Gecenin Uzağında Sen
17.07.2013        

GECENİN UZAĞINDA SEN

Mehmet EKİCİ

 

Sensizken gecelerin ne kadar uzun olduğunu benden başka kim bile bilir ki? Gecelerin uzadığından haberin yok senin. Kaç deli tanıyorsun, geceleri yıldız sayarak teselli bulan. Geceden arta kalan hüzünlere sarılıp mutlu olan. Yıldızlara, açık kestane renkli saçlarını anlatan…

Oysa aynı göğün altında yaşarken birlikte şahit oluyorduk bu ay tutulmasına. Hiç aklına geliyor mu, seni düşünüp şiirler yazan birinin varlığı. Seni hatırlatan şarkılara müptela olan biri. Bu gece yıldızlara neler söylüyorum ben böyle, yine.

Bazen uzaklara saplanıp duran hüznün, oyalardı gözlerimi. Bazen ani gülümsemelerle sol yanağında aniden beliriverip kaybolan gamzen. Bilemezdin, sana ait bir gülüşün hemen akabinde bahtıma verilen cömert bir bahşiş gibiydi. Bu gülümsemeye niyet etmelerin.

Bu yaştan sonra bana söylettiklerine bak! Bütün kınayıcılarım fırsat kollarken. Pusuyu bekleyen bir avcı olmakla, pusuda bekleyen bir keklik olmayı ayırt edemiyor, aklım ve kalbim.

Ellerine bakınca sana dair upuzun yolculuklar görürdüm. Ellerini kaçırsan gözlerimden sığınacak hiç bir yerim olmazdı. İncecik parmakların tüm şeffaflığıyla aklımı ve kalbimi birbirine karıştırırdı. Durmadan. An be an. Senin ellerinle tutunduğum bu şehri senin ellerinle terk etmek benim kaderim olacaktı galiba.

Yıllar geçtikçe seni unutulmaya ramak kala yeniden canlanıyorsun hayalimde. Öldükçe dirilen bir yanın var, iflah etmiyor bir türlü beni. Azaldıkça çoğalan, bittikçe artan ve unutulmayı hak etmeyen bir yanın. Ne zaman unutsam seni o zaman yaşayan bir ölüye dönerim.

 Hasan Dağı’na nazır bir evde oturmaya cesaret edemeyişim ne büyük bir nimet benim için bu kentte. Senin siluetini hatırlatan her şey korkutur beni. Sensizken bu korkaklığım iki yakamdan tutup sürükler bütün bildiklerimi gecenin uzağına. Gecenin uzağında sen varsın ya! Korkularımla yüzleşmek; sana yeniden kavuşmaktır. Bilirim ki ruhumu dünyanın hamallığından kurtarmaktır.

Hasandağı’nın eteklerinde biten sarıçiçekleri hatırlıyor mu gözlerin hala. Ellerinle dokunduğun Hasandağı’nın her bir taşı nihayetsiz ve kapısı olmayan bir çıkmaz sokak örüyor hayatımın önüne. Oysa ben tek pencereli bu labirentin en üst yerine hapsediyordum gözlerimi. Artık bütün bildiğim şu iki kısa cümleden ibarettir: “Kömür, rengini gözlerinden almıştır, bilesin.” “Ay, rengini yüzüne vermiştir, bilirim.”

Ansızın uçup gittin bu şehri yarım bırakarak. Bir şehri yarım bırakma vebalini üzerine alarak. Sana ve bana ait ne varsa uçup gitti maziye, bir tül gibi. Hangi rüzgârın alıp götürmeye cesareti var, o külrengi bahtını benden uzağa.

Bu kentin her bir sokağında anıların gizliyken nasıl bir daha yürürüm bu yollarda yalnız başıma. Seninle yaşadığım yerlerde sensiz nasıl yaşlanabilirim ki? Lapa lapa yağan karların, şehri bir gelin gibi süslediği günlerde yan yana yürürken, sen en naif inceliğinle bir tebessümü çok görmedin bu şehre. Her bir tebessümün dua makamında bu şehre hayır getirirdi. Sen bilemezdin. Seninle aynı şehirde yaşamak lüksünü nerden bilecektin sen.

Önceleri sen varken bu şehri severdim. Şimdi sen yoksun sadece şehir var, kimi seveyim. Senden geriye ne kaldı sanıyorsun. Bir kuru kalabalık. Bir, halden anlamayanlar panayırı. Sen yoksan kim olsun, senden gayri bu şehirde?

Altın yürekli kaç kıza dua ettiysem, kaç kızın bahtının açıklığı için niyazda bulunduysam, için için yalvardıysam Yaradan’a. Ola ki dünyanın herhangi bir yerinde sen yaşıyorsun diye. Sevmeliyim dünyayı. Sevinmeliyim. Sen yaşıyorsun diye! Dualarımı da sevmeliyim, âminlerimi de. Sen yaşıyorsun diye!

Yıllar içine alıp götürürken seni benden uzağa, bana düşen bir balıkçı sabrı galiba. Gençliği ve orta yaşlılığı birbirinden ayırt edemeyen ve söz dinlemeyen bir gönül bu benimkisi. Oysa sen bu göçmen kuş tavrınla bir diyarı üzerken diğerini sevindirmeye devam edeceksin yine.

Hangi gönlün hatırına, hangi gönlü cezalandıracaksın. Sessizliğinle!


Bu Yazı 2156 Defa Okunmuştur.

Yazıya Ait Fotoğraflar

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar