Eğitim ve Muhabbetullah
..        

Muhabbetullah, Allah'ın sevmesi ve sevilmesi demektir. Allah muhabbetin kaynağıdır. Sevgi duygusunu insanın dolayısıyla bütün kâinatın bağrına yerleştiren O'dur. Herkesteki muhabbet cüzîdir, sınırlıdır. Ondaki muhabbet ise küllîdir, sınırsızdır. Bu sınırsız muhabbetiyle mahlûkatı yaratmıştır. Yaratmıştır ki, bilinsin, tanınsın ve sevilsin. Kudsî bir hadiste: “Ben bilinmez bir hazine idim. Bilinmemi istedim. Mahlûkatı yarattım. Sonra onlara kendimi tanıttım. Onlar da beni tanıdılar.” Buyrulmuştur.

“Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” âyeti de mahlûkatın yaratılış gayesinin marifet, muhabbet ve ibadet olduğunu çok net bir şekilde ortaya koymaktadır.

İbn-i Abbas ibadeti, marifet olarak ele almıştır. “Bana ibadet etsinler” ifadesini, “beni tanısınlar” şeklinde yorumlamıştır. Çünkü ibadet marifetsiz ve muhabbetsiz olmaz. Allah'ı tanıyan, Allah'ı sever, Allah'ı seven de Allah'a ibadet eder. Allah'a ibadet eden de Allah'a bağlanır. Allah'a bağlanan da zarara ve ziyana karşı bağlanır; eliyle, diliyle kimseye zarar vermez. Eğitimlerin gayesi, insanı bu noktaya getirmek olmalıdır. Allah'ı sevmenin, sevdirmenin gayesi ve hedefi de budur. Bu sevgi, eğitimin hayatı ve ruhudur. Yoksa Allah'ın, bizim kendisini sevmemize ihtiyacı yok, bizim Onu sevmeye ihtiyacımız var. Böyle iken O, bizi, bizden çok seviyor.

Allah bizi sevmeseydi yaratmazdı. Sevmeseydi kâinat gibi muhteşem ve mükemmel bir konakta bizi ağırlamazdı. Türlü türlü eşsiz nimetlerle beslemez, bedenimizin içini ve dışını harika cihazlarla süslemez, kendisine muhatap olma şerefiyle taltif etmezdi. Allah bizi sevmeseydi bütün ilimlerin ve kitapların kaynağı olan, geçmişin ve geleceğin ilmi içinde bulunan Kur'an'a öğrenci olma şerefiyle şereflendirmez, âlemlerin rahmeti, Allah'ın Sevgilisi, Efendiler Efendisi son peygamber Hz. Muhammed'e (a.s.v) ümmet etmezdi. Allah bizi sevmeseydi cennete aday göstermezdi. Sizi seven ve sevdiğini işte böyle ispat eden bir Sevgili'yi siz nasıl ihmal edersiniz, görmezlikten ve bilmezlikten gelirsiniz?

Bu sevgiye layık olmamız gerekmektedir. Bu yolda bir çabamız olmaz, tam tersi sonsuz sevgiye sonsuz sevgi ile mukabele yerine, ibadetsizlik ve isyanla karşılık verirsek Allah'ın sevgisi, Allah'ın azabına, gazabına dönüşebilir. Bahtiyarken bir anda bedbaht olabiliriz. Cennetten, cehenneme düşebili- riz.

ALLAH'IN EĞİTİM TARZI

Fatiha'da Cenab-ı Hak, Kur'an'ın Fatiha'sında kendisini bize tanıtırken önce Allah, sonra Rabb ismini, ondan sonra da Rahman ve Rahîm isimlerini koymuştur. Demek istemiştir ki, sizin taptığınız, bütün övgüleri kendisine takdim ettiğiniz Allah, yaratır, eğitir, büyütür. Bu işleri yaparken hiddetle, şiddetle değil, merhametle ve şefkatle yapar. Ey eğitimciler! Siz de Rabbinizin bu icraatından ve sözünden ibret alın, merhamet ve şefkatle eğitin, büyütün.
Gün de beş vakit namazın her rekâtında bu dersi alan bir insan, elbette eğittiklerine ve büyüttüklerine şefkatsiz ve merhametsiz davranmayacaktır.

Allah'ın bir ismi Vedûd'dur. Seven ve sevilen demektir. Allah Teala, Kendisini sevme görevi olan bizlerde, Kendisine layık sevginin tam ve gerçek manada gösterilemeyeceğini bildiğinden midir, yoksa eğitimcilerin bağışlayıcı ve merhametli olmasını istediğinden midir veya her ikisinden midir bilmem, Vedûd isminin geçtiği ayetlerin birinde Rahîm ismini, diğerinde de Ğafûr ismini kullanmıştır. Sanki şöyle demektedir: Biliyorum siz benim hakkım olan sevgiyi bana takdim edemeyeceksiniz. Rabbinizden mağfiret isteyin de size acıyayım ve sizi bağışlayayım. Yine biliyorum benim istediğim tarzda şefkatli, merhametli, muhabbetli ve adaletli eğitim yapamayacaksınız. Eksik ve aksaklıklarınızdan dolayı yanlışınızı itiraf edin, hatadan dönün ve özür dileğin. Size acıyayım ve sizi bağışlayayım.

Kâinat, Kur'an ve Hz. Muhammed (s.a.v), Allah'ın kudretinin, hikmetinin, adaletinin, rahmet ve sevgisinin tezahürleri, eseri ve ürünüdür. Bizi sevdiği için Allah bu değerleri bize lütuf eylemiştir.

Şair:
“Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl,
Muhammed'siz muhabbetten ne hâsıl!”

Demiştir. Yani Hz. Muhammed (s.a.v) Allah'ın sevgisinin ürünüdür. Allah, Onu, sevgisinden yaratmıştır ve Onu sevin, Ona uyun. Onu sever ve Ona uyarsanız, beni sevmiş olacaksınız, ben de sizi seveceğim ve sizi bağışlayacağım, buyurmuştur.

Hangi sevgilide, hangi âşıkta onun sevgisi yok ise, o sevgide de, o sevgililerde de vefa, sadakat, samimiyet yoktur.
Vefasızlıktan ve samimiyetsizlikten, aldanmak- tan ve aldatmaktan kurtulmak istiyorsak eğitimde, siyasette, ticarette, evliliklerde, sosyal hayatta Allah'ın ve Onun Sevgilisi Hz. Muhammed'in (s.a.) sevgisi olacaktır. Aksi halde Necip Fazıl'ın dediği gibi: “Aşklar bomboş kuruntu, hürriyetler esaret” olur. Nikâhlar dikiş tutmaz. Eğitimde ve sosyal hayatta huzur kalmaz.
Bir şarkıcıdan:
“Gökten yağmur değil, sevgiler yağsın” cümlesini duyunca gayr-i ihtiyari bağırmışım:
Sus ey kendini zayi eden! Gökten zaten yağmur değil, sevgi yağıyor. Yağmurun bir adı rahmettir. Bir adını da ben koyuyorum: Muhabbet. Yağmur, Allah sevgisinin damlalara dönüşmüş halidir. Sevmeseydi yağmuru gönderir miydi? Yerden nimetler değil, sevgiler fışkırıyor. Sevgisi olmasaydı bu nimetleri gönderir miydi? Kim sevmediğine bir şey verir? Allah bize, akıl gibi, ruh gibi, göz gibi ve gönül gibi… Paha biçilmez hediye ve nimetleri verdiğine göre demek o bizi çok seviyor.

Pekiyi Onun bu sevgisine nasıl mukabele edilmeli, nasıl karşılık verilmelidir. O bizi sevdiğini verdikleriyle ispat ediyor. Biz onu sevdiğimizi ne ile nasıl ispat edeceğiz?

1-Ona yürekten iman etmekle,
2-Onu çok iyi tanımakla,
3-Onu her şeyden çok sevmekle,
4-Bütün bir kâinatı bize hizmet ettirdiğine göre biz de, kâinatın tamamını arkamıza alıp Allahu ekber diyerek secdeye kapanmakla kâinatla birlikte namaz kılmakla,
5-Emirlerini tutup, yasaklarından kaçınmakla ve yarattıklarına şefkatle,
6-Onu hiç unutmamakla isbat edeceğiz. Çünkü O bizi hiç unutmuyor. Onu unutmak, kendimizi unutmaktır.

İnsanoğlu yüzündeki basit bir gözlüğün bir ustası olduğuna inanır, onu kendisine hediye edeni tanımak ister, tanıdıkça da sevgisi artar da; gözlüğün arkasındaki gözleri yaratana inanmaz, tanımaz ve sevmese böyle bir insan, insan olabilir mi?

Kaldı ki gözlük nerdeee, göz nerde? Biri 1000 lira kıymetinde birinin pahası biçilemiyor.

Şair:

“Nasıl methedeyim sevdiğim seni,
İstanbul-Bursa'yı değer gözlerin.
Kars'ı, Arahan'ı, Erzurum, Van'ı
Büsbütün cihanı değer gözlerin”

Demiş ama, yine de gözlerin fiyatını biçememiştir. Çünkü Yüce Yaratıcı onları o kadar önemli ve kıymetli yaratmıştır ki cennet bile onların karşılığında ucuz kalır. Biri bize cennet verse, gözlerimizi istese, gözsüz cenneti neyleyeyim, deriz, vermeyiz.

İşte bizi göz ve benzeri cihazlarla süsleyen Sevgili'ye karşı layık bir sevgiyi takdim edemeyi- şimizden dolayıdır ki Yüce Sanatkâr soru ile sitem ediyor: “Biz insana iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi?” “Sizi yoktan var edip size kulaklar, gözler veren, sinenize gönüller yerleştiren Allah değil mi? Ne kadar az şükrediyorsunuz?”

Allah'ı çok iyi tanıyanın muhabbeti çok olur. Muhabbeti çok olanın da, itaat ve ibadeti çok olur. Sevgili Peygamberimiz, neden Allah'ın sevgilisi olmuş?. Çünkü Allah'ı en iyi O tanımış, en iyi O sevmiş, en çok ibadet ve itaati de O takdim etmiştir.

İbadeti ve namazı olmayanlar, çok çabuk tevbe-istiğfar edip Ezelî ve Ebedî Sevgililerinden af istemelidirler. Aksi halde yukarda ifade ettiğim gibi kâinat çapında bir sevgi, kâinat çapında bir nefrete, bir hiddete, bir azaba, bir gazaba dönüşebilir. Cennetimiz, cehenneme dönüverir.

Sevgi, kâinatın mayası, nûru, bağı ve hayatıdır. Yani Allah, sevgisiyle kâinatı mayalamış, aydınlat- mış, zerreleri ve küreleri birbirine bağlamıştır. Allah'ın sevgisi veya Allah sevgisi evrenin hayatıdır. Kâinattaki zerreleri-kürreleri birbirine bağlayan, yardımlaştıran, intizamla yürüten, canlı ve nurlu, bir ve beraber tutan bu sevgidir.

Sevginin olmadığı yerde kavga vardır. Anarşi ve terör vardır. Terör, nesillerin, Allah sevgisinden yoksun yetişmelerinin sonucudur.

Bir insanın bütün organları bedenden ayrılsa, ayrı dursa el, kol, göz, kulak… Gibi ayrı ayrı isimlerle anılırlar ve bunlar bedenden ayrı durdukları müddetçe hiçbir işe yaramazlar, hatta zayi olurlar. Ama hepsi bir araya gelse, bir bedende toplansalar, bir insan olurlar, çok şey yaparlar. Her organın görevi ayrı olsa da hepsi bütünün yapacağı işe omuz verdiklerinden çok başarıya imza atarlar.

Başın her ağrıması halinde, baş değiştirilmez. Bütün cemaat imam olmaya kalkarsa cemaat dağılır. Bir şey için kavga eden iki çocuktan biri kavgadan çekilse, barışa yönelse, babanın rızasını kazanır. Allah'ın kavgalı kulları da böyle olmalı. Hangisi kavgadan çekilir, barış ve hoşgörüye meylederse, Allah'ın rızasını kazanır, Allah'ın rızasını kazanan da iki cihanı birden kazanır.

Bütün ırkları Allah yaratmış, herkesten de Kendisine iman istemiş, iman eden mü'minlerin de kardeş olduğunu ilan etmiştir.

Allah, Türkler birbirinin kardeşidir veya Kürtler birbirinin kardeşidir, dememiş, mü'minler birbiri- nin kardeşidir, demiş. Mü'min, aynı Allah'a inanmanın gereği olarak kardeşini sever ve sevmeli. Fenalığından dolayı yalnız acır.
Bir insan ırkından dolayı cennete gitmeyecektir. İmanından ve İslamiyet'i hayatına uygulamasından, salih amellerinden dolayı cennete gidecektir. Onun içindir ki Hz. Peygamber:
"Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!" Buyurmuştur.

Öyleyse gelin, eğitimi, sevgiyle eğitelim. Çocuklarımızı: “Yaratılmışı severiz yaratandan ötürü” felsefesiyle büyütelim. Sevgiye sevgi gösterelim, düşmanlığa düşman olalım.

“Gelin tanış olalım/ İşi kolay kılalım
Sevelim, sevilelim/ Dünya kimseye kalmaz.”


Bu Yazı 3482 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar