Eğitimi Dava Edinen Adam: Nurettin Topçu
05.09.2015        

MAARİFİ/EĞİTİMİ DAVA EDİNEN ADAM: NURETTİN TOPÇU

Mehmet Pektaş

 

 

Nurettin Topçu’nun Maarif/Eğitim Sistemi Üzerine Eleştirileri:

Nurettin Topçu’ya göre millet ruhunu yapan ve ona istikamet veren maariftir. Maarifin düşmesi millet ruhunu yerlere sererken, maarife değer verilmemesi millet ruhunun yıkılışını hazırlar. En veciz ifadeyle millet, maarifi demektir. Bu yüzden tahsil sıradan bir iş değil bir mefkûre, bir ideal olmalıdır.

Maarifi, üç asırlık tarihî bir süreç içerisinde değerlendiren Topçu, toplum hayatının çözülme ve çöküş içerisinde olduğunu söyler. Çöküş sebeplerinin ise kültür ve maarif sahasında aranması gerektiğini savunur. Topçu’ya göre İslam maarifi, XVII. asırdaiçtihat kapılarının kapanmasıyla ruhî feyzini kaybederek Aristo mantığının kısır döngüsü içine düşmüştür. Böylece maarif ruhtan ve realiteden dolayısıyla insandan ayrılmıştır. Şiddet rejiminin hâkim olduğu XVII. asırda asilerin başları kesilerek kuyulara doldurulmuş, XVIII. asırda bazı ıslahatlar yapılmış, XIX. asırda da halka inilerek şekle bağlı inkılâplar yapılmıştır. XIX. ve XX. asırda yeni mektepler açılmışsa da bu kurumlarda körü körüne Avrupa taklit edilmiş, “teknik putlaştırılmıştır.” Oysa milletimizin ihtiyacı olan teknik okullardan çok idealist, şahsiyet sahibi insanlar yetiştirecek mekteplerdir. Bu yüzden Topçu, bütün mekteplerin fen mektebi haline getirilme çabalarını yanlış bulur. Gençlere ihtiyacı olan karakter mayasının aşılanmadığı, ruhtan ve ahlâktan yoksun, bu mekteplerde insanlar maddenin kölesi olmak için adeta yarışa sokulmaktadır.

Vaktiyle medreselerin millî mektep olduğunu söyleyen Topçu, bu kurumların milletin ruhunu ve sosyal gelişmeleri takip edemediğini, cihanın fikir ve irfan hayatıyla bağlarını çoktan kopardığını bu yüzden de çöktüğünü söyler. Medresenin yaptığı dinî öğretimi hatalı bularak Kur’an’ın anlaşılmadığını düşünür: “Medresenin duvarları arasında ne Kur’an’ın âlemlere taşan ruhundan bir tutam felsefe çıkarıldı, ne de sade kılıçlarının şakırtısı övülen Fatih’lerle Yavuz'ların Kur’an’a dem tutan ruh ve ilham dolu maceralarının mânası anlaşıldı.” (Topçu 2013: 40).

Medreselerin çökmesi ile Batı’nın maarif sistemleri körü körüne taklit edilmeye başlanmıştır. Sırayla Fransız, Alman, İngiliz kültür ve maarifine bel bağlandıktan sonra Amerikan maarifine teslim olunmuştur. Mektepten medreseye uzanan süreçte Nurettin Topçu zihniyet anlamında değişim olmadığını söyler: “Medresede sonsuz “dedi”lerin paslı zincirini tesbih gibi çektiren zihniyet ortadan kalkmadan, sadece şekil değiştirerek mektebe aktarma edildi. Batı dünyasında ortaya konan her türlü fikirler, tercüme ve nakil yoluyla, tekrarlanıp ezberlenmek üzere mektebe devredildi. Bir asırdır mektepte bu ders yükünün ağırlığını çekmekteyiz. Zekâlarımızın beli büküldü.(Topçu 2013: 90).

Millî olmayan girişimlerle insanımız değerlerinden uzaklaştırılırken harf inkılâbı, yüzlerce yıllık millî kültürle olan bağların kopmasına yol açmış, üniversite gençliğinin dili ortaokul çocuklarının seviyesine inmiştir. Dildeki, değişme ve tekniğin memleketi tahakküm altına alması ile edebiyata ve tarihe karşı olan ilgi de azalmıştır. Tarih dersi masalcılık, efsanecilik haline dönmüştür. Olaylar arasında nedensellik (sebepler araştırma) bağlantısı kurulmadığından gençlere fayda sağlamak bir yana onların zekâlarını çürütmektedir. Matematik derslerinde ise formüller ve teoremler ezberletilerek bu dersin önemi sıfıra indirilmiştir.

Mektepler mabet, yuva ve ocak olmaktan çıkmış, dersliklerden ibaret birer devlet dairesine dönüşmüştür. Biraz da kulüp, sahne, yardım müessesesi, kahve ocağı ve alışveriş yeridir. Muallimlik ise boynu bükük, salahiyetsiz, müdürün emrinde küçük bir memuriyet haline gelmiştir. Maarif, büroya memur yetiştirir hale gelirken, talebelik artık ilim yolculuğu değil, diploma avcılığına dönüşmüştür.

Nurettin Topçu’nun Muallime/Öğretmene Bakışı

Muallim, Nurettin Topçu’nun düşünce dünyasında mukaddes bir yere sahiptir. Maarif demek, muallim demektir. Bakanlık, maarif sistemini düzenleyici bir cihazdan ibarettir. Öğretim sürecini yürütecek olan ve bu yolda bütün sorunları çözecek olan milletin muallim ordusudur. Muallim, ruhumuzun sanatkârı, hayatımızın nâzımıdır. Bu konuda Topçu şöyle der: “Kaderimizin hakikatinin işleyicisi, karakterimizin yapıcısı, kalbimizin çevrildiği her yönde kurucusu odur. Fertler gibi, nesiller de onun eseridir. Farkında olsun olmasın, her ferdin şahsî tarihinde muallimin izleri bulunur. Devletleri ve medeniyetleri yapan da, yıkan da muallimlerdir.” (Topçu 2013: 69). Milletimiz tarih boyunca muallimin yükseltildiği devirlerde medeniyet olarak yükselmiş, muallime verilen değer alçaldığı zaman ise medeniyet seviyesi gerilemiştir.

Muallim sadece bir memur veya gençlere bilmediklerini öğreten bir nâkil (nakledici) değildir. Muallim, mesleğine maaşının azlığı veya çokluğuna göre değer vermemelidir. Muallimlik, para değil ruh işidir. Dünyanın en büyük mesuliyeti onların omzundadır. Bu yüzden muallim meselesi maarif davamızın ana meseledir. Topçu, muallime verdiği öneme mukabil, muallim yetiştirilmesinde sıkı bir eğitimi öngörür. Liselerin en iyi mezunları, Avrupa’nın büyük üniversitelerinde sıkı bir disiplin altında 6, 8 veya 10 yıllık eğitime tâbi tutulmalıdır. Üniversite mezunları doğrudan doğruya muallim kadrosuna atanmamalıdır. Lisanstan sonra muallim olmak için ciddi bir imtihan uygulanmalıdır. Bu imtihanda, muallim adayının kendi branşında yazılmış yabancı dildeki eserleri okuyup anlayabilme ve tenkit edebilme yeteneği ölçülmelidir.

Muallime asli vazifesi dışında vazife yüklenmemeli, muallim mektep kırtasiyeciliğinden kurtarılmalıdır. Sınıflarda para toplamak, nöbet tutmak gibi görevler muallimin işi değildir. Muallimin müdüre veya herhangi birine yaranma gayretine düşmemesi isteyen Topçu şöyle der: “devlet adamı, muallimin emrinde bulunduğu müddetçe cemaat ikbâl halinde yaşadı. Muallim, devlet adamının bendesi olduğu zaman, cemaat bozuldu, felâketler baş gösterdi.(Topçu 2013: 70). Öğretmenlere nöbet tutma gibi angarya görevler yüklenmesi bugün de çözülmeyi beklemeyen bir sorundur.

Nurettin Topçu’nun Talebeye/Öğrenciye Bakışı

Nurettin Topçu, gençliği geleceğin tohumu olarak görür. Topçu’nun düşünce dünyasında talebe, mekteplerin diploma müşterisi veya makam, mevki dilencisi değil, hakikatler peşinde koşmayı meslek edinen insandır. Talebe, halkın girdiği her yere girmez, halk gibi konuşmaz, avare insanlar gibi yürümez. Talebe hayat adamı değildir, bu yüzden yalnız asli görevi ile yani talebelik ile meşgul olmalı, bütün zamanını ders ve mektep etrafında geçirmelidir. Onun başka işlere harcayacak vakti ve enerjisi yoktur.

Talebenin zihni ezbercilikle köreltilmemelidir. Uygulanacak öğretim metotları, onun düşünce dünyasını açacak, zekâsını geliştirecek şekilde olmalıdır. Fakat gençlik, idealsiz ve hayalsizdir. Topçu, gençliğin durumunu şöyle özetler: “Gencimizin ruhu sarsıntı halindedir. Gençler, spor, siyaset ve kazançtan ibaret üçüzlü hayat maddeciliğine daha beşikten başlayarak meftun yetişmektedirler. Bu üçüzlü belâ, onların ruhunda güneş ve tabiat, aşk ve miraç yaşatmayarak, varlığını, maddenin altında ezilmiş bir iskelet halinde beşikten mezara kadar takip ediyor ve bir çelenkle sarıp toprağa teslim ediyor.” (Topçu 2013: 81-82).

Nurettin Topçu’nun İdealindeki Maarif: Millî Mektep

Nurettin Topçu, mekteplerin millî bir kimlik kazanmasından yanadır. Özel okullara gerek olmadığını düşünür, bu vatanda tüneyen baykuş yuvaları olarak nitelediği yabancı okullar meselesini ise derin bir yara olarak görür. Topçu’ya göre “millet bünyesinde inkılâplar mektepte başlar ve her milletin, kendine özel olan mektebi vardır. Millî mektep, zihniyet ve örfile, metodları ve müfredatile, terbiye prensipleri ve psikolojik temellerile, hattâ binasının yapı tarziyle kendini başka milletlerinkinden ayırır.” (Topçu 2013: 14).

Bize lazım olan bir insan mektebidir. Topçu, arzuladığı mektebi şu satırlarla ifade eder: “Bir mektep ki bizi kendi ruhumuza kavuştursun; her hareketimizin ahlâkî değeri olduğunu tanıtsın; hayâya hayran gönüller, insanlığı seven temiz yürekler yetiştirsin; her ferdimizi milletimizin tarihi içinde aratsın; vicdanlarımıza her an Allah'ın huzurunda yaşamayı öğretsin.” (Topçu 2013: 46).

İyi kötü bir bina bularak az zamanda çok mektep açılmasını doğru bulmayan Topçu, günümüz için de geçerli bir meseleye dikkat çeker. Herhangi bir binada ders okutulamaz. Mektep binalarının millî bir tarzının olmasını ister. Çünkü talebenin ruhuna uygun bir iklim vardır. Talebenin ruhuna uygun inşa edilecek binalarda talebe kendisini mabette gibi hissedecek, mektebe girdiği andan itibaren öğrenmeye hazır olacaktır.

Mektep sadece dört duvarla çevrili yer değildir. Belki her tarafta mektep vardır ve bütün ömür talebelik ve çıraklıktır. “Mektep, mânaya yükseliş, birliğe yöneliş, kaide ve disiplindir. Bütün bunların birleşmesinden ruhanî ve ilâhî bir koku ruhlara dağılır. Mektebi aşk besler, metodlu düşünce yaşatır.” (Topçu 2013: 61).

Yeri gelir, bir gazete, bir dergi, bir cemaat mektep olur. “Aile, örf ve adetlerin ve bir dereceye kadar seciyemizin hamurunun yoğrulduğu mekteptir.” (Topçu 2013: 57). Ordu disiplin ve itaat mektebi, memuriyet vazife ve intizam mektebi, dervişlik, tahammül ve kanaat mektebidir. Mağlûbiyet ve musibet mektep, ihtiras mektep, sabır, hüsran, iman birer mekteptir. Hatta ölüm, herkes için bir mekteptir. Kısaca, mektep “maddeden mânaya yükselişin, disiplinin, çokluktan birliğe doğru gidişin, kaidenin ve nizamın bulunduğu her yerde vardır. Nerede bunlar bulunmazsa orada da mektep yoktur.(Topçu 2013: 59).

Mektebe temel olacak bir kitaba ihtiyaç vardır, bu kitap da Kur’an’dır. Topçu, Kur’an’ın mânasının anlaşılmadan okunup nakledildiğinden yakınır. Eflatun akademisinin kapısında “geometri bilmeyen buradan giremez” levhası bulunmasına mukabil XX. asır mektebinin kapısına “felsefesi olmayan milletin mektebi olamaz” cümlesinin yazılması gerekir. “Millî mektebimiz ne medresedir, ne de çeşitli kozmopolit unsurların karışığı olan bugünkü mekteptir. Müslüman Türkün mektebi, maarif, metafizik ve ahlâk prensiple­rini Kur’an’dan alarak Anadolu insanının ruh yapısına serpen ve orada besleyen, insanlığın üç bin yıllık kültür ağacının asrımızdaki yemişlerini toplayacak evrensel bir ruh ve ahlâk cihazı olacaktır.” (Topçu 2013: 15).

İlköğretim

Nurettin Topçu, millî eğitim sisteminin yalnızca üniversite tarafından düzenlemesi gerektiğini savunur. Üniversiteler ile Millî Eğitim Bakanlığının koordineli hareket etmemesi günümüzün eğitim hayatı açısından önemli bir problemdir. Liselerden yetişen öğrenciler ile üniversitelerin ihtiyaç duyduğu insan tipi arasında ciddi farklılıklar vardır. Topçu, üniversiteyi beyin olarak düşünür ve bütün eğitim işlerini üniversitenin düzenlemesini savunur. Bu düzenlemeler ise ilk mektepten başlamalıdır.

İlkokul çocuğu bilgin adayı değil, olgun insan, ahlâklı insan adayıdır. İlköğretimin gayesi öğrencilerin zihnini gerekli gereksiz bilgilerle doldurulmak değil, kalplerini terbiye etmektir. İlkokuldaki kalp terbiyesinin yerini ortaöğretimde akıl terbiyesi alacaktır. Yüksek öğretim ise ihtisas alanıdır. Topçu, ilkokulda yapılması gerekeni şöyle ifade eder: “İlkokul, kalbi temiz bir maya ile yoğurmak içindir. Bu maya, dinin sevgi telkinleriyle bütün mazi ve millî mefahir olmalıdır. İlkokulda çocuklara verilmesi lüzumlu olan eşya bilgisi pek az bir şeydir. İlk mektepçilik denen büyük sanat, dindeki aşk idealini damla damla çocuğun kalbine aşılamak ve o kalbin çarpıntılarını millî mefahirin temposuna uydurmak sanatıdır. Bu aşk idealiyle birlikte sunulan değerler, hakikatlerin sevgisi, hayatın ve başkalarının sevgisin kendi ruh hayatını samimiyetle ve dikkatle yaşamak sevgisidir.” (Topçu 2013: 108).

İlk ve orta öğretim yapan mekteplerde, sabahlan derse başlamadan önce, bütün talebelere musiki dinletilmeli, böylece ruhları yıkanıp temizlenerek derse hazır hale getirilmelidir.

Orta Öğretim

Nurettin Topçu’ya göre ortaokullar fonksiyonsuzdur. Bu yüzden ortaokullar kaldırılmalı lise tahsili ile birleştirilmelidir. Fakat lise tahsili yapmayacaklar için köylerde, kasabalarda, iki veya üç senelik hayat veya iş mektepleri açılmalıdır. Bu mekteplerde, ziraat ve teknik öğretilmeli, aritmetik, tarih ve din dersleri okutulmalıdır.

Liselerin bugünkü hali, yüksek öğretime kabiliyetli elemanlar hazırlayıcı değildir. Ortaokulun derslerini genişleterek tekrarlayan lise sistemi değiştirilmelidir. Lisenin şimdiki ortaokulu karşılayacak ilk üç sınıfından sonra, üç senelik son kısmı kollara ayrılmalıdır. Orta öğretimin gayesi, genel kültür vermek, her ilimden bir çeşni tattırmak ve ruhun bütün melekelerini birbirleriyle düzenli olarak inkişaf ettirmek olmalıdır. (Topçu 2013: 127).

Orta öğretimde öğrencilerin seviyesi, her sene sonunda o derse giren muallimin idare etmediği heyetler tarafından yapılacak imtihanlarla ölçülmelidir. Ayrıca öğrencilere derslerine girecek öğretmenleri seçme imkânı tanınmalı, böylece öğretmenlerin kendilerini geliştirmeleri sağlanmalıdır.

Yükseköğretim:

Topçu, her taraftan çürüyen bir müessese olarak gördüğü üniversitenin lağvedilmesi ve yerine yenisinin açılması gerektiğini söyler. Topçu’ya göre üniversitede hukukî, malî ve idarî pek çok yolsuzluklar dönmekte, ahlâk ve iffete aykırı davranışlar sergilenmektedir. Kimi hocalar, kitapları üniversite imkânları ile bastırarak yüksek telif ücretleri alırken, kimi hocalar, iki yıl boyunca ders vermedikleri halde maaşlarını almışlardır.

Topçu’ya göre maarifin hiçbir kademesinde ahlâk eğitimi terk edilmemelidir. İlk ve ortaokullarla liselerin son sınıflarına ahlâk dersleri konulmalıdır. Kızların terbiyesine daha fazla önem vermek gayesiyle, liselerde kız ve erkek öğretiminin ayrılması lâzımdır.

KAYNAKÇA:

Ali Rıza Genç, Nurettin Topçu’nun Din Eğitimi İle İlgili Görüşleri, Çukurova Üniversitesi, yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Adana 2008.

İhsan Özkan, Nurettin Topçu’nun Eğitim ve Kültüre İlişkin Görüşleri, Niğde Üniversitesi, yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Niğde 2004.

İsmail Kara, “Nurettin Topçu’nun Hayatı”, Nurettin Topçu, Ed. İsmail Kara, T.C. Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 2009, 12-21.

Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Davası, Dergâh Yayınları, İstanbul 2013.

Sümeyye Şahin, Nurettin Topçu’nun Eğitim Anlayışında Önce Çıkan Değerler, Marmara Üniversitesi, yayınlanmamış yüksek lisans tezi, İstanbul 2011.


Bu Yazı 3640 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar