Gençliğimiz üzerine
..        
Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu Osman Bey başta olmak üzere tarih sayfalarına adını cesareti ve yiğitliği ile nakşeden Yıldırım Bayezid, devamında İstanbul'u fethederek çağ kapatıp çağ açan Fatih Sultan Mehmed, ünü batılı kaynaklarda “muhteşem ve büyük” vasıflarıyla yer alan Kânûnî Sultan Süleyman, sanat şaheseri Sultanahmed Camisini Islâm mimarisine kazandıran I. Ahmed ve imparatorluğun zayıfladığı dönemde bile farklı bir güç olmayı başarabilen Genç Osman ve IV. Murad... Bunların en önemli ortak özelliklerinin ülkemizde henüz seçilme yaşı olmayan 30 yaş altında bir dönemde (Osman bey 24, Yıldırım Bayezid 29, Fatih Sultan Mehmed 14 ve 21, Kanunî Sultan Süleyman 25, Genç Osman 14, I. Ahmet 13, IV. Murad 11) 60'tan fazla ülkeyi barındıran bir imparatorluğu yönettiklerini biliyor musunuz? Üstelik bu insanlar kendilerini tarih sayfalarına yazdıran en büyük icraatlarını yine bu gençlik yıllarında yapmışlardır. Eminim bu bilgi karşısında hiç de şaşırmadınız. Niçin mi? Bu sorunun, çünkü deyip başlayabileceğimiz sayısız cevabı var;eskiden dînî ve millî terbiye vardı…, eskiden tarih bilinci vardı…eskiden samimi bir eğitim anlayışı vardı..vb şekilde benzer tespitlerle yapılacak cevaplar; ancak bu sorunun cevabı olabilecek düşüncelerin hepsini burada dile getirmek mümkün değil. Her şeyden önce konumuz ülkemizdeki seçme seçilme yaşı ile ilgili siyasete girebilecek bir konu değil “gençliğimiz nereden nereye geldi? şimdi nereye gidiyor?” sorularının irdelenmesi. Hastalanıp doktora gittiğimizde doktor önce bizi dinler. Muayene eder sonra ne yapılması gerekiyorsa onu yapar. Ya reçete yazar ya da başka yapılması gerekenleri yapar. Yani önce tespit sonra tedavi gelir. Bu örnekten hareketle gençliğimizin içinde bulunduğu tehlikeli hastalıkları şu şekilde tespit edebiliriz: - Gençler hayatın anlamını sadece zevk ve eğlence olarak algılayıp kendilerini tüketerek yaşamaya çalışıyor. - En kolay yoldan (yol önemli değil meşrû veya gayri meşrû) şöhret ve para kazanmayı ideal haline getiriyor. - Gençler kitap okumayı sevmiyorlar. Vakitlerinin çoğunu televizyon karşısında veya internetcafelerde geçiriyorlar - Erkekler için ideal insan dizilerdeki aktörler, kızlar için ise ideal insanlar mankenler oluyor. Gelinen durumda uyuşturucu ve içki iptilâlığı, eğlence düşkünlüğü, insan soyunun devamını tehlikeye sokan çarpık ilişkiler, çürümüş aile yapısı ve çarpık aile yapılanması, dünyada olup bitenler karşısında vurdumduymazlık ve daha nice problemler gençliğimizin bire bir yaşadıkları en ciddi problemler halini aldı. Başını televizyonun çektiği medya çılgınlığı, gençleri bilinçsiz birer tüketici durumuna getirdi. Yüzyılın buluşu olmaya aday internetin, bir taraftan insanoğlunun bilgiye ulaşmasında çığır açarken diğer yandan da gençleri televizyondan daha fazla esir alacak cezbedici imkanlarıyla mahvolma sınırına götürdüğü gözler önünde. Satanizm saplantısı içinde olan, bali, uyuşturucu ve diğer kötü alışkanlıkları bir yaşam tarzı haline getiren nice insanların okul yollarında çocuklarımızı beklediğini ve onları da kendi içine düştükleri tuzağa düşürmek için kolladığını biliyorsunuz. Kapkaç ve hırsızlığı bir meslek haline getiren özellikle genç yaştaki insan sayısının çevremizde hızla artması var olan ciddi toplumsal sorunlardan bir diğeri. Hem canımızı hem de malımızı her an tehdit eden bu sorunun çözümü hepimizi kara kara düşündürüyordur. Gün geçmiyor ki çevremizde kapkaç olaylarıyla ilgili bir haber duymayalım veya böyle bir olaya şahit olmayalım. Acımasızca insan hayatını tehlikeye sokan bu kapkaçı gençlerin neden bu duruma düştüklerini sorgulamak gerekmez mi? Bu noktada “Suçu toplum hazırlar suçlu onu işler. (Buckle)” özdeyişini hatırlatmakta fayda görüyorum. Şu bir gerçek ki gençliğin ruhunun boş bırakılması aynen verimli bir tarlanın boş bırakılmasına, ihmal edilmesine veya kendi haline bırakılmasına benzer. Bu durumdaki bir tarlada ısırganlar ve dikenler biter. Eğer biz onları iyiye güzele ve doğruya yönlendirmezsek adeta eğrelti otlarının dikenlerin ısırgan otlarının bittiği tarlalar gibi onların ruhunda başka türlü fırtınalar kopar. Biz bir taraftan onları bilgi ile donatırken bir taraftan da onların kişiliklerinin oluşması için gayret göstermeliyiz. Onları milli ve manevi değerlerle donatmak; ruhlarını beslemek zorundayız.Hepimiz ferdî ve sosyal sorumluluğumuzu idrak ederek üzerimize düşen görevleri yerine getirmeliyiz Bilinçli gençlik, bilinçli âile ve gençlere yönelik bilinçli politikalar üreten siyasîlerin yapacağı veya yapması gereken çok şey var. Henüz gençliğe hakkettiği katılımcı ve onurlu rolünü verecek global bir siyasetten söz etmek çok zor iken tek çare gençliğin tüm sivil toplum örgütlerinin ve tabiî ki her şeye rağmen âilelerinin desteği ile yetişmesi ve kendini geliştirmesidir. Bugün şanslı bir genç, sahip olduğu doğru adresten belli olur. Aile olarak doğru adres, okul olarak doğru adres, çevre olarak doğru adres ve doğru arkadaşlar. O halde gençlerimize insanlığa faydalı olabilecek hedefler koymamız gerekiyor. Bunlar bizler için bir ölçüdür. Bir genç çağını iyi bilmeli. Dönen dolapları okumalı. Her gencin yeteneği uygun bir işi mutlaka olmalı ve o işi mutlaka güzel yapmalı. Onlara estetik bir ruhu kazandırmalı. Genç, yeri geldiğinde çile ve sıkıntı çekmeli, paranın, dostun, ve ecdadının kıymetini bilmeli. Gençliğimizin yaşadığı bu problemler için belki de yapılacakların en etkilisi onlara kuvvetli bir dini inanç aşılamak olacaktır. Suça meyilli her insanın başına bir polis dikemeyeceğimize göre vicdanlara suç işleme noktasında caydırıcı olacak manevi değerler yerleştirebilmek bu noktada yaşanan birçok sorunu çözüme kavuşturacaktır. Kuvvetli bir Allah ve ahiret inancına sahip hangi genç var ki başkasının canına ve malına kastetsin. Yine aynı şekilde öldükten sonra hesaba çekileceğine kıştan sonra baharın gelmesi katiyetinde inanan hangi bir genç var ki kendisine emanet olarak verilen vücuduna tiner ve alkol gibi birtakım kötü alışkanlıklarla zarar versin. Ömrünün en hareketli günlerini ve duygularını en yoğun bir şekilde yaşayan bu insanlar elbetteki cehennem korkusuyla yapabilecekleri kötülüklerden vazgeçecek Allah sevgisiyle de hem kendilerine hem de tüm insanlığa faydalı bir fert haline geleceklerdir. Bizim burada hedeflediğimiz kazanımların ancak bilinçli bir inançla sağlanabileceğini vurgulamak gerekir; yoksa sadece duyumdan ibaret kalan örfi olarak yaşanan veya yaşanmaya çalışılan bu değerlerin çözüme katkısı çok zayıf kalacaktır. Her şeyin akıl ve mantık ölçülerinde değerlendirildiği bu modern çağda, gençlere öncelikle Allah ve ahiret inaçları yine bu ölçülerde daha kuvvetli bir şekilde kazandırılmalı; gençler için prototip insan modeli Hazreti Peygamberin bizzat kendisi olmalıdır. Yoksa sözleriyle, fiillerinin uyuşmadığı insanların prototip insan modeliyle hiçbir alâkası bulunmamaktadır. Şüphesiz soruna böyle bir yaklaşım gençliğimize hem dünya hem de ahiret saadeti getirecek dolayısıyla bu saadetten yaşlı ve çocuklar gibi toplumun diğer grupları da faydalanacaktır. Batıda gençlerin çok ilgi gösterdiği ve onların şahsiyetlerinin şekillenmesinde iyilerin yanında, muhtemelen daha çok kötü alışkanlık ve arkadaşlıklar da kazandıran Fun-Club denilen kurum, aslında bunalımına düşen gençliğin çevre edinme gayretinin onu götürdüğü adresten ibarettir. Aynı girdabın içinde çırpınan gençliğimizin bu durumdan kurtulmaları için bizce gidecekleri doğru adres millî kültürümüz etrafında kendi öz benliğimizle kurulan sivil toplum kurumları olmalı. Bu misyondaki sivil toplum kurumlarının insanımıza sağlıklı bir hayat tarzı kazandırma ve vizyon sahibi bir gençlik yetiştirme konusunda başarıları ortada. Türk gençliğin bilinçlenmesi ve aktifleşmesi kökü ülke dışında olan şer güçler tarafından potansiyel bir tehlikenin uyanışı olarak görülmektedir. Vizyon sahibi iyi donanımlı bir Türk gençliğinin geçmişte ne derece muhteşem işler başardığını bilen bu şer güçlerin en büyük hedefleri gençliğimizin görüş alanını daraltarak onların özgüven duygularını körertmek, uyanışlarını engellemektir. Gençliğimiz üzerinde yapılan tüm planların sonucunda Türk gençliğinin bilinçaltına şu cümleler yerleştirilmeye çalışılmaktadır: Ey Türk gençliği geleceği düşünme geçmişi bırak hazırı yaşa. Yaşa ki o biçim yaşa düşünmeden yaşa görüp de bakmadan yaşa… Fransız yazar Alain'in dediği gibi “düşünmek için önce bir duralım”. Bilim ve teknik donanıma sahip gençlerin dünyada özellikle batı ülkelerinde sayıları hızla artarken biz neden geri kalalım. Önce özgüven duygumuzu pekiştirmek için şöyle bir geçmişimize bakıp gurur duyalım. Sonra da var olan potansiyel gençlik gücümüzü değerlendirme bilinciyle gelecek için ümitlenelim. Sanırım kökü mazide, geleceği duyan ve yaşayan vizyon sahibi gençlerimizin, kendisine özlem duyan nice insanları sevindirecek; şerli düşünen insanları ise ürkütecek “Büyük Türkiye” için önlerinde hiçbir engel duramayacaktır. Unutmayalım ki gençliği ihmal eden geleceğini ihmal eder. Onun için yakınımızı ve uzağımızı görmek zorundayız.
Bu Yazı 1655 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar