Gelişmiş Ülkelerle Yarışabiliriz
..        

Gelişmiş ülkelerle yarışmamız ve onları geçmemiz elbette mümkün. Yalnız bunun iki şartı var:
Birincisi, gelişmiş ülkelere yetişmek istemelisiniz.
Ýkincisi, onların yaptığını siz de yapmalı, onlarla yarışmalısınız.
Başarı, kimi yerde kişiseldir. Tek tek hepimiz kendi alanında en iyi olmalı, işini en iyi yapmalı; sonra da takım hâlinde çalışmalı ve başarıya koşmalıyız. Burada bazı kıyaslamalara yer verelim.

Kütüphane ve kitap
Son sayımlara göre ülkemizin nüfusu 70 milyona ulaştı. Buna karşılık sahip olduğumuz kütüphane sayısı yaklaşık 1500 adet.
1959 yılında ülkemizde 142 kütüphane bulunuyordu. Ülke nüfusu 28 milyondu ve 197 bin 183 kişiye bir kütüphane düşüyordu. Aradan geçen 33 yıl içinde kütüphane sayısı 10 kat arttı.
Þimdi 47 bin 958 kişiye bir kütüphane düşüyor.
Ama her 95 kişiye bir kahvehane düşüyor! Üstelik hanımlar kahveye gitmez. Ülkemizde 400 bin kahvehane var.
Ýstanbul'da 34 bin kahvehane, 51 il halk kütüphanesi var. Ankara'da 21 bin kahvehane, 44 kütüphane bulunuyor. Ýzmir'de yedi bin kahvehane, 42 kütüphane mevcut.
Avrupa ülkelerinde kütüphane
Almanya'da 14 bin 400, Ýsviçre'de 2 bin 500, Bulgaristan'da 4 bin 300 kütüphane var.
Rusya'da 2 bin 546 kişiye, Ýngiltere'de 3 bin 508 kişiye, Belçika'da 4 bin 253 kişiye bir kütüphane düşüyor.
Kütüphanelerimiz kitap fakiri
Üstelik kütüphanelerimiz, kitap bakımından da fakir.
Rusya kütüphanelerinde 739 milyon, Fransa kütüphanelerinde 78 milyon, Bulgaristan kütüphanelerinde 46 milyon, Türkiye kütüphanelerinde 10 milyon kitap bulunuyor.
Hâlbuki dünyayı yöneten atalarımız, kitap dostuydu, bilgiye önem veriyordu.
Süleymaniye Kütüphanesi, “dünyanın en zengin yazma eserler kütüphanesi”dir.
Biz bilgisizlik çukuruna düşünce geriledik, kitaba sırt çevirince Avrupalılar bizi geçti.
Ayrıca biz televizyon bağımlısıyız. Ortalama günde 3.5 saat televizyon seyrediyoruz. Bunun yarısı kadar bir süre kitap okuduğumuzu farz edin, üniversite bitirmeyen adam kalmaz. Bu süre içinde dil öğrensek hepimiz iki sene sonra yabancı dil bilir hale geliriz.
Bizim televizyonlar, eğitici ve öğretici program hazırlamaz. Onlar eğlendirici ve ahlâk çürütücü programlar üretir.
Amerika'da kişi başına 3 saat 59 dakika, Türkiye'de 3.36 dakika, Fransa'da 2 saat 59 dakika televizyon seyrediliyor.
Biz, gelişmiş ülkelerin seviyesine gelmeden onlar gibi eğlenme ve hoş vakit geçirme derdindeyiz. Yorulmadan dinlenelim, kazanmadan harcayalım istiyoruz. Eğlenmeyi ve dinlenmeyi hak etmek için çalışmıyoruz.
Kahvehane, meyhane, kumarhanedekilerle bir yere varılmaz. Başarılı olmak ve kalkınmış ülkelerle yarışıp onlara yetişmek için önce bu işe kafayı takmak lâzım. Sonra da onun bedelini ödemek zorundayız.
Hedefi olmaksızın oturanlarla bir yere varılmaz.
Başarılı ve mutlu bir insan olmak elbette herkesin tutkusu. Ama bunun bedelini ödemeye hazır kaç kişi var? Kahvehane yerine kütüphanede, meyhane yerine lâboratuvarda, kumarhane yerine iş yerinde sabahlayan ve dünya ile yarışan adamlar lâzım.

Alman Die Welt Gazetesi'nin yaptığı bir araştırmaya göre, zaman içinde gençlerin ilgi alanı değişiyor. Meselâ 70'li yıllarda gençler politikaya daha fazla ilgi duyuyor, sosyal olaylar karşısında toplu başkaldırı önemseniyordu. 80'li yıllarda barış hareketleri ve atom silâhlarına karşı protestolar moda oldu. 90'lı yıllara gelindiğinde ideolojiler ölmüştü. Gençler için hayattan zevk alma, eğlence, gününü gün etme modalaştı. 2000'li yıllarda başarı, çalışkanlık, icatçılık, güven, aile ve huzur, moda oldu.
Almanya'da gençlerin politikaya olan ilgisi de gittikçe azalmış. 1991 yılında gençlerin yüzde 57'si politikayla ilgilenirken bu oran 2002'de yüzde 34'e düşmüş. Partiler, gençlerin ilgisini çekecek atraksiyonlar peşindeymiş.
Bu oranların Türkiye'de daha az olduğu kanaatindeyim. Çünkü ülkemizde politika, yasaklı bir alan. Öğretmenler, imamlar, memurlar, politika yapamazlar. Nalbur, berber ve manava tanınan haklar, onlara tanınmamıştır. Partiler halka açık değil, üstelik birçoğunda lider sultası var. Bir partiye üye olmanın getireceği çok şey yok. Hâlbuki dürüst, çalışkan ve idealist insanlar, politik çalışma yapmalı. Neticede ülkeyi politikacılar yönetiyor.
Herkes, kendi alanında kendini çok iyi yetiştirmeli, mutlaka dil öğrenmeli, işini en iyi yapmalı ve iş arkadaşlarıyla birlikte hareket ederek takım çalışması yapmalıdır.
Türkiye'de kişi başına düşen eğitim süresi 3.5 sene.
Her sene 10 bin 600 kişiden biri bir kitap okuyor.
Japonya'da 600, Almanya'da bin 22 kişiden biri kitap okur.
Bu ülke Almanya, Japonya, Amerika ile yarışmıyor. Yarışmalı ve yarışı eğitim, sanat, fen, icatçılık, dürüstlük ve ahlâk alanlarına taşımalıyız. Biz de kendimizi nitelikli hale getirebilir ve takım çalışmaları yapabiliriz, yapmalıyız. Çalışıp bedel ödeyen başarılı olur. Allah, çalışanı sever ve çalışana verir
Hepimiz “vatan kurtarmak” yerine önce kendi işimizi en iyi şekilde yapmalı ve sonra ülke meseleleri ile ilgilenmeliyiz. Tek tek en iyi olmadan, gelişmiş ülkeler seviyesine gelemeyiz, ama istersek herkesi geçebiliriz. Biz, tarihte bunu başarmış büyük bir milletin çocuklarıyız.


Bu Yazı 2856 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar