GENEL EKONOMİK DEĞERLENDİRME
..        
Tek parti iktidarıyla elde edilen siyasi ve ekonomik istikrarla birlikte Türkiye son beş yılda tam 20 çeyrektir aralıksız büyümeye devam ediyor. Türkiye ekonomisi 2003'te % 5,8, 2004'te % 9,8, 2005'te % 7,6, 2006'da % 5,9 reel büyümeyi yakaladı. 1993-2002 yılları arasında ortalama % 2,6 büyürken 2003-2006 yılları arasında % 7,3 ortalama büyüme gerçekleştirdi.
Ekonomik büyümenin lokomotifini inşaat sektörü yerine getiriyor. 2006 yılında inşaat sektöründe % 19 civarında bir büyüme yakalayarak, diğer sektörlerin açık farkla önüne geçti. Ekonomik büyüme daha çok özel sektör kaynaklı yatırımlarla sağlanırken, 2006 yılında özel sektör tarafından 67 milyar $'lık yatırım gerçekleştirildi. Özel sektörce 2002 yılında 20,6 milyar $, 2003 yılında 27,2 milyar $, 2004 yılında 42,4 milyar $, 2005 yılında 55,4 milyar $'lık yatırım yapıldı. Özel yatırımların ülke GSYİH'na katkısı da gittikçe artış gösteriyor. 1993-2002 yılları arasında ortalama % 0,2 katkıda bulunurken, 2003-2006 yılları arasında bu oran % 44'e yükselmiş görünüyor. Son beş yılda yakalanan ekonomik istikrar ve güven ortamı ile büyük iktisadi teşekküllerin özelleştirilmesi özel sektör yatırımlarının artışına büyük katkı sağladığı anlaşılıyor. Türkiye gerçekleştirdiği reformlarla 400 milyar $'lık GSMH'ya ulaşmış, dünya ekonomileri arasında ilk onu zorlamaya başlamış, Avrupa Birliği ülkeleri arasında ise 6. büyük ekonomi haline gelmiştir.
Ekonomik büyüme bir anda ülkemizde bireylerin refah düzeylerinin sürekli yükselmesi ve alım gücünün artması anlamına geliyor. 2001 yılında 143 milyar $ olan GSMH'nın 2006 yılında 400 milyar $'a kadar çıkması kişilerin gelirlerinin neredeyse yaklaşık 1,5 kat arttığını gösteriyor.
Ülkemize dış kaynaklı yatırımlardaki artışlarda dikkat çekiyor. Türkiye'ye 1993-2002 yılları arasında ortalama 1,1 milyar $ doğrudan yabancı yatırım girerken, 2003'te bu rakam 1,8 milyar $'a, 2004'te 2,9 milyar $'a 2005'te 9,8 milyar $'a 2006'da 20,2 milyar $'a kadar yükseldi. Bu yatırımlar özellikle özelleştirilen kuruluşların yabancılar tarafından satın alınmaları, banka ve şirket ortaklıklarına katılmalar, satın almalar şeklinde kendini gösteriyor.
Türkiye ekonomisi bir çok alanda kabuğunu kırmaya da devam ediyor. Artan yatırımlar ve sağlanan ekonomik büyümeyle birlikte dış ticaret göstergelerinde ciddi anlamda artışların yaşanmak olduğunu görüyoruz. İhracatta neredeyse 100 milyar $ sınırını tutturmak bile içten değil. Ancak ihracatla birlikte ithalatın düşük seyreden kur politikasıyla sürekli arttığını, ithalatta bir patlama yaşandığı söyleyebiliriz. Bu noktada sevindirici olan ithalat kalemleri arasında tüketim mallarından ziyade ara malları ithalatının büyük bir yekün tutmasıdır. Ancak burada da bir tehlikenin varlığına işaret etmek gerekiyor. Ara malları ithalatının yüksek olması ihracatın dolayısıyla ülkedeki üretimin ithalata bağımlı olması tehlikesini beraberinde getiriyor.
Son yıllarda sağlanan ekonomik istikrarın en büyük getirisi hiç kuşkusuz enflasyonun tek haneli rakamlara düşmesi ve faiz oranlarının % 60-70'lerden % 10-15'lere kadar inmesidir. 30 yıldır Türkiye ekonomisini adeta bir sülük gibi yiyip bitiren faiz belasının % 15'ler düzeyine kadar çekilmesi gelecek adına en umut verici gelişmelerden bir tanesidir. Hala reel faizlerin istenilen düzeylere inmemesi MB'nın para politikasını sürekli tartışılır kılmaktadır. Salt enflasyonun düşürülmesi adına reel faizlerin daha aşağı düzeylere düşmesine Merkez Bankasınca ket vurulmaktadır. Bilinmelidir ki sürdürülebilir reel ekonominin kurulması ancak bir ülkenin yüksek faiz belasından kurtulmasıyla mümkündür. Her şeye rağmen faiz harcamalarının GSMH'ye oranında ciddi anlamda iyileşmeler görülmektedir. Ülkemizde faiz harcamalarının GSMH'ye oranı 2003'te % 16,4 iken 2006 yılında % 8'lere kadar düşmüştür.
Bir olumlu gelişmede Türkiye'nin Net Dış Borç Stokunda gözlenmektedir. Her ne kadar toplam dış borç stokunda artış yaşansa da ( 2002'de 129,7 milyar $ iken, 2006'da 206,5 milyar $ ) net dış borç stokunun GSMH'ye oranında önemli ölçüde azalmalar yaşanmıştır. 2002 yılında net dış borç stokunun GSMH'ye oranı % 49 iken, 2006 yılında % 27,4 seviyesine inmiştir.
Ekonomide yakalan onca başarıya rağmen işsizlik konusunda büyük bir başarının sağlandığını söylemek mümkün değildir. Bundaki en büyük etkenin ülke ekonomisinin hızla kabuk değiştirerek emek yoğun sektörlerden teknoloji yoğun sektörlere geçiş yapmasından kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Bu Yazı 2807 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar