Farkındalık Özelliği
..        
İnsanın araçla, amacı veya iyi ile kötüyü ayır edebilmesi için “Farkındalık Özelliği”ne sahip olması gerekir. Farkındalık özelliğine sahip olmak, baktığını görebilmek demektir.
İnek yolda giderken bülbüle rastlamış. Bülbül, ah-ü figan ediyormuş. İnek sebebini sormuş. Bülbül, “Gülün çıkmasını bekliyorum; ama bir türlü çıkmıyor. Onun hasretinden hüzünlendim. Onun için ağlıyorum,” demiş. İnek iç geçirerek, “O gülü az önce ben yedim; boşuna çıkmasını bekleme!” diyerek bülbülün umutlarını iyice kırmış. İşte inekle bülbülün güle bakış açısını irdeleyecek olursak; inek midesini düşünüp onu yiyor. Bülbül ise onun cemaline âşıktır. Onu görmek ona mersiye yapmak için çırpınıyor. Bülbül gülün güzelliğinin farkında; inek ise oralı değildir. Onun için en güzel gül midesinde olan güldür.
Etrafımızda o kadar güzellikler var ki, biz onların farkında bile değiliz. Hep kendimizde olanlara değil; olmayanlara odaklanmışız. Meselâ aklımız çok büyük bir nimettir. O olmadan Cennetin bile bir anlamı olamaz. Zira Cennetin kıymetini takdir edecek mihenk akıldır. Aklımızı dünyadaki bütün servetlerle bile değiştiremeyiz. Demek ki, aslında biz dünyadaki tüm servetler kadar zenginiz. Sair azalarımızı buna kıyas edersek, aslında çok zengin olduğumuzu fark ederiz. İşte bu fark etme ve ayırt etme gücümüzle birçok şeyin farkına varıp onların kıymetlerini anlarız ve koruma altına alırız. Onların varlıklarından dolayı Yaratan Yüce Rabbimize şükrederiz. Şükür ise nimeti artırır. Her şükrettiğimizde nimetin arttığını görmek de bizi olumlu yönde motive eder.
Araç ve amaç ikilemine gelince, şunu asla aklımızdan çıkarmamalıyız. Araçlar amacın yerine ikame edilirse, o araçlar bizi terk ettiğinde büyük ıstıraplar çekeriz. Örneğin çok güzel bir arabaya sahip olmak isteriz. Ama bu istek amacımız olmamalıdır. Çünkü araba amaç değil; araçtır. Para kazanmak isteriz. Ama para kazanmak amaç olmamalıdır. Parayı cebimize koyup, onunla hayırlı işler yapmamıza sebep olmalıdır. Yoksa parayı kalbimize yerleştirmeye çalışmak, aracı, amacın yerine ikame etmeye çalışmak anlamına gelir. Elimizden çıktığında ise, kalbimiz acır ve büyük bir ıstırap hissi uyandırır.
Peki, ideal olan amaç nedir? Amaç, kişiden kişiye değişiklik arz edebilir. Ama asıl amaç, insanı hem dünyada hem de öldükten sonraki ebedi hayatta mutlu eden şeydir. Bu da Allah'ın rızasını kazanmaktan başka bir şey olamaz. Eğer biz Allah'ı razı edersek hem dünyadakiler bizim olur hem de ebedi hayattaki tüm nimetlerden faydalanırız. Böyle olunca da insan gerçek mutluluğu yakalamış olur.
Bazen diyorum ki, bir insan amacı profesör olmak olursa, ölünce melekler “Hoş geldin profesörüm, burada sana bir kürsü açtık; ruhlar âlemine ders vereceksin!” mi diyecektir? Yoksa “Rabbin kim; nebin kim? mi diyecektir? Bunu iyi ayırt etmek ve aracı asla amacın yerine ikame etmemek gerekir. Yoksa elimizden çıktığında kalbimizde büyük yaralar açar.
Evet, araçları çok iyi kullanmalı ve onların insanlara faydalı olma yolunda istimal etmeliyiz. Onlardan güzelce faydalanmalı ve faydalandırmalı yız. Amaca giden yolda onlardan faydalanmalı- yız. Ama asla amacın yerine aracı ikame etmeme- liyiz.
Bu Yazı 2094 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar