduğunu görmek zor olmayacaktır.

Bu hususlardan birincisi, “müminleri bırakıp” ifadesiyle dile getirilmiştir. Burada bir tercih söz konusudur; müminler ile kâfirler arasında, ikincisinin lehine bir seçim yapılmaktadır. Bir başka deyişle, kafirlere uzanan dostluk eli, önce en yakınından başlayıp sonra halka halka bütün alemi kuşatan bir muhabbetin eseri değildir. Öyle olsaydı, kâfirlere gösterilen dostluğun çok daha kuvvetlisi müminlere karşı gösterilmiş, kâfirlerle kurulan ilişkilerden çok daha derin ve sağlam ilişkiler önce müminlerle kurulmuş olurdu. Ayet ise, kâfir dostluğunu mümin dostluğuna tercih eden bir davranıştan söz etmektedir.

İkinci, olarak, kâfirlerin yanında bir izzet arayışına dikkat çekilmiştir. Oysa mümin, izzetin nerede olduğunu çok iyi bilen kimsedir. Ona yarayan şey, Yer ve Gökler Rabbinin, kendisine nasip etmiş olduğunu iman nimetinin izzetini her şeyin üzerinde tutmak ve canı pahasına o değeri korumaktan ibarettir. Çünkü Rabbi ona, zaten Mümin isen üstünsün buyurmuştur.(Al-i İmran, 3:139) Her türlü üstünlük ve şeref için adres olarak da, yine kendisi gibi mümin olan kimselerin topluluğunu göstermiştir. Konumuz olan ayet-i kerimede “Üstünlük ve şeref tümüyle Allah’a aittir” buyrulurken, bir başka ayetin buna “müminleri” de ilave etmiş olması (Münafikun, 63:8) bir mümin için kafi bir şeref değil midir? İlk asır Müslümanlarının henüz bir avuç insan iken dünyaya meydan okuyacak bir güce erişmeleri, işte bu sırrı tam anlamıyla kavramalarıyla mümkün olmuştur.

Münafıkların;

1-Müminleri bırakıp kâfirlerin dostluğunu tercih etmek,

2-Allah’tan bekleyecekleri şeref ve üstünlüğü kâfirlerin yanında aramak

Şeklinde iki özelliğine dikkatimizi çeken ayet-i kerime, bir yandan bizi öyle münafıklara karşı uyanık bulunmak ve onların zararlarından korunmak hususunda uyarırken, bir yandan da böyle huyların bize asla bulaşmaması gerektiğini de ders vermiş olmaktadır. Zira dünyanın şaşırtıcı halleri pek çoktur; ilahi ölçüler sık sık hatırlanmazsa bizim tutum ve davranışlarımızda da müslümana benzeyen taraf kalmayabilir.

Mesela, şeytan bize müminlerin kusurlarını, inkâr ehlinin de dünya itibariyle üstün taraflarını büyüterek gösterir, biz de buna kanarak mümin kardeşlerimizle aramızdaki mesafeyi açmaya, onlar ile aramızdaki farklılıkları vurgulamaya, hayranlık duyduğumuz dünya ehliyle de iyi geçinmenin yolarını aramaya başlarız. Ancak bu mesafe bir anda alınmadığı için, zaman içinde nereden nereye geldiğimizi fark etmeyiz de. Bir süre sonra bakmışsınız; dünyanın tantanası gözünüzü kamaştırmış; dünya ehlinin gözünde, güç, kuvvet, şan, şeref, üstünlük kazanmak için onların kapılarında medet aramaya başlamışızdır.

Ayet-i Kerime ise, son derece açık bir ifade ile müminler yerine kâfirleri dost edinmenin de, şeref ve üstünlüğü onların yanında aramanın da münafık özellikleri olduğunu bildiriyor. Gerçi bu, öyle bir yanlışı yapan herkese münafık damgası vurmak için yeterli bir sebep değildir. Ancak hadisin de ifadesiyle, mesela yalan söyleyen bir kimse, nasıl bu huyunu terk etmediği müddetçe münafık özelliğini kendisinde taşıyorsa, ayette sayılan şu davranışlardan kendisini kurtaramayan kimse de mümin kimliğine hiç yakışmayan bir kimliği üzerinde taşıdığını bilmelidir.

Unutmamak gerekir ki, kâfirlere ve münafıklara yaraşan davranışlar, onlara layık cezaya da insanı ortak eder.


Bu Yazı 2855 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar