Endülüs Fatihi TARIK BİN ZİYAT
..        

Arap tarihçileri ve coğrafyacıları bugün üzerinde İspanya ve Portekiz'in bulunduğu İberik yarımadasına Endülüs ismini vermişlerdir. Bu isim araştırmacıların birçoğuna göre o yörede yaşamış olan Berberileşmiş kabilelerden kaynaklanmak- tadır. V. yy'da İberik yarımadasına Fandal veya isimli kabilelerden dolayı Fandalusiya adı verilmiş- ti. Araplar bu telaffuzu kısaltmışlar ve Endülüs olarak benimsemişlerdir.

Müslümanların Endülüsü Fetih Sebepleri
Müslümanları Endülüs'ü fethetmeye sevk eden çeşitli sebepler vardır. En önemlileri şunlardır:
1. Müslümanlar fetihlerde zirveye ulaşarak doğuda ve batıda en uzak noktalara kadar ilerlemişler ve kısa zamanda yaptıkları fetihlerle dünya tarihinin en büyük askeri harekatını gerçekleştirmişlerdir.
Bu arada Afrika ile Avrupa'yı birbirinden ayıran boğaza gelince, karşıya geçmeyi düşünmele- rinde şaşılacak bir durum yoktur. Boğazı geçerek verimliliğini ve zenginliğini işittikleri beldeleri fethetmeyi ve oralara İslamı götürmeyi düşünmüş- lerdir. Julianus'un kendilerine teklif etmeden önce Musa bin Nusayr ve özelliklede Tarık bin ziyad'ın Endülüs'ü fethetmeyi düşünmemiş olduklarını bazı tarihçiler uzak bir ihtimal olarak görmekte- dirler.
2. Müslümanları fethe teşvik eden diğer bir hususta İspanyada hüküm süren karışıklıklardır. Özellikle de Rodrich (Rodrigo)in son meşru kral Vitiza ya karşı yaptığı ihtilal ve Vitiza'nın çocuklarının intikam duygusudur.
3. Bir rivayete göre Septe valisi Julianus yeni kral Rodrich ile tam bir uyuşma içinde değildi. Zira Julianus hala eski krala muhabbet besliyor ve gizli olarak ona bağlılığını devam ettiriyordu. Tahtın meşru sahibinin Vitiza olduğunu Rodrich'in meşru kral olmadığı ve hatta onun gasıp olduğunu kabul ediyordu.
4. Julianus'un Müslümanlara fetihlerde yardım teklifi, belki de Rodrich'in idaresine son vermek için eski kral ailesiyle özelliklede eski kralın çocuklarıy- la olan iyi ilişkilerinden kaynaklanmış olabilir. Bazı tarihçiler Vitiza'nın çocuklarının Afrika'ya geçerek Müslümanlardan bizzat yardım istediğini zikreder- ler. Julianus'un Musa bin Nusayr ile görüşüp ona Endülüs'ü fethetmesi için yardım teklif ettiği ve emrinde bulunan dört gemisi ile Müslüman askerleri karşıya geçirebileceğini teklif ettiği zaman, Musa ona Müslümanlara yardım etmesinin sebebini sordu. O da gizlice anlattı. Musa, bunu kabul ettiyse de böylesine hayati bir meselede ihtiyatı elden bırakmaması gerektiğini aksi takdirde, bir komplo karşısında ordunun büyük bir tehlike ile yüz yüze geleceğini çok iyi biliyordu.
Julianus ayrıca yardım ederek fethi kolaylaştıra bileceğini, zaten karşılarında güçlü bir mukavemet- in olmayacağını, hatta ilk seferi kendisinin yapabile ceğini vaat etti. Daha sonra Endülüs'ün güzellik- lerinden, gelir kaynaklarından ve bereketli topra- ğından söz ederek onu fethe teşvik etti .
Julianus Musa'nın bir birliğini yanına alarak dört gemisine bindirdi. Ve Endülüs kıyılarına geçerek El-Hadra adasına hücum etti. Orada dört gün kaldığı halde hiçbir mukavemetle karşılaş- madı. Bol miktarda ganimetle geri döndü.
Musa'nın bunun üzerine fethin mümkün olacağına olan inancı arttı. Ve Julianus'un bu hususta gerçekten yardım edebileceğine kani oldu. Ayrıca halife Velid bin Abdülmelik'e bir mektup yazarak fethin kolay olacağını, fetihten elde edilecek faydaları izah ederek izin istedi.
Endülüs'ü fethetmek üzere İslâm ordusunun komutanlığına getirilen Tarık'ın kimliği hakkında tarihçiler değişik görüşler serdetmişlerdir. Bazı tarihçiler, onun Berberi olduğunu ileri sürerken, bazıları da Hemedan asıllı bir İranlı olduğunu ve Musa'nın mevlâsı olmadığını kabul ederler. Tarık b. Ziyad, ilk askerî ve siyasî başarısını Mağrib-i Aksa'da ve özellikle de Tanca'da ortaya koymuştur. Bu savaşlar sırasında çok büyük hizmetler vermiş, cesareti ve dehası ile takdir edilmiştir.
Tarihçiler, Tarık'ın sözü dinlenir, doğru, iffetli ve çok cesur olduğunu, komutanlığa getirilişinde bu özelliklerinin tesirli olduğunu kabul ederler. Bugünkü anlamda kişisel gelişim nitelikleri diyebileceğimiz şahsi özelliklerinin en üst düzeyde olduğunu görebiliyoruz.Onun bir köle olduğu da söylenmektedir.Bu hususta dikkate alınacak olursa, İslam'ın insanları kişisel yeteneklerine göre, sınıf farkı gözetmeksizin en üst görevlere getirebildiğini de müşahede edebiliriz.İslam Tarihinde bunun pek çok örneğini görmek mümkündür.
Berberi olduğu zikredilmesine rağmen, Arap dilini çok iyi bildiğini gösteren şiirler söylemiştir. Aşağıdaki beyitler onun fetih hakkında yazdığı kasideden alınmıştır:
Bindik katranlanmış gemilere,
Allah; nefislerimizi, mallarımızı ve ailemizi cennet karşılığında
bizden alır ümidiyle... Bu uğurda bir şey istersek kolaylasın bize,
Hiç aldırmayız kanlarımızın akıp gittiğine,
Şayet kavuşursak kavuşulması yüce olan şeye.
Bazı tarihçiler, onun Berberi olması hasebiyle veciz ve edebî bir şey yazamayacağını ileri sürerler. Ancak İbn Saîd'in rivayet ettiği şiir ve Ibn Başkuval'ın, «Yazılması mümkün olan her şeyi yazar.» demesi dikkate değerdir. Tarık'ın emrindeki askerlerin çoğu Berberi idi. Bunların da çoğu Berberîler'in itaatlarını sağlamak ve isyan etme ihtimalini ortadan kaldırmak için rehin olarak Musa'ya verilenlerdi. Bu ilk sefere katılanların sayısı kaynakların çoğuna göre üç yüzü geçmiyor- du. Bazı kaynakların zikrettiğine göre aralarında tabiînden şahsiyetler de bulunuyordu. Kaynaklar bu tabiînlerin Tarık'la mı yoksa daha sonra Musa'yla mı Endülüs'e geçtikleri hususunda açıklık getirmemişlerdir.

Tarık Bin Ziyad'ın Konuşması:
Tarık'ın hitabesiyle ilgili değişik görüşler vardır. Burada hitabenin bazı bölümlerinin bir kısım kaynaklarda görülebildiğini, dolayısıyle tarihçilerin yakıştırması olabileceği iddiasının da yersiz ve temelsiz olduğunu belirtmekle yetine- ceğiz.
O gün Tarık b. Ziyad'ın askerlerine yaptığı konuşma şöyleydi:
«Askerlerim! Görüyorsunuz ki, arkanızda deniz, önünüzde düşmanlar ve kaçacak hiç bir yeriniz yok. Vallahi, sabır ve sebattan başka yapacağınız bir şey de yok. Düşmanımızın bütün gücüyle üzerimize geldiği apaçık bir gerçektir. Üstelik yiyecek ve teçhizatı da boldur. Halbuki bizim kılıçtan başka silâhımız ve düşmanın elinden alacağımız yiyecekten başka erzakımız da yoktur.
Hiç bir şey yapmadan şu durumumuz birkaç gün devam etse kuvvetten kesiliriz. Bizden korkan düşman da halimizi görüp bize karşı cesaretlenir. Bu kötü akıbete düşmekten kendinizi koruyarak şu azgın düşmana karşı görevinizi gereğince yapınız.
Müstahkem şehirler ve güçlü düşman karşınızdadır. Ölümden korkmazsanız bu fırsatı değerlendirmek ve zafere ulaşmak mümkündür. Şunu kesinlikle biliniz ki, bu savaşta ben de sizden daha fazla emniyette değilim. Yine iyi biliniz ki, eğer şu zorluklara biraz sabrederseniz daha müreffeh bir hayata kavuşursunuz. En ucuz malın can olduğu bu pazara sadece sizi sürmüyor, bilâkis önce kendi canımdan başlıyorum. Canınızı düşünerek benden yüz çevirmeyiniz. Siz de benden daha fazla bir zorluğa katlanma- yacaksınız. Sizin payınıza da bana düşenden fazlası düşmeyecek. Hepimiz aynı kaderi paylaşıyoruz.
Bu ülkenin güzel kızlarla dolu olduğunu duymuşsunuzdur. Burasının inci ve mercan içindeki uzun elbiselerini yerlerde sürüyen altın tellerle dokunmuş hülleler giyen Yunan kızlarıy- la dolu olduğu ve kralların saraylarında taç giyinmiş duvaklı kızların da bulunduğu haberi size gelmiştir.
Emirulmüminin Velid b. Abdülmelik, kahramanları içinden sizi seçti ve bu ülkenin krallarına akraba ve damat olmanıza rıza gösterdi Çünkü sizin savaştan korkmadığınıza, kahraman ları ve süvarileri ile çekinmeden vuruşacağınıza ve sizin bu yaptığınız cihattan gayenizin İlây-ı Kelimetullah olduğuna, dolayısıyla bu uğurda sevap kazanacağınıza güveni sonsuzdur. Böylelikle İslâm dinini bu ülkeye yerleşti- receğinize inanıyor. Elde edeceğiniz ganimetin tamamını size bırakmaya söz vermiştir. Allah yardımcınız olsun. İki cihanda sizin bahadır- lığınız anılacaktır.
Biliniz ki sizi davet ettiğim şeye ilk icabet eden ben olacağım ve kesinlikle bilin ki iki ordu savaşa başlayınca bizzat kendim Rodrich denilen azgına hücum edip İnşallah onu öldüreceğim. Size de benimle birlikte saldırın. Eğer onu öldürdükten sonra ben de ölürsem sizi ondan kurtarmış olurum. Başınıza itaat edeceğiniz bir kahramanı getirmekten aciz değilsiniz. Eğer ona yetişemeden ölürsem benim bu arzumu terketmeyin ve onun üzerine yüklenin. Onu öldürmek suretiyle bu ülkenin fethini tamamla- yın. Çünkü düşman askerleri o öldükten sonra dağılırlar ve bir daha toparlanamazlar.»
Bu hitabeyle kendilerine olan güvenleri artan ve moralleri iyice yükselen müslüman askerleri üzerlerine düşen görevi en iyi şekilde yapacakları na söz verdiler ve savaşa girmek için sabırsızlan- maya başladılar.

Boğazın Geçilmesi:
Tarık, Julianus'un verdiği dört gemiyle ordusunu karşıya geçirdi. Bütün orduyu bir defada geçirmek mümkün olmadığı için karşı kıyıda müstahkem bir yer tespit edip orduyu peyderpey geçirmeye muvaffak oldu.Bu yerin adı bugün Tarık'a nispetle Cebel-i Tarık diye anılmaktadır.
İlk geçenler arasında Julianus'un da bulunduğu nu ifade eden tarihçiler, bu nakil işinin hiç bir zorlukla karşılaşılmadan tamamlandığını belirtirler. Çünkü bu iş için kullanılan gemiler ticaret gemileri olup yerli halk bu gemilerden inen insanların yeni tüccarlar olduğunu zannediyordu. Kimse bu gemilerin Endülüs'ün kaderini değiştire- cek kuvvetleri taşıdığını düşünmüyordu. Nihayet gemilerin son seferinde Tarık'da Endülüs'e ayak bastı. Tarık b. Ziyad'ın Endülüs'e geçmesi ile ilgili İslâm Tarihi kaynaklarında bir çok rivayet bulunmaktadır.

Gemilerin Yakılması Meselesi:
El-Hımyerî ve diğer tarihçiler, Tarık'ın askerlerine yaptığı konuşmada, «Kaçacak yer var mı? Önünüz düşman, arkanız deniz» dediğini delil göstererek gemilerin yakıldığını ileri sürmekte- dirler.
Tarık, karşıya geçip de ülkenin başkentine doğru ilerlemeye başlayınca Rodrich'in büyük bir orduyla üzerine geldiğini haber almış ve Musa'dan yardım istemiştir. O da beş bin asker daha göndererek onun isteğine cevap vermiştir. Sonradan gelen kuvvetler de mutlaka aynı gemilerle taşınmıştır. Tarık'ın ordusu bundan sonra on iki bin kişiye ulaşmıştır.

Endülüs Kıyısına Varış:
Tarık, kendi ismiyle anılacak olan Cebel-i Tarık'a, 5 Recep 92 (711) pazartesi günü geçti Ordunun tamamı aynı yerde toplandıktan sonra, önce üzerinde bulundukları dağın stratejik durumunu tetkik etti. Sonra kendilerine yapılacak ani bir saldırıya karşı tedbirli olmak için ordugâhın etrafı tahkim edildi. Bazı tarihçiler, bu tahkimata Arap surları adının verildiğini belirtiyorlar. Daha sonra Tarık, başlarında Abdülmelik b. Ebî Amir'in bulunduğu küçük bir birliği keşif için çevreye gönderdi. Bu birlik kısa bir zaman sonra el-Cezîretu'l-Hadra (Algeciras) 'nın karşısındaki kaleyi ele geçirdi. Daha sonra asıl ordu gelerek şehir merkezini hiç bir direnişle karşılaşmadan teslim aldı.

Savaşın seyri hakkında İbni İzari: “Müslüman- lar ve Rodrich'in askerleri öyle şiddetli savaştılar ki, her iki taraf da bu savaşın kendilerinin sonu olduğunu zannettiler.”

İşte İspanya böyle büyük bir komutan ve çok güçlü bir azim ve irade sahibi cesur askerlerle fethedilmişti.


Bu Yazı 5249 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar