Eğitimci Yönüyle Nasreddin Hoca
..        
Nasreddin Hocamız tam anlamıyla eğitimci bir şahsiyettir. Yediden yetmişe her kademedeki Türk halkı onu tanımakta, sevmekte, fıkralarını kendi mizahına vasıta yapmaktadır. Hocanın bu derece sevilmesinin sebebi onun nüktelerinde ele alınan konuların hayatla iç içe olmasıdır.
Hocamız fıkralarında güldürür. Amacı sırf güldürmek değil, güldürürken düşündürmektir. Eğitimciler insanlara doğruyu binlerce yoldan anlatırlar. Ama en kalıcı ve hoş olanı güldürerek öğretilenidir. Hocalarımız bize belki binlerce doğruyu anlattılar. Döve döve anlattıkları da belki aklımızda kalmıştır ama, daha çok severek öğrettikleri hatıralarımızda tatlı izler bırakmıştır. Hocamızın da fıkralarındaki amacı insan davranışla- rında müsbet izler bırakmaktır. Bir mantıksızlığın göz önüne serilişi insanları yermek değil, doğru yöne çevirmektir.
Hocanın nüktelerinde Türk insanının zeka inceliğini, mizah gücünü ve hayat felsefesini en güzel bir biçimde görmek mümkündür. Onun fıkralarında tabiat ve toplum unsurları çoktur. Onun nüktelerinin ayırt edici özelliği zamana, mekana, olaylara, problemlere uygunluk arzetmesidir. Bu yönüyle Hoca büyük bir eğitimcidir. Bu nüktelerin bir özelliği de her zaman meydana gelebilecek sade, hayattan olaylar olmasıdır. Bundan dolayı Hoca'nın fıkraları 800 yıldır dipdiridir. Hayatın en sıkıntılı problemleri- ne maymuncuk gibi uyar, üzmeden muhatabına şifalı bir el gibi mesajını ulaştırır. Eğitim ve öğretim işini kendisine meslek edinenlerin hocadan öğrene- cekleri pek çok dersler vardır. Hayat yolunun pek çok iniş ve çıkışlarında hoca gibi mürşide herkesin ihtiyacı vardır,
Büyük halk filozoflarımızdan olan Hocamızın hayat hikayesine gelince; 1208'de Sivrihisar'ın Horto köyünde dünyaya gelmiştir.1284' dede Akşehir'de vefat etmiştir. Devir Anadolu Selçuklu devridir.
Hoca'nın babası köyün imamı Abdullah Efendi'dir. Okuma-yazma, ilmihal bilgisi, arapça, ve farsça'yı babasından öğrenmiştir.
Hoca küçük denecek yaşta Kur'an'ı hıfzeder, çalışkanlığı ve afacanlığı ile bütün dikkatleri üzerine çeker. Aynı zamanda Hoca fıkıh ve kelam sahasında da derin bilgiye sahiptir.
Babası vefat edince yerine imam olarak geçen Molla Nasreddin, halkın problemleriyle yakından ilgilenir. Fakat halkın meselelerini çözmek için onu yakından tanımanın ve ona göre çözüm yolları üretmenin önemini bilmektedir. Meslekte pek fazla gözü yoktur. O, her şeyden önce sürekli okuma ve araştırma azmiyle tutuşmaktadır. Bundan dolayı imamlığı arkadaşı Mehmet'e bırakarak ilim uğrunda bir çok kasaba ve şehir dolaşır, insanların problemlerini yakından tetkik eder, bilgi ve tecrübesini artırır.
Toplumdaki her şeye bir araştımacı ve sosyolog olarak bakar.Toplumda neler var neler…Her sakala tarak vuranlar, nemelazımcılar,hazır yiyiciler, bedavacılar, çıkarı uğruna her şeyini feda edenler, hem nalına hem mıhına vuranlar, pireye kızıp yorgan yakanlar, kendi menfaatlerini tüm toplumun menfaatlerinin önünde tutan egoistler,pinti cimriler, pişmiş aşa aşa su katanlar, dam başındaki saksağanın beline kazmayı vuranlar, sinekten yağ çıkaranlar, sağı solu belli olmayanlar, su katılmamış hokkabaz- lar, suratı bir karış idareciler, havasından, gurur-kibirinden burnundan kıl aldırtmayan cahil zengin- ler, tavşana kaç tazıya tut diyen meşin suratlılar, herkese tepeden bakanlar, hep “vur abalıya” felsefesi ile hareket edenler, başına buyruk gençler, çok bilmiş ukalalar, daldan dala konanlar, kapıdan kovulsalar bacadan girenler, gücünün yettiğine kan kusturanlar, nokta kadar menfaat için virgül gibi eğilenler, boğaz tokluğuna çalıştırılan zavallılar, her devirde borusunu öttürenler, yürek yakan kulp takanlar ve daha neleri ve niceleri…
Mola Nasreddin bütün bunları içi burkularak seyreder ve yakından gözlemler. Gözlemlemekle yetinmez, hal çarelerini de araştırır ve geliştirir. Adete bir psikolog, bir sosyolog gibi düşünür. Hocamız hazır cevaptır, zekidir. Özgündür.
Kendisine özgü araştırma ve incelemeleri neticesinde yine kendisine has metodlarla çözümler geliştirir.
O büyük bir eğitimcidir. O bu yola kendisini ta küçük yaşlarda adamıştır. Hata bazı aksaklıkları kendi nefsinde denemekten çekinmemiştir. Bu tıpkı bir ilacı keşfeden bilim adamının önce kendisinde denemesi gibidir. Her eğitimci bunu göze alamaz.
Hoca insanları eğitmenin bir toplum işi olduğunu bilir. Ona göre insanların eğitiminden herkes kendi gücü ölçüsünde sorumludur. Sadece tek bir kişinin doğru olması yetmez. Hoca bu düşüncesini şu nüktesi ile anlatır:
Bir gün eşeğe ters biner. Bunu görenler hemen takılırlar:
-Hocam eşeğe niçin ters biniyorsun?
Hoca cevap verir:
-Kabahat yalnız benim mi?
Eşek ters duruyor.Onun hiç mi suç yok?Eğer o doğru dursaydı, ben doğru binecektim. Niçin eşekte suç bulmuyorsunuz da hep beni paylıyorsunuz?..
Yalnız suçu tek bir insanda aramak, problemi çözmeyi zorlaştırmaktır. Eğer toplumda değerler ters-yüz olmuşsa düzgün bir davranış oldukça güçtür.
Mesela bir gün evine hırsız girer, nesi var nesi yok hepsini yüklenip götürür. Duyan herkes yine suçu Hoca'ya yükler:
- İlahi Hoca insan kapısını kilitlemez mi?.. Ev yalnız bırakılır mı? Diye suçüstüne suç yüklerler Hoca'ya… Hoca ise şu cevabı verir:
-Anladık, bütün kabahat bende; ama şu hırsızın hiç mi suçu yok?
Önemli olan hırsıza karşı kaliteli kilit geliştirmek değil; hırsızlık yapmayan, Allah'tan korkan, kuldan utanan insan yetiştirmektir. Tabii ki bu prensip eğitimin ideal yönünü oluşturmaktadır.
Hoca iyi bir gözlemcidir. Tarafsız olarak insanları sosyal ilişkileri, yönetim mekanizmasını, ihtiyaçların karşılanma biçimini gözlemiştir. İnsan zayıf tabiatlı ve aceleci bir varlıktır. Olayları değerlendirirken tarafsız olması güçtür. Hoca fırsat buldukça insanın bu zayıf tarafını dile getirir. Bundan maksadı ise insanın kendini bilmesidir.
Hoca bir gün oğlu ile pazara gider. O ğlu eşekte, kendisi ise yayan. İlk rast geldiği adamlar:
-Hey gidi zamane çocukları heyy! Şu hale bir bak! Kıyamet zamanı gelmiş. Ak sakallı babasını yürütüyor da kendisi arlanmadan eşeğe binmiş, keyifli keyifli gidiyor. Derler. Bu söz oğlunun ağrına gider. Eşekten inerek babasını bindirir. Biraz giderler, başkalarıyla karşılaşırlar. Bunlar da:
-Gördün mü şu insafsız Nasreddin'i! Kendisi eşeğe binmiş, zavallı çocuğu yürütüyor. Yumruk kadar çocuğu sıcakta yürütmek, toza toprağa boğmak reva mı? Hoca çaresizdir. Hemen çocuğu eşeğin terkisine alır. Rahat rahat giderlerken yine bir takım insanlara rastlarlar. Bunlar kan ter içinde kalan eşeği görünce dayanamazlar:
-Amma da insaf ha! Küçücük eşeğe iki kişi birden binmişler. Dili yok ki hayvancağızın vursa yüzüne ettiklerini!
Hocanın tepesi atar…Bu adam da haklıydı!.. Hemen eşekten inerler. Eşek önde, baba ile oğul arkada… Ağır ağır yürürler. Derken bie köye daha gelirler. Burada onları böyle gören köylüler kahkahayı basarlar:
-Bakın şu budalalara!.. Eşek önlerinde bomboş zıplayıp gidiyor. Bu aptal herifler şu sıcakta kan ter içinde yaya yürüyorlar. Ne yapsın şimdi Hoca? Seslenir oğluna:
-Gördün ya oğlum..Bu halkın dilinden kurtuluş yok.Sen sen ol, söylenenlere bakma , hak bildiğin yolda yürü.Herkesin yorulduğu yere han yapmak mümkün değildir.
İşte Nasreddin Hoca fıkralarıyla yüzyıllardır unutulmamışsa sebebi mizahını sade bir dille, filozofik bir şekilde topluma aktarmış olması dolayısıyladır. Hocanın her fıkrasında bir hikmet vardır. Ama anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az…

Bu Yazı 3300 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar