Ecdadımızdan bize Kutsal Emanetler
..        

Yavuz Sultan Selim döneminin kapı Ağası Hasan Ağa bir rüya görür ve şöyle anlatır: “Bu gece, bu eşiğinde oturduğumuz kapıyı acele acele çaldılar. Ne haber var, diye ileri vardım. Gördüm ki kapı birazcık açılmış, dışarısı Arap sîmalı, nûranî, elleri silahlı ve sancaklı mükemmel insanlarla dolmuş. Ve kapı dibinde dört nûranî kimse durur; ellerinde birer sancak var.
Kapıyı çalanın elinde padişahın ak sancağı var. Bana sordu: “Bilir misin biz niye gelmişiz?”, “Buyurun”, dedim.
“Bu gördüğün insanlar Rasûlullah (SAV)'in ashabıdır. Bizi Hazreti Rasulûllah gönderip Selim Han'a selam etti ve buyurdu ki, 'Kalkıp gelsin, Haremeyn'in hizmeti ona buyruldu.' Ve bu dört kimseyi görürsün ki, bu Sıddîk- azam, bu Ömer-i Faruk, bu Osman-ı Zî'n-nureyn ve ben ki Ali bin Ebu Tâlib'im. Var Selim Han'a söyle.” dedi ve görünürden kayboldular.
Bu manevî işaretten başka Hocazâde Mehmed Çelebi'nin divanda, bütün ehl-i sünnet ulemasının ve hâl ehli zevatın İslam riyasetinde Osmanlı'yı görmek istediğini ısrarla savunması ve Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi'nin de Şia ile ittifak yapan Mısır emirleri üzerine harp için fetva vermesi ile Yavuz Sultan Selim Mısır seferine karar verdi.
Sefere karar verildi verilmesine ama Mısır'a ulaşmak için de Sina Çölünün aşılması gerekiyordu.
Tarihte bu çölü aşmak isteyen ilk hükümdar sadece I.Selim değildi. Büyük İskender, Napolyon, Cengiz Han gibi nice hükümdarlar da buradan geçmek istemiş,ancak gündüz 50 derecelik bir sıcak, gece ise - 20lere varan çöl soğuklarıyla, kuraklık ve kum fırtınalarıyla hiçbiri baş edememişti. Çünkü hiçbiri Yavuz gibi, Resulullah'ın müjdesini alamamıştı. Nihayet 1517 yılında çöl aşıldı , sefer tamamlandı. Mısırlılar ile yapılan savaşta Osmanlılar galip geldi. Sultan Selim Han, Kahire'ye 15 Şubat 1517 târihinde parlak bir merâsimle girdi. 20 Şubat Cumâ günü Melik Müeyyed Câmiinde okunan hutbede kendisi için söylenen "Hâkim-ül-Haremeyn-iş-Şerifeyn" unvânını kabul etmedi. Mübârek makamlara hürmeten unvânındaki "Hâkim" kelimesi yerine hizmetçi mânâsındaki "Hâdim"i getirtip, "Hâdim-ül-Haremeyn-iş-Şerîfeyn" (Mekke ve Medîne'nin Hizmetçisi) unvânını aldı. Bunu belirtmek için de sarığının üstüne süpürge biçiminde sorguç taktı.
Hilafetin Osmanlı İmparatorluğu'na geçmesi ile birlikte İstanbul'a getirilen Mukaddes Emanetler, 1517 yılından bu yana Topkapı Sarayı'nda bulunan "Hırka-i Saadet Dairesi"nde büyük bir titizlikle korunuyor.Ancak Mukaddes Emanetler'in İstanbul'a getirilişi yalnızca Yavuz Sultan Selim zamanıyla sınırlı kalmamıştır. Bu çok kıymetli eserlere Osmanlı Devleti'nin yıkılışına kadar bir çok yeni eser eklenmiştir. Hicaz'ın Osmanlı'ya geçmesinden bu yana İstanbul'a getirilen ve 31 Ağustos 1962'den beri de Topkapı Sarayı'nda sergilenen bu emanetler titizlikle korunmuş ve yoğun bir sevgi halesiyle kuşatılmıştır.Kutsal emanetlerden bazıları şunlardır :
Hırka-i Saadet, Dendan-ı Saadet (Peygamberimizin Uhud'da kırılan mübarek dişlerinden bir parça), Lihye-i Saadet ( Peygamberimize ait Sakal-ı Şerifler) , Nakş-ı Kadem-i Şerif ( Peygamberimize ait ayak izleri), Sancak-ı Şerif, Hz.Musa'nın Asası, Hacer-i Esved çerçevesi, Hz. İbrahim'in tenceresi, Mühr-i Saadet, Name-i Saadet ( Peygamberimizin dine davet için yolladığı mektuplar), Nalın-ı Saadet (Peygamberimizin ayakkabıları), Hz.Fatıma'nın seccadesi, Hz. Osman döneminde yazılan Mushaf-ı Şerif , Kabe anahtarı ve kilitleri, Süyuf-u Mübareke ( Peygamberimize, Hulefa-i Raşidin'e, Ashaba ve Hz. Davud'a ait kılıçlar.) Ayrıca Peygamber Efendimiz'in yayı, teyemmüm taşı ve su içtiği kâse de Topkapı sarayında bulunmaktadır.
Yavuz Sultan Selim Han kutsal emanetleri Topkapı Sarayına getirince, sarayın Hırka-i Saadet dairesinde itina ile saklanmaya başlanmıştır. Ayrıca Yavuz Sultan Selim kırk hafız tayin etmiş, bu hafızlar Hırka-i Saadet dairesinde saat başı nöbetleşerek ve fakat bir dakika bile ara vermeksizin, 24 saat boyunca Kur'an-ı Kerim tilavet etmişlerdir. Bir rivayete göre, kırkıncı hafız da Yavuz Sultan Selim Han'ın kendisidir.
Yahya Kemal Beyatlı, “Osmanlı'yı 600 sene ayakta tutan manevi kuvvetin, Ayasofya'da okunan ezanlar ve Hırka-i Saadet'te sürekli okunan Kur'unlar olduğu'nu anladım” diyerek doğru ve yerinde bir tesbitte bulunmuştur. Ancak bu güzel âdet, 1517 yılından 1924 yılının Mart ayına kadar devam etmiştir.
Topkapı Sarayı, 3 Nisan 1924 tarihinde müze haline getirildikten sonra Has Oda 1962 yılına kadar ziyarete kapalı tutulmuş, bu tarihten sonra da Hırka-i Saadet ziyareti manevi derinlikten yoksun turistik bir ziyaret mahiyeti kazanmıştır. 1980'de müzenin çık olduğu saatler içinde Diyanet İşleri Başkanlığı Haseki Eğitim Merkezi Kıraat Bölümü'nde ihtisas yapan hafızlar tarafından okunmak üzere yeniden Kur'an'ı Kerim tilavetine başlanılmıştır. Bu uygulama bazı teknik sebepler yüzünden sürdürülemeyince 15 Mart 1991 tarihinde İstanbul Müftülüğü ile yapılan protokol gereği görev müftülüklerce seçilen yedi imam tarafından nöbetleşe yürütülmüştür. Hırka-i Saadet Dairesi'nde tıpkı Osmanlı döneminde olduğu gibi, 25 Ekim 1996'dan itibaren 24 saat boyunca Kur'an'ı kerim okunmaya başlanmıştır.*
Ecdadından kalan emanetlere sahip çıkan , Rabbimizin bize verdiği asıl emanet olan can emanetini hakkıyla yine Yüceler Yücesi Rabbine teslim eden bahtiyar kullar olma duasıyla , yoktan var edene emanet olunuz. Selam ve dua ile…
*BEYOĞLU, Süleyman; “Emanetler Mukaddes Ama Hangiler” , Tarih ve Düşünce, Ocak 2000,s.18n


Bu Yazı 2494 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar