Fransa Bize Hayranlık Duyardı
..        
Yükselme devrinde, Osmanlı Devleti, muhatabı olan devletlerle anlaşma imzalamaz, sadece tek taraflı olarak imzaladığı bir belgeyi muhataplarına verirdi. Yani kimseyi kendine "emsal" kabul etmezdi. Bu şu demekti: "Sözümden dönmeyeceğimi imzamla taahhüt ediyorum ve size, rahatlamanız açısından, bu manada bir belge veriyorum; sizin bana belge vermenize gerek yoktur, çünkü taahhütlerinizin dışına çıkarsanız tepenize inerim!" Bir anlamda, Osmanlı Devleti dünyanın âdeta merkezi ve dengesiydi. Bundan başka Devletler Hukuku tarihinde, tarihçiler dahil, çok kimsenin hatırlamadığı (siyasetçiler zaten hatırlamaz, çünkü tarih okumazlar) enteresan bir devre var: Osmanlı Devleti'nin hiçbir Avrupa başkentinde kendini temsil etmeye tenezzül buyurmadığı devre... Tüm devletler, uluslararası hukuk önünde eşitti, herkes birbiriyle bu çerçevede münasebette bulunur, birbirlerine "temsilci/büyükelçi" gönderirlerdi. Ali Efendi'nin Paris'e gelmesi halkı öylesine etkilemiştir ki, evinin önü mahşere dönmüştür. Parisliler, Osmanlı Büyükelçisi'ni pencerede olsun görebilme umuduyla geceli-gündüzlü evinin önünde beklemişlerdir. Ayrıca oturduğu mahalledeki ev fiyatları aniden astronomik seviyeye yükselmiştir. Çünkü Osmanlı Büyükelçisi'nin evine yakın evde oturmak bir statü göstergesi olmuştur. Paris halkı bu değişimden çok etkilenmiş, özellikle Parisli kadınlar başlarına kavuk takmaya, Osmanlı şalvan ve Anadolu fistanı giymeye, hilâl şeklinde mücevherler kullanmaya başlamışlar, kısacası Osmanlı Büyükelçisi Seyyid Ali Efendi'nin kılık kıyafetini taklide yönelmişlerdir. Paris caddeleri, Osmanlı kıyafetine girmiş Parisliler yüzünden İstanbul caddelerine benzemiştir. Böylece Paris'te bir "Türk modası" oluşmuştur. (Çoktandır biz onların giyim kuşamını taklit ediyoruz.) Büyükelçi sıcak yerlerde yelpaze kullandığı için herkes yelpaze kullanıyor, pek çok kişi de yelpazesine Büyükelçi'nin resmini çizdirip ayrıcalıklı görünmeye çalışıyordu. Büyükelçi'nin oturduğu mahalle ise, Maurice Herbette'in kaydına göre, "Türk mahallesi"ne dönüşmüştü. Büyükelçi her yere davet ediliyor, gittiği tiyatrolar ağzına kadar doluyor, Büyükelçi'nin bulunduğu locanın çevresindeki locaların fiyatı ise ikiye, hatta üçe katlanıyordu. O kadar ünlüydü ki, artık ona "Paris Kralı" diyorlardı. Bunun tek istisnası vardı: Osmanlı Devleti, uluslararası hukuk çerçevesine resmen oturttuğu bir madde ile kendi üstünlüğünü bütün dünyaya tescil ettirmiş, bunun bir göstergesi olarak da yükselme devri boyunca hiç bir devlete "elçi" tayin etmemiştir. Yalnız arada bir, çok olağanüstü durumlarda geçici statüyle lütfen ve tenezzülen elçiler göndermiş, bu da Avrupa başkentlerinde önemli bir itibar göstergesi olmuştur. O kadar ki, ülkesine Osmanlı Devleti elçisi gelen Avrupalı kral, "Padişah hazretleri beni size tercih ettiğine göre, beni sizden daha fazla seviyor" gibisinden diğer krallara çocuksu havalar atmıştır. Ve bu durum Osmanlı Devleti'nin çöküşüne kadar devam etmiştir. Osmanlı'nın Avrupa ülkelerinin birine sürekli olarak tayin ettiği ilk "sefirikebir/büyükelçi" Seyyid Ali Efen-di'dir. Ali Efendi, Sultan Üçüncü Selim döneminde Paris'e atanmış, 24 Mart 1797 tarihinde başlayıp 52 gün süren bir deniz yolculuğundan sonra Marsilya'ya ulaşmış, Marsilya'da top atışlarıyla karşılanmış, Paris'e kadar bir süvari alayı eşliğinde gitmiştir. Geçtikleri yerlerdeki halka önceden duyuru yapıldığından halk yol boyu sıralanmış ve 'Yaşasın Büyükelçi, Yaşasın Osmanlı Devleti!" şeklinde tezahüratlarda bulunmuştur. Nihayet 24 Haziran günü, Osmanlı Büyükelçisi Seyyid Ali Efendi Paris'e girmiş, Paris'te ancak önemli krallara yapılan büyük devlet töreniyle karşılanmıştır. (Fransız yazar Maurice Herbette, o zamana kadar Paris'i ziyaret eden Rus Çan Deli Petro'ya bile böyle bir ilgi gösterilmediğini özellikle belirtiyor) Herhalde bunun sebebi, Ali Efendi'nin, Osmanlı Devleti tarafından bir Avrupa başkentine tayin edilen ilk büyükelçi olmasıydı.

Bu Yazı 2089 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar