Gelenekten Geleceğe Şiirimiz
..        

Gelenek, şiirde de yıllardır tartışılan bir kavram. Bu durum da gösteriyor ki bugünün şiirini kuranlar ve geleceğe uzanmak isteyenler bu kavramla barışmak ve bu konuda sağlıklı bir anlayışa ulaşmak durumundadırlar. Çünkü gelene ğin hâlâ tartışılıyor olması, hem onun varlığını sürdürdüğünü hem de ona ihtiyaç duyduğumuzu göstermektedir.

Gelenek, zengin bir tarihî ve kültürel geçmişe sahip toplumlar için söz konusu edilebilecek bir kavramdır. Geleneğin kendine özgü inanç değerleri vardır. Zaten gücünün ve hâlâ tartışılıyor olmasının da bir sebebi budur.

Gelenekle ister yüzleşme ister ondan yararlan- ma diyelim bu anlamda bir ilişki içinde olmadan yeni bir şiir dünyası kurmak imkânsızdır. Hele bizdeki gibi zengin bir gelenek söz konusu ise ve mevcut durum bir sıkıntının ve çıkmazın içindeyse bu imkânsızlık daha da artar.

Şiirimize baktığımızda gelenek karşısında alınan tavırlarda bir çeşitlilik görülür. Şimdi bu durumu açıklayabilmek için önce geleneğin nasıl ele alınması gerektiğine bakalım:

Türkiye, tarihinde çok önemli kırılma noktaları yaşadı. Farklı kültür ve medeniyet tercihleriyle karşı karşıya geldi. Ama gelenek, kimliğimizin ve kişiliğimizin de ayrılmaz bir parçası olarak söz yerindeyse yakamızı bırakmadı ve biz onunla hep yüz yüze geldik. Kimimiz geleneğe bağlılığı tutuculukla eş değer görürken kimimiz de sıkı sıkıya ona bağlanmayı tercih ettik.

Her iki tavrın da çok sağlıklı argümanlara sahip olduğunu söyleyemeyiz elbette... Hayat değişkendir. Değişme vasfı içinde devamlılığı da söz konusudur. Öyleyse gelenek konusuna bakarken bu devamlılık içerisinde ne sıkı sıkıya geleneğe olduğu gibi bağlılığı ne de onu tümüyle reddetmeyi düşünmek mümkün değildir.

Burada bir hususun önemli olduğunu düşünü- yorum. Geleneksel olanların bir kısmı klasik olana dönüşür. Klasik olan ise hem yerli hem de evrensel özellikleriyle her çağda şairler için de önemli bir zenginlik kaynağıdır. İşte bu noktada belki Tanpınar gibi düşünmek gerekiyor yani “Devam ederek değişmek, değişerek devam etmek…” bizim geleneğimiz büyük ölçüde klasikleşmiş eserler toplamdır. Öyleyse onun bu özelliğini göz ardı etmemek gerekiyor.

Burada bu söz vesilesiyle yenilik kavramını da irdelemek gerekiyor. Yenilik kimi zaman gelenekle tamamen bağları kopararak ortaya bir şeyler koymak olarak anlaşılırken kimi zaman da geleneği gerek şekil gerekse muhteva olarak yeniden kurmak şeklinde anlaşılıyor. Geleneğin olduğu şekliyle bugün tekrarlanması bir yenilik olarak görülemez. Yani şekil boyutunda bugüne taşımak gelenekten yararlanma değildir. Mesele özdedir. Toplumun yüzyıllar boyunca şuuraltında ve hayatında taşıdığı öz değerlerdedir. Gelenekten yararlanma, işte bu değerlerin yeni zamanların gerçeklerine uygun olarak yeniden yorumlanması biçiminde anlaşılması gerekir. Aksi takdirde ortaya özgün eserlerin çıkması mümkün değildir.

Şiirimiz, bu durumların hemen hepsini yaşadı. Tanzimat sonrası şiirimizde yeni zamanların şiir tutumuna bağlı olarak hem geleneğin reddedilmek istendiğini hem de muhalif bir duruş olarak ya halk ya da divan şiirinin gelenekten yararlanma anlamında kimi şairlerce ihya edilmek istendiğini gördük. Milli Edebiyat ve sonrasında hece şiirine dönüş oldu. 1940'lardan sonra aynı durum divan şiirimiz için de gerçekleşti. Adı koşma olan adı gazel olan ama muhtevasıyla ne koşmaya ne de gazele benzeyen örnekler ortaya kondu. İlk anda çarpıcı bir etki uyandırsa bile bu uzun süreli olmadı. Çünkü ya taklit ya da sadece biçimsel anlamda gelenekte olana benzeme bu çalışmalar özgün metinlere dönüşemedi.

Bu konuda somut anlamda sözü etmemiz gereken bazı isimler var. Bunlar gelenekten yararlanma konusunda çabaları mutlaka bugün için de değerlendirilmesi gereken isimlerdir. Bunlardan ilki Yahya Kemal'dir. O şiirde yerli ve millî kalarak şiir yazılabileceğini göstermiş ilk önemli isimdir. Kendinden önce aynı duyarlığı taşıyan Ziya Paşa ve Muallim Naci gibi isimlerden daha ilerde bir duruşu sergiler. Mehmet Âkif'i ise geleneksel formlar içinde muhteva olarak yeni ve yerli şiirler söyleyen biri olarak görmek gerekir. Bir başka isim Necip Fazıl'dır. Daha çok halk şiirinin verimlerinden yararlanarak modern bir şiir kurma çabasında olan Necip Fazıl, geleneğin özünden yararlanma konusunda başarılı bir örnektir önümüzde. Ama daha kuşatıcı bir gelenek yorumcusu olarak modern bir şiir yapısı kuran Sezai Karakoç ise saydığımız bu isimlerin çok ilerisinde bir şiir yapısı kurmuştur. Onun bu tutarlı tavrının en önemli sebebi ise geleneği de kuran inanç temellerimize sıkı sıkıya ve samimiyetle bağlılığıdır. Sezai Karakoç, hem şekil hem de muhteva olarak gelenekten nasıl yararlanılması gerektiğini ve bu yararlanmanın çağdaş bir şiir yapısı içinde nasıl olabileceğini gösterdi. O, kimi zaman çağdaş bir Fuzûlî, kimi zaman bir Nef'î, kimi zaman bir Şeyh Galip olarak karşımıza çıktı. Modern gazeller, kasideler yazdı. Hem öz hem de şekilde yeni denemelerle değişerek devam etmeyi, devam ederek değişmeyi gerçekleştirdi. M. Akif İnan, Erdem Bayazıt, Cumali Ünaldı Hassanne- bioğlu, M. Atilla Maraş gibi isimlerle Sezai Karakoç'un açtığı bu yeni yol yeni şairlerini yetiştirmeye başladı.

Bu arada Necip Fazıl neslinden sayabileceği- miz Ahmet Muhip Dıranas, Ahmet Kutsi Tecer, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Atilla İlhan, Asaf Halet Çelebi, Cahit Sıtkı, Ziya Osman çok ciddi bir muhasebeye dayalı olmasalar bile kimi zaman gelenekten yararlanmanın, en azından Türkçe dil şuuruyla şiir yazmanın olumlu örneklerini verdiler.

Fakat bu çabalar bir noktadan sonra yine kesintiye uğradı. Gelenekle öz anlamında bir sorunu olmayan kimi şairler bile yeni bir modernliğin kapısını araladılar. Servet-i Fünun, Fecr-i Âti ve 2. Yeni şiiri yeni bir formatla yeniden üretildi. Böylece gelenekten yararlanma konusunda yine çıkmaz bir yola girildi yani bu imkân terk edildi. Şimdi günümüzde bir yanda imge mezarlığına dönüşmüş söz oyunlarına dayalı ama yerlilik kokmayan, insanî sıcaklığı taşımayan, Türkçe'nin şiir dili vasfını değişime zorlayan üstelik ciddi bir birikime dayanmayan bir şiir olgusu var. Bu gidişin de uzun ömürlü olmayacağı ortadadır lâkin yabancılaşmış çevreler bu eğilimi alkışladıkları için sanki çağdaş şiir böyle olurmuş gibi yanlış bir tutum benimsenmektedir.

Görmek gerekir ki, karşımızda ciddi bir tehlike var: O da çeviri kültürüdür. Çeviri bir kültürle yerli bir şiir kurulamayacağı ortadadır. Çünkü çeviri kültür beraberinde çeviri bir dilin mantığını ve değerlerini de Türkçeye taşımak istemektedir. Bu da bu kendi değerleri içinde oluşmuş bir toplumun millet olma vasfını tehdit etmektedir. Ortada millet yoksa gelenek de yoktur. Bu bakımdan bugün sağlam bir şiir yapısı kurulacaksa ve bu yapıyla geleceğin Türk şiiri oluşturulacaksa millet olma meselesi üzerinden yola çıkarak çeviri kültüre karış yerli olanı ihya çabalarına hız ve önem verilmelidir.

Bu önem üzerinde durulurken din faktörü de gözden uzak tutulmamalıdır. Çünkü geleneğin hamurunun içindeki asıl maya inançlardır. Ne yazık ki gerek resmî baskılar ve kültürü, edebiyatı da farklı bir dünya görüşüne göre biçimlendirme çabaları ve buna bağlı olarak çeviri kültürün kapılarını sonuna kadar açma, gerekse gelenek birikimine sırt çevirme şiirimizi de zora sokmuş- tur.

Ben bugün itibariyle de örneklerini gördüğü- müz gelenekten yararlanma tecrübeleri içinde Necip Fazıl neslinin ve Sezai Karakoç'un açtığı yolun daha doğru olduğunu düşünüyor ve bu çizgide gelenekten yararlanmanın tutarlı bir seyir izleyeceğini ve bugünün yerli Türk şiirinin sağlam temeller üzerine bina edilerek geleceğe taşınacağı- nı düşünüyorum.

Sonuçta olay bir medeniyet tercihinde düğüm- lenmektedir. Medeniyet tercihini doğru yapabilen şairler, gelenekten nasıl, hangi ölçüde ve niçin yararlanması gerektiğini de bilen şairler olacaktır. Türk şiirinin geleceği de yapılacak bu seçime ve tercihin gerektirdiği sabırlı, özverili ve ufuklu çalışmalara bağlıdır.


Bu Yazı 3106 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar