Evinizdeki Tehlikenin Farkında mısınız?
01.07.2014        

EVİNİZDEKİ TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ?

M. NİHAT MALKOÇ

 

 

Son yıllarda şiddet, hayatımızda iyice yer edinmeye başladı. Tabir caizse şiddetle yatıyor, şiddetle kalkıyoruz. Nerede “Ne olursan ol yine gel” diyen Mevlâna’nın torunları, nerede “Yaratılanı Yaradan’dan ötürü seven” Yunus Emre’nin mirasçıları? Kin, nefret ve şiddet deyince; bozulmuş dinlerini ve tahrif edilmiş kitaplarını hayatlarının merkezine koyan Batılıları anlıyorum da, bir harfi bile değiştirilememiş yüce Kur’an’ın muhatabı olan, müşfik olması gereken, sözüm ona, Müslümanları bir türlü anlayamıyorum. Sevgi ve hoşgörü dininin mensupları olan bizler, nasıl oldu da şiddetin ve nefretin çarklarında darmadağın olduk?

Son aylarda artan çocuk cinayetleri ve cinsel istismar, toplum olarak hepimizi derinden yaralamaktadır. Bence çocuk cinayetlerinin temel sebebi, insanları kötülüklere karşı frenleyen manevî duyguların ve vicdan muhasebesinin devre dışı bırakılmasıdır. Zira iman etmiş kâmil bir müminin, bırakın insan öldürmeyi, bir karıncayı bile incitmesi mümkün değildir. Durum bu iken nasıl oldu da İslam coğrafyasının en güzel noktasındaki Türkiye, bu hâle geldi? O zaman işe farklı bir açıdan, maneviyat penceresinden bakmamız zaruridir.

Özellikle son çeyrek yüzyılda toplumun değer yargıları “modernlik”  adı altında yerle bir edilmiştir. Sınır tanımaz bir toplum olmuşuz. İnsanların özgürlüğünün nerede başlayıp nerede bittiğine dair ciddi hesapsızlıklar var. Özgürlüğün de bir sınırı olduğu, başkalarının özgürlüğüne halel getirildiği noktada bitmesi gerektiği gerçeği, görmezlikten gelinmiştir.

Son dönemlerde ekonomik anlamda maddi kalkınma adına olumlu şeyler yaşansa da manevî alandaki büyük erozyon hâlâ devam ediyor. Ahlâkî yozlaşma her alanda almış başını gidiyor. Toplum iyice bencilleşmiş, kimse kimsenin yarasına merhem olmuyor. Hedonizm(Hazcılık) hastalığı sınır tanımıyor. İçindeki derin boşluğu manevî kıymetlerle doldur(a)mayan insanlar, sapık yollara düşüyor. Mevlâna’nın dediği üzere “İnandığı gibi yaşamayan insan, yaşadığı gibi inanmaya başlar” Bizim durumumuz da bundan ibarettir.

Toplumsal bozulma eğitimle başladığına göre, düzeltme de buradan başlamalıdır. Eğitimde disiplin ve kuralcılık esastır. Fakat son yıllarda sözüm ona, daha özgür nesiller yetiştirmek için bu kavramlar rafa kaldırılmıştır. Tabir caizse yokuş aşağı duran koca kamyonun lastiklerinin önüne konan takoz kaldırılmış, kamyonun uçurumdan aşağı yuvarlanmasına göz yumulmuştur. Takoz hükmündeki dinî değerler hayata hâkim olmalıdır.

Çocuk cinayetleri bozulmanın emaresidir. Müslüman toplumlarda tüylerimizi diken diken eden çocuk cinayetleri ve cinsel istismar; kabul edilebilecek, yenilip yutulabilecek bir durum değildir. Bunlar Batı’da olsa “öyle kazana böyle pazı” deyip konuyu izah edebilirsiniz. Fakat İslam’ın merkezi konumundaki Türkiye’de böyle çirkinlikler, yüzümüzü kızartıyor.

Çocuk cinayetleri toplumsal yozlaşmanın ve inanç boşluğunun acı bir neticesidir. Cezaların caydırıcı olmaması, suçluların az bir cezayla salıverilmesi bu çirkinliklerin tekrarını beraberinde getirmektedir. Böyle adi bir suça tevessül edenleri idamla cezalandırdığınızda bu suçlar bıçak gibi kesilecektir. Avrupa’ya şirin görünmek için, bu gibi iğrenç suçlarda idam cezasından vazgeçemeyiz. Katile hoşgörülü davranmak maktule ve geride bıraktığı yakınlarına yapılan en büyük zulümdür. Osmanlı’da bu gibi kişilere “hadım etmek” gibi ağır cezalar verilirdi. Doğrusu da budur. Aksi takdirde bir kişinin hayatını sonlandıran bir zalimin hapishanede beslenmesi, birkaç sene sonra da dışarı çıkarılması hiç de adil değildir.

Çocuk cinayetlerinin suçluları sadece ‘sapık” ve “psikopat’ dediğimiz kişiler değil. En büyük suçlular “Saldım bayıra, Mevlâ’m kayıra” mantığıyla çocuklarına karşı sorumsuz ve ilgisiz davranan ebeveynlerdir. Doğurganlığı artırmak için çırpınanların, doğanların “iyi insan, iyi vatandaş” olabilmesi için çözümler üretmesi daha insanî ve mantıkî yaklaşımdır.

Unutmamak gerekir ki çocukları vahşi bir katil derekesine düşüren şey, sevgisizlik ve ilgisizliktir. Anne-baba olabilmek için doğurmak ilk sebep olsa da, bu bir başlangıçtır. İyi anne-baba olmak, çocuğunu gölge gibi takip etmekle ve ona ihtiyacı olduğu sevgiyi vermekle mümkün olur. Mühim olan anne olmak değil, sabırla hareket edip sorumlu anne kalabilmektir. Ey anne-babalar, vicdanların köreldiği ve ruhların içinin boşaltıldığı zor bir (ahir)zamanda yaşıyoruz. Çocuklarınızı sokakların vicdan(sızlığ)ına terk etmeyin. Onlara sahip çıkın.

Günümüzde hemen herkes evinde büyük bir bombayla yaşıyor. Bu bomba takdir edersiniz ki bütün dünyanın bilgisayarlarını evimize bağlayan internettir. Birçoğunuzun “Ne münasebet, internetin faydalı yönlerini de var” dediğini duyar gibiyim. Haklısınız; ama bu meretin zararı, faydasını çoktan aşmış bile. Aslında interneti bıçağa benzetebiliriz. Nasıl ki bıçak katilin elinde ‘öldürücü’, cerrahın elinde ‘yaşatıcı’ oluyorsa, internet de aynen öyledir. Mühim olan şey, çocuğunuzun internete girmesi değil, girdiği yerlerin mahiyetidir.

Çocuklarımıza tanımadıkları kişilere kapıyı asla açmamalarını söyleriz de, internette tanımadıklarına gönül kapılarını ardına kadar açarlar da, bunu görmezden geliriz. Oysa hanemize internet kapısından girenler, evlerimizin kapısından girenlerden çok daha tehlikelidir. Ne olur, çocuğunuzu kontrolsüz bırakmayın. İnternette nerelere girip çıktığını takip edin. En önemlisi de güvenli internet kullanın. Çünkü güvenli internet sizi ve çocuklarınızı zararlı içeriklerden korur. Bu sayede interneti daha etkin, bilinçli ve güvenli kullanırsınız. Güvenli internetle gönül kapılarınızı güçlü kilitlerle muhafaza edersiniz.

Çocukların internette ne yaptığını bilmek için, anne ve babaların da asgari düzeyde de olsa internet kullanmayı bilmesi gerekir. Hatta zaman zaman çocuğunuzla beraber internette sörf yapın. İnternet kullanabildiğinizin farkında olan çocuk, daha temkinli davranacaktır.

Bunun yanında ebeveynler çocuklarını internet kullanımı hususunda belirli zamanlarla sınırlamalıdır. Kontrol çocukta değil, aile reisinde olmalıdır.  İnternetin, dersleri aksatmasına izin verilmemelidir. Çocuğun internet yüzünden aslî görevlerini aksatmasına göz yumulmamalıdır. Çocuklara internetin dışında, özellikle açık mekânlarda, alternatif eğlenceler sunulmalıdır.  Bazen de çocuklarımızla birlikte gezip onlara hoş vakitler geçirtmeliyiz. Televizyon dizilerini, arkadaş toplantılarını ve bilgisayarı bir kenara bırakıp onlara daha çok zaman ayırmalıyız. Sevgi “Seni seviyorum” demekle olmaz. Bunu ilgimizle ispatlamalıyız.

İnternet ortamında seçtiğiniz arkadaşlara çok dikkat etmelisiniz. Sosyal paylaşım sitelerinde edindiğiniz arkadaşlarla randevulaşıp dışarıda buluşmak birçok tehlikeyi beraberinde getirebilir. Çocuklar sanal vaatlere kanmamalıdır. Tanımadığınız kişilerle arkadaş olmamalı, kendinizle ve arkadaşlarınızla ilgili bilgileri(adınızı, yaşınızı, ev adresinizi, okulunuzu, telefonunuzu) onlarla paylaşmamalısınız.  Zira ekranın ardındaki kişi bir psikopat veya bir uyuşturucu bağımlısı olabilir. Siz yanılıp da onun süslü sözlerine ve vaatlerine kanabilirsiniz. Bu da sizi dönüşü olmayan yollara sürükleyebilir. Bunun yanında bir kısım zararlı sitelere girmek üyeliği gerektirir. Böyle sitelerden özellikle uzak durmak lazım.

Çocuklar hiçbir zaman kendi hâline bırakılmamalıdır. Aileler bilgisayarı oturma odasına almalıdır. Çocukların tek başına, ayrı bir odada internete girmesine imkân verilmemelidir. Bilgisayarı çocuğa yasaklamak yerine, bilgisayarda kalınan süreyi sınırlandırmak gerekir. Böylece çocuklarla çatışma riskini de bertaraf etmiş oluruz. Öte yandan çocuklar internetten kalktıktan sonra geride bıraktıkları izleri takip ederek nerelere girdiklerini öğrenebiliriz. Bu, geleceğe yönelik yol haritası çizmemizde bize yardımcı olur.

Aşırı internet kullanımı bağımlılığa yol açabilir. Bu ruhî ve fizikî sorunları beraberinde getirir. Unutmayalım ki internet bağımlılığı, sözü bile bizi ürküten madde bağımlılığından daha az tehlikeli değildir. Öfke, şiddet ve yalnızlık gibi psikolojik sorunların ağına düşebilirsiniz.  Şiddet ve müstehcenlik içeren siteler ise her iki dünyanızı da mahvedebilir.

 İnternet, sanal olsa da sonuçta bir çevredir. Burada yaptığınız paylaşımlara dikkat etmelisiniz. Yazacağınız her ifade sizi bilişim suçlusu konumuna düşürebilir. Artık bilişim suçlarının ciddi müeyyideleri var. Bu yüzden konuşmalarımızda küfürden ve hakaretten uzak durmalıyız. Hiç kimseye kredi kartı numaralarımızı ve şifrelerimizi vermemeliyiz.

Üç kıtaya adaletle hükmeden, çağ açıp çağ kapayan Osmanlı’nın torunları olan bizler, mâzimize yakışır tavır ve davranışlar içerisinde olmalıyız. Bu millet ancak böyle ayakta kalır.


Bu Yazı 4364 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar
  • ÖZMEN 20.09.2014 12:59:54
    EVLERDEKİ TEHLİKE NE ACABA?