Evrendeki Üç Büyük Fiil
..        

“Madem şu sarayı âlemin
başka emsali yok ki
güzellikleri ondan iktibas edip te
taklit edilsin.” (Şualar).

Diyor Hz. üstad. Bir diğer sözünde de “bir saat müşahedesi ehli cennete cenneti unutturan bir Cemali Sermedi” diyor. Yani öyle güzel bir Allah'ımız var ki bu kâinattaki bütün güzellikler Ondan geliyor.

Örneksiz ve benzersiz bir şey yapmak imkânsız ama Allah ise bunu sürekli ve çok kolay yapıyor. Evrende üç büyük fiilden ve yüklemden bahsediyor Said Nursi hazretleri.
a-)Tezyin fiili; yani süsleme fiili. Bu fiil her canlı ve cansız bütün varlıklarda hâkim. O kadarki güzel olmayan bir şey yok. Her şey makamında en güzel yaratılmış. Bir kuş ancak bu kadar güzel yaratılabilir diyor insanoğlu. Ondan daha güzelini hayalimizde bile tasarlayamıyoruz. Dış şekiller ayrı bir güzel, iç şekiller ise yine daha ayrı bir güzel. Demek ki bunları güzelleştiren bir Cemîl olan Allah var. En basit dilbilgisi dersi alan bilir ki, yüklem varsa özne mutlaka vardır, özne bazen açık bazen de gizli olur. Ama öznesiz yüklemin varlığı imkân haricidir.
b-) Tanzim fiili; yani düzenleme fiili. Bu fiil de tıpkı süsleme fiili gibi her varlığı kuşatmıştır. En küçük atomdan en büyük gezegenlere kadar muhteşem bir intizam var. Örneğin üzümleri Allah bağda yaratmış eğer kavak ağacında yaratsaydı ki buna gücü yeter kimse de itiraz edemezdi ve üzüm toplamak işkence olurdu. Ama öyle yaratmamış, bütün bitkilerin, hayvanların ve insanların cihazları çok muntazam. Ve hepsi hareket halinde olmasına rağmen hiç biri intizamını bozmuyor. Bunun örneklerini çoğaltmak mümkün. Demek ki bu intizam fiili de bizlere çok merhametli bir tanzim edenin varlığını gösteriyor.
c-) Tavzif fiili: vazifelendirme fiili. Bu fiilde diğer iki fiil gibi bütün evreni kuşatmış. Vazifesiz hiçbir mevcut yok. En büyük ve güçlü devletlerde bile işsizlik problemi var. Ama Allah vazifesiz varlık yaratmamış. En büyük vazife ile de insan görevlendirilmiş. Vazifelerinin ne olduğunu bilmediğimiz varlıkların vazifesiz oluşunu zannetmek büyük bir hata olur. Bilmeyişimiz onların vazifesizliğini değil, bizim cahilliğimizi gösterir. Örneğin bir ineği çağırsak, inek abla ne yapmaya geldin bu dünyaya desek bize derki; sen bu soruyu bana nasıl sorarsın, baksana sırtındaki mont, ayağındaki ayakkabı, belindeki kemer benden, aç buzdolabını, bak et, süt, yoğurt, peynir, tereyağı ve daha neler neler hepsi benden. Peki, benim bu kadar vazifelerim var da sen ne yapmaya geldin dünyaya diye sorarsa verecek cevabımız olmalı.(Bu örneği Çantacı Nemci ağabey veriyor) Elbette bize Allah çok büyük vazifeler vermiş te biz bu vazifelerin kaçta kaçını yapıyoruz. Acaba sadece dünya için mi yaratıldık ki bütün vaktimizi ona harcıyoruz. İnsan da başka bütün varlıklar vazifelerini unutmadan, ertelemeden, tembellik göstermeden, iştiyakla yapıyor.
Elle tutamadığımız, gözle göremediğimiz hava zerresinin bile o kadar vazifesi var ki, en başta nefes alıyoruz havasız yaşayamıyoruz. Sonra ışığı, sesi, kokuyu, sesi ve görüntüyü iletiyor, bitkilerin döllenmesine yarıyor. Akılsız, şuursuz, kör, sağır v.s. bütün noksan sıfatlarla muttasıf bir hava zerresinin bu kadar vazifeleri var ve bunları karıştırmadan yapıyor. Bütün bunları Allah'ın hava zerresine yaptırdığını kabul etmezsek, hava zerresinden daha akılsız oluruz. Ya da bütün hava zerrelerini haşa yüz bin defa haşa Allah gibi bilgili ve güçlü kabul etmek zorunda kalacağız. Buna akıllı varlıklardan sayılan insanların ihtimal vermesi mümkün değildir.


Bu Yazı 3517 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar