Edeb Mektebi
05.09.2015        

EDEB MEKTEBİ

Muhammed Acıyan

 

 

 

Edep bir tac imiş bar-ı Huda’dan

Giy ol tacı, emin ol her beladan

Edep; akıl ve hikmete uygun hareket edip, Cenab-ı Hakk’ın emrettiği gibi yaşamaktır. Hayâ ise, utanma ve ar duygusu olup, utanç verici durumlardan sakınmak ve nefsin süfli arzularını terk etmektir.

İnsanoğlu edepten mahrum ise ‘insan’ oluş sırrını kaybetmiştir. Çünkü insanı hayvandan farklı ve asil kılan edeptir. “Gönül gözümüzü açıp Allah kelamına bakınca görürüz ki ayet ayet bütün Kur’an’ın manası edeptir.” diyen Hz. Mevlâna’ya kulak verelim:

 “Edep insanın kendini tanımasıdır. Edebe riayet etmeyen bir kimse Allah’a yakın olamaz. İlim ve tahsilin insana kazandıracağı ilk şey edep ve incelik değilse, başka bir şey olamaz. Gerçek akıl ve tahsil sahiplerine hiç yakışmayan şey kontrolsüz davranışlardır ve edep dışı hareketlerdir.

İnandığımız nizamın ve Kutsal Kitabımızın özü edeptir. Saygı ve edepte cimri olanın parada cömert olması bir kıymet ifade etmez.

Bediüzzaman Hazretleri hayâyı şöyle tarif eder; “Hayâ, nefsin sıkılmasıyla yüzde peyda olan kızartıdan ibaret”tir.

Edep, bütün hallerde istikamet ve iyilik üzere bulunmaktır.

Edep, aklı ikmal eden, onu nurlandıran, imanı kemale erdiren, insanı ruhen terakki ettirip saadet ve selamete kavuşturan en hayırlı bir sermayedir.

Şu hadisi şerif de edep ve hayânın ehemmiyetini ortaya koymaktadır. “Cebrail (as.) Hazret-i Âdem babamıza taraf-ı İlahiden akıl, hayâ ve din olmak üzere üç hediye getirmiş ve ‘Bunlardan birini tercih et!’ demiş. O da aklı tercih etmiş. Cebrail(a.s) din ve hayâ’yı geri götürmek istemiş. Ancak onlar; ‘Bizim akılla beraber olmamız yaradılışımızın gereğidir. O neredeyse biz de oradayız.’ demişler.”

Mevlana’nın mürşidi olan Şems-i Tebrizi şöyle buyurur: “Akıldan, imanın hakikati nedir?” diye sordum. Akıl kalbimin kulağına dedi ki; imanın hakikati edepten ibarettir.”    

Tebrizi sözüne şöyle devam etti:  “İnsanın tenindeki can ne ise, edep de odur. İnsanların kalbindeki ve gözündeki nurlar edepten ibarettir. Bu kâinatın kubbesindeki nizam ve revnak edeptir. Geceleri parıldayan en nurlu ve en üstün ışık edeptir.”

Hz. Mevlâna da şöyle der: “Eğer insanoğlu edepten mahrum ise insan değildir. İnsanın hayvandan farkı edeptir. Gözünü aç ve Allah’ın bütün kelamına dikkat et. Âyet âyet bütün Kuran’ın manası edeptir.”

Günümüz dünyasında edep ve haya timsali çok güzel insanlar bulunmakla birlikte toplum genelinde edepli insanların azaldığı bir dönemi yaşıyoruz. Toplum arasına karıştığınız zaman giyim-kuşam başta olmak üzere, hal, hareket, davranış, konuşma, jest-mimik olarak ahlakın yerle yeksan olduğu bir devirdeyiz. Maalesef Yirmi birinci yüzyıl ahlaksızlığın zirve yaptığı bir yüzyıl olarak tarihi kayıtlara geçmektedir.

Teknolojinin alabildiğince geliştiği, yükseldiği bu yüzyıl ahlaki açıdan değerlerin tamamen ters-yüz olduğu, aşağıya indiği bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır. Eskiden insanlar başta İslami hassasiyetler olmak üzere örf- adet, gelenek- göreneklerine bağlı olmakla övünür, yükseldiğini düşünürdü. İslam’a uygun olan örf- adetlerin yaşatılması toplumları yüceltirken, şimdilerde insanlar İslam’dan, örf-adet gelenekten uzaklaşırsa yükseleceğini, ilerleyeceğini, çağdaşlaşacağını düşünüyor. Necip Fazıl;   

Utanırdı Burnunu Göstermeye Süt Ninem,

Kızımın Gösterdiği Kefen Bezine Mahrem

Diyordu bir şiirinde… Eskiden üç metre bezden ancak bir şalvar çıkarmış, şimdilerde bunun 

Otuzda biriyle yetiniyorlar.

Geçenlerde bir düğün için gittiğimiz Antalya Gündoğmuş’ta vali, belediye başkanı, komutan, öğretmen ama en başta insan, adam gibi adam, koçyiğitler yetiştirmiş bir Anadolu dedesi- ninesi gördüm. Aynen Mehmet Akif’in, N. Fazıl’ın şiirlerinde tasvir ettiği iffet, haya, ahlak abidesi insanlar… Elhamdülillah çok uğraştılar ama hala bu güzel, Müslüman Anadolu insanlarının nesillerini tüketememişler, dedim içimden…

Şimdilerde açılmak saçılmak moda, giyinik olmak gericilik, softalık, hatta yobazlık… 

Eskiden kadınlar kısık sesle konuşurlardı. Şimdilerde kim kime, dum duma…

Çocuklar ana- babasına değil asi olmak, ters bile bakmazdı. Çünkü anne- babaya asi olmak Allah’a asi olmak olarak algılanırdı. Şimdilerde üç kuruş için anasını babasını kesenleri haber bültenlerinde her gün görmek alelade hadiselerden…

Ana babanın yanında ayak uzatmak edepsizlik kabul edilirdi. Sakız çiğnemek, sigara içmek görgüsüzlük kabul edilirdi. Şimdilerde güç kimdeyse o direksiyonda…

Kız- erkek arkadaşlığı eskiden ancak hayallerde olurdu, şimdilerde filmlerden, dizilerden mahallelere sokaklara evlere indi. Edep, adap, ahlak Dallas vb. dizilerin Türk ev hayatına girdiği günlerde rafa kalktı.

Evlerinde gençler ana- baba kardeşlerine, okullarında öğrenciler öğretmenlerine sevgi- saygı göstermiyorlar. Neymiş gençler özgüven içinde olacak, kimseye minnet etmeyeceklermiş. Eskiden “bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” denirdi.

Eskiden insanlar insanlara, hayvanlara, hatta çevreye bile zarar vermezler, can kutsal bilinirmiş. İnsanların insanlığa saygısı öyle azaldı ki kutsallığı olan insan hayatının hiçbir kıymeti harbiyesi kalmadı. İnsan azmanı -teröristlerden daha azgın- vicdan yoksulu katiller, tavuk öldürür gibi basit bir yol verme meselesinden dolayı insanları öldürebiliyorlar…

Daha pek çok örnek gözlerimizin önünde… Kıyamet zamanı yaklaşınca insanlar yerin altı yerin üstünden daha güzelmiş deyip yeryüzündeki türlü kötülükleri görmektense yerin altını tercih edeceklermiş. Herhalde o günlere geldik. Allah sonumuzu hayr eyleye…

Sonuç olarak, bir Allah dostunun ifadesiyle: “Âdemi ikmale sebep, lazım olan cümle edep.” hikmetince kendimizi ikmal etmiş, tamamlamış oluruz. Böylece, “edep üzre olan fani cihanda, muzaffer oldu hem bunda hem anda” hikmetince iki cihan saadetine ereriz İnşallah…

Muhammed ACIYAN

 


Bu Yazı 2783 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar