Ermeni meselesi, Fransa ve Cezayir
..        

Cezayir, M.S. VII. asrın ortalarından sonra İslam orduları tarafından fethedilerek İslam devletinin topraklarına katıldı. Daha sonra çeşitli hanedanlıkların hâkimiyetinde kalan Cezayir 1517'de Barbaros Hayrettin Pasa (Hızır Reis) ile kardeşi Oruç Reis tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına katıldı. Aynı yıl Osmanlı Cezayir eyaleti kuruldu. Bu eyalet 1830 yılına kadar ayakta kaldı. Bu dönemde, fethettiği bütün ülkelerde olduğu gibi Cezayir'de de Osmanlı'nın adalet ve hoşgörüsünün bütün örneklerini görmek mümkündür. Osmanlı'nın, gittiği topraklarda, kendisi gitmeden önce hangi lisan, hangi iman, hangi kültür, hangi lisan varsa, hangi yemek, hangi mutfak var ise Osmanlı geri geldikten sonra da onlar mevcuttur. Osmanlı'nın kaldığı sürenin beşte biri kadar sürede, Cezayir'de Fransızlar kalmıştır ve bugün Cezayir'de, Fransızca ikinci lisan, Fransız kültürü, bir üst kültürdür.
1830 yılının Temmuz ayında Fransızlar Cezayir'i işgal ettiler. Fransızlar, burayı kurmak istedikleri Büyük Fransız İmparatorluğu'nun bir parçası haline getirmeyi amaçlıyorlardı. Bunun için Cezayir'in Müslüman halkını Hıristiyanlaştırmak ve kendilerini tamamen Fransız kültürüne adapte etmek istiyorlardı. 1830'da Cezayir'de Avrupa'nın en büyük misyonerlik merkezi olan Beyaz Papazlar Cemiyeti kuruldu. Bu cemiyet Cezayir halkını elli yıl içinde Hıristiyanlaştırmayı amaçlıyordu. Ama Cezayir halkının dinine bağlılığı onların başarısını engelledi.
Ermeni meselesine siyaseten sahip çıkan ve soykırım olmadığını söyleyen kişilere hukuki yaptırım olarak hapis cezasını uygun gören bir yasa teklifini gündeme getirmekten çekinmeyen Fransa hükümeti, söz Cezayir'deki sabıkasından açılır açılmaz ağız değiştirdi ve “bu konuyu tarihçilere bırakalım” açıklaması yaptı. Tarihçilere bırakılmak istenilen 8 Mayıs'ta ne olmuştu, isterseniz tarihi bilgilerimizi şöyle bir tazeleyelim; Tarihe “Setefi Katliamı” olarak geçen olaylar zinciri 8 mayıs 1945'te II. Dünya Savaşı'nın bitmesi nedeniyle yapılan kutlamalarda başladı. Almanya'nın yenilmesine ve Avrupa'nın kurtulmasına paralel olarak kendi özgürlükleriyle ilgili beklentileri de yükselen Cezayir halkı, bağımsız Cezayir bayraklarıyla sokağa dökülmüştü. Zira savaşın çıkmasıyla Cezayirliler Fransa saflarında savaşmaları halinde zaferden sonra özgürlüklerine kavuşacakları vaadi ile ikna edilmişlerdi. Fransa ordusu, çıkan olayları sindirmek için göstericilere ateş açtı. Katliamda kaç kişinin öldüğü kesin olarak bilinmiyor. Ancak 45 bin kişinin hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. Bu olaydan sonra bağımsızlık ilanına kadar, Fransa mücahitleri yakalayıp uçaklara doldurduktan sonra havadan atmak da dahil olmak üzere her türlü zulmü yapmaya cüret ettiği, Cezayir'in bağımsızlığını tanımak zorunda kalana kadar bir buçuk milyon Cezayirlinin hayatını kaybettiği, iki buçuk milyon Cezayirliyi tehcire tabi tuttuklarını ve sekiz bin köyü yok ettikleri tarihi gerçeklerdir. Cezayir'in o zamanki nüfusunu göz önüne getirebilirsek yaşanan trajedinin büyüklüğünü daha iyi kavrayabiliriz. Cezayir'in bağımsızlık mücadelesi verdiği dönemde nüfusu 8-10 milyon civarındaydı. Buna göre Fransız işgal kuvvetleri ülkedeki nüfusun yüzde 15'ini öldürmüşlerdi. Yani her 6,6 kişiden 1 kişi 7,5 yıl süren bir bağımsızlık savaşı esnasında öldürülmüştü.
Cezayir Cumhuriyeti'nin kurulması Fransa'nın ülkedeki faaliyetlerini el altından sürdürmesine engel olmadı elbette. Kendi ülkelerinde insan hakları, demokrasi, adalet, güven, eşitlik ilkelerini savunan Batılı ülkeler ( Emperyalistler ); İslâm ülkelerinde ise diktatör rejimler, anti-demokrasi, zulüm, güvensizlik ve eşitsizlik olmasını istiyorlar ve bunun içinde var güçleriyle çalışıyorlar. Bugün dünyadaki huzursuzluk ve güvensizlik onların bu siyasetlerinden kaynaklanmaktadır.
Bir İstiklal Savaşı ile kurulan Türkiye ne yazık ki Cezayir'in bağımsızlık mücadelesi ile ilgili olarak başarılı bir imtihan verememiştir. Her ne kadar Cezayir halkına gayri resmi yollardan destek sağlanmış olsa da resmi platformlarda Fransa'nın yanında yer almayı hatta Mısır'ın başkenti Kahire'de kuruluşunu ilan eden Geçici Cezayir Hükümeti'ni resmen tanımamayı ve BM nezdinde yapılan oylamalarda Fransa'nın yanında yer almayı tercih etmiştir.
Daha da hazin ve trajik bir olay ise geçtiğimiz yıllarda turizm adlı ideolojinin kılıfıyla Beyoğlu'nda Cezayir Sokağı iken adı Fransız Sokağı olarak değiştirilen yerde yaşandı. Fransızların Cezayir'de yaptığı zulmü anlatan bir belgeselin gösterimine adı geçen sokakta engel olundu. Burasının Türkiye'nin mi yoksa Fransa'nın mı sokağı olduğunu engel olan zihniyete sormak gerekir. Bir diğer soru ise Müslüman Türk Halkı olarak bu sokağa hangi kimlikle girmemiz gerektiğidir.
Sonuç olarak, kendi sömürgeci tarihlerine ve yapmış oldukları soykırımlara bakmadan şerefli bir geçmişe sahip Türk Milletini soykırımla yargılamaya kalkışanların boy aynasında kendilerine bir kez daha dikkatlice bakmaları gerekmektedir.


Bu Yazı 2165 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar