Emeğin Değerlendirilmesi ve İç Barış
..        

İç barışı bozan, kavga, didişme ve ihtilallere zemin hazırlayan etkenlerin başında gelir adaletsizliği, emek sermaye dengesizliği ve kişinin sarfettiği emeğin karşılığını alamaması gelir. İslâm, bu problemi kökünden düzeltici tedbirler getirmiştir. İslâm'ın konuya ilişkin öğreti ve hükümleri, bütün çatışma ve karışıklıkların panzehiridir. Şöyle ki:
İslâm, emeği yüceltmiş. Emekçiye değer vermiş. Onun bugününü ve yarınını garanti altına almayı ideal edinmiş. İhtiyarlık, hastalık ve sakatlık hallerin- de ona geçinme imkânları aramış. Ölümünden sonra çoluk çocuğunu bakımını yüklenmiştir. Bunlar, özünde, en ileri memleketlerin konuya ilişkin yasalarından daha ileri ve yıllarca işçi sınıfının haklarını ön planda tutma iddiasına dayanan sosyalizmi bile geride bırakır esaslardır. Kur'ân-ı Kerim'in yaklaşık 360 âyetinde emekten, 109 âyetinde de çalışmaktan söz edilir. Bunlar, en geniş anlamda emek ve onun yüceliğine, çalışanın sorumluluk, ceza ve mükâfatına ilişkin âyetlerdir.
Kur'ân'da, dinî ve dünyevî her türlü temiz ve yararlı iş “amel-i salih” diye adlandırılarak övülür. Kur'ân'da, hiçbir yararlı emeğin mükâfatsız kalmayacağı belirtilir. Bu, sadece âhirette değil, ondan önce dünyada kısmen de olsa gerçekleşir. Emeğin kutsallığına şu hadis de açık delildir: “Kazancın en üstünü, kişinin kendi eliyle kazandığıdır. Allah'ın Peygamberi Hz. Davud da sadece kendi elinin emeğinden yerdi” (Buharî, II, 730).

Ücretsiz çalışma yoktur:
“Dünya hayatını, dünyanın güzelliğini isteyen- lere, emeklerinin karşılığını tastamam veririz. Ve onlar dünyada aldatılmazlar” (Hud: 15). Bu ilâhî ahlak, inananlar için de en güzel örnektir. Buna göre kâfirin bile hakkı ödenmeli, kesinlikle yenmemelidir.

Ücret emeğe göre belirlenmeli ve eksiksiz ödenmelidir:
“Herkesin emek sarfederek yerine getirdiği işlere göre dereceleri vardır. Bu, emeklerinin kendilerine tastamam ödenmesi içindir. Onlar zulme uğratıl- mazlar” (Ahkaf: 19). İşçi sıkışık durumda olup hakkı olan ücretten daha az miktarı kabul etse bile, işveren onun hakkını tam olarak ödemelidir. Şu geniş kapsamlı âyet bu konuyu da içine almaktadır: “İnsanların haklarını eksik vermeyin” (A'raf: 85).

Hak edilen ücret için minnet altında bırakmak yoktur:
“Şunu iyi bilin ki, imân edip de güzel işler yapanlar için bitmez tükenmez, başa da kakılmaz ücretler vardır” (Fussilet: 8) âyeti de bu konuda örnek alınması gereken İlâhî ahlaka işaret eder.

Ücretler, en üst otorite tarafından güvence altına alınır:
Kur'ân'da, otoritelerin en büyüğü Yüce Allah şöyle buyurur: “İçinizden hiçbir işçinin (amel işleyenin) erkek olsun kadın olsun- emeğini zayi etmeyeceğim. Bundan şüpheniz olmasın” (Kur'ân, 3/195). Hz. Peygamber de, bir devlet başkanı sıfatıyla şu talimatı vermiştir: “İşçinin ücretini henüz alın teri kurumadan veriniz” (İ. Canan, Kütub-i Sitte, XVII, 304). Bu talimatını, uhrevî bir yaptırımla da desteklemiştir: “Üç kimse vardır ki, Kıyâmet günü ben onun hasmıyım (düşmanıyım). Birisi de, bir işçiyi çalıştırıp ücretini tam ve zamanında ödemeyendir” (İbn Hibban, XVI, 333).

Peygamberimiz, emeğe gösterilecek özenin faziletine ilişkin geçmiş milletlerden ibretli bir kıssa anlatıyor:
Dağdan bir kayanın yuvarlanmasıyla bir mağarada kapanıp kalan üç kişi, en iyi amellerini vesile ederek Allah'a yalvarmaya karar verirler. Bunlardan biri şöyle niyaz eder: “Ya Rabbi, ben üç işçi tutmuş, bunlardan ikisinin ücretini ödemiştim, üçüncüsü ücretini almadan bırakıp gitmişti. Onun hakkını işletip arttırdım, birçok malı oldu. Uzun bir zaman sonra bana gelip ücretini istedi. 'Şu gördüğün deve, sığır, koyun ve hizmetçiler hep senin ücretinden hasıl oldu' dedim. 'Benimle alay etme' dedi. 'Seninle alay etmiyorum' dedim ve durumu açıkladım. O da bütün malını alıp gitti. Rabbim! Bunu sırf Senin için yaptıysam bizi buradan kurtar” dedi. Duasının kabul olmasıyla mağarayı kapatan kaya yuvarlandı ve kurtuldular” (Buharî, İcâre 12).

İşveren işçisinden sorumludur:
“Hepiniz çobansınız, hepiniz elinizin altındakin- den sorumlusunuz” (Müslim, III, 1459). “Size hizmet edenler, sizin kardeşlerinizdir. Allah onları sizin idarenize emanet etmiştir” (Müslim, III, 1882). Bu sorumluluğu yerine getirmek ve emanete hıyanet etmemek, haklarını en az kendimizinki kadar düşünmekle olur.

İşçi gücüne göre çalıştırılır:
Allah, her insana ancak gücünün yettiği kadar sorumluluk yükler (Kur'ân, 2/286). Hz. Peygamber de, işçiye, gücünün yetmeyeceği şeyin yüklenmemesini, böyle bir şey istenmişse ona yardım edilmesini emreder (Müslim, III, 1882). Bu yardım, ilave ücret şeklinde de anlaşılabilir. Buna göre, Meselâ günde 8 saat mesaiyle sözleşme yapılmış bir işçiye ilave süre için ayrıca ücret verilecektir. Yine, gençliğini bir iş yerinde bitiren işçi yaşlanınca veya hastalık sebebiyle verimsiz hale gelince onun işten çıkarılması yerine hafif işlerde çalıştırılması alimlerce tavsiye edilmiştir.

Çoluk çocuğunu rahatça geçindirecek kadar ücret, işçinin hakkıdır:
Bu onun insanlık onurunun bir gereğidir. “Bizim işlerimizden birini yüklenen, evsiz ise ev, eşsiz ise eş, bineksiz ise binek edinsin” (Ahmed, Müsned, IV, 229) hadisi bu gerçeği açıkça ifade etmektedir. Bu, her işverenin, işçisine bunları temin etmek zorunda olduğu anlamında değilse de, ücreti bu zorunlu ihtiyaçlarına yetmeyen bir emekçiye devletin bu imkânları sağlaması gerektiğine delildir.

Devlet çalışanı korumak durumundadır:
İslâm'da her vatandaşın geçimi, sakatlık, hastalık, felaket ve yaşlılık gibi çalışıp üretmeye engel durumlarda devlete ve topluma aittir. Hatta yeterli mal bırakmadan ölenin çoluk çocuğuna bakmak da devletin görevidir.
Peygamberimizin bir devlet başkanı olarak söylediği şu sözler bu gerçeğin ifadesidir: “Mal bırakanın malı, mirasçılarına verilsin. Malı olmayıp güçsüz, aciz çoluk çocuk bırakanın ise bu bıraktıkları- nı bana getirin. Onlara ben bakacak, onları ben koruyacağım” (Müslim, II, 592).
Peygamberimizin ifadesiyle, “İnsan nefsinin kendisi üzerinde hakkı vardır. Bedenin hakkı vardır. Eşinin hakkı vardır. Gözünün hakkı vardır vs.” (Buharî, II, 698). Buna göre işçiye istirahat, ibadet, kocalık, babalık, analık gibi görevlerini yerine getirebilme imkânı sağlayacak şartlar oluşturulma- lıdır.
İşçi gayr-ı müslim ise, dinince tatil sayılan günlerde tatil yapması otomatik olarak sözleşmeye dahildir. Müslüman işçiler için de cuma ve bayram tatilleri buna kıyasen alimlerce kabul edilmiştir.
İslâm'da, mal ve servet sahipleri, işletemedikleri mal varlıklarını, ehil kimselere vererek işletmeye ve böylece işsizliği önlemeye teşvik edilmişlerdir: Müzaraa (ziraî orakçılık), mudarabe (sermaye-emek arasında kâr zarar ortaklığı) vs. akitleri bunun uygulama örnekleridir.

Şu durumlarda işçi, iş sözleşmesini tek taraflı olarak feshedebilir:
a) Hayati tehlike arz eden işlerde çalıştırılmak istendiği,
b) Hastalık,
c) İşverenin, şartlardan birine uymaması,
d) Darda kaldığı için ucuza anlaşmış olması.
Kasıtlı kusuru olmadan elinde mal zayi olan işçi bunu ödemez. İşveren tarafından bu şart koşulmaya kalkışılırsa akit geçersiz olur.

Tüm bunlara karşılık işçi de,
a) Peygamberimizin, “Allah işçinin yaptığı şeyi güzel yapmasını ister” (Beyhakî, Şuabü'l-İmân, IV,335); “Allah, bir işi yapanınızın o işi özenerek yerine getirmesini ister” (Ebu Ya'lâ, Müsned, VII, 349) prensiplerine uyarak yaptığı işi baştan savma ve gelişi güzel yapmayacak.
b) İş ve görev başında iyi niyet gösterecek.
c) İş ve görevi emanet kabul edecek ve emanete hıyanet etmeyecek.
d) İşverenin kazancına göz dikmeyecek.
e) İş yerini ve malzemeyi kendi malı gibi kabul edip koruyacak.
f) İşverenin başarısına aktif olarak yardımcı olacaktır.


Bu Yazı 2645 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar