Gençliğin Tuzakları
..        

Sevgili Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde buyuruyor ki:
"Nikah benim sünnetimdir, kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir."
Bu hadis-i şerifi bazıları nikahın karşılığını evlilik olarak yorumlamaktadırlar. Buna göre, "evlenmeyen benden değildir." demek olur ki, bu yanlıştır. İslam Tarihinde hiç evlenmeyen nice Allah ve Resulünün dostları olduğu gibi, Asr-ı Saadet'te Efendimizin yanı başında yeni Müslüman olan kabilelere İslam'ı tebliğ etmek üzere hazır kıta bekleyen “Suffe Ashabı” da hiç evlenmemişlerdi. Hatta evlenenler Suffe Ashabı makamından düşerlerdi. Demek ki, hadiste geçen nikah ifadesi evlilik demek değildir. Bilakis nikah dışı kadın-erkek ilişkileri ve beraberlikleri demektir. Meşru olmayan kadın-erkek ilişkileri, bugün flört adı altında, dost hayatı yaşamaya ve zinaya kadar varan her çeşit ilişkiyi içine almaktadır. İşte Efendimizin 'asm) "Benden değildir" dediği bu ilişkilerdir.

Bu gün gençliğin önünde duran en büyük manevi tehlike, nikah yolunun kapatılıp, fuhuş yolunun alabildiğine açılmış olmasıdır. Hissiyatı aklın önünde olan gençlik damarı akıbeti görmediğinden bu tuzaklara kolayca düşmeğe hazır haldedir. Üstelik medeniyet adı altında medya yoluyla bu yolsuz ilişkiler durmadan özendirilmektedir. Binaenaleyh, hadis-i şerif, günümüze uzanan son derece canlı bir mesaj içermektedir.
Sevgili Peygamberimizin izinde olmak isteyenlere de çok önemli bir ikaz taşımaktadır. Nikah dışı ilişkiler içinde olanlar Kainatın Sultanının ve Alemlerin Fahrinin çizgisinden çıktıkları unutulmamalıdır Maalesef bu gün insanlık bu çizgiden süratle uzaklaştırılmaya çalışılmaktadır. Nikah dışı beraberlikler, son derece doğal ve masum ilişkiler olarak gösterilmektedir. Televizyon dizileri, basındaki müstehcenlikler hep bu çizgiyi aşmakta yarış halindedirler.

Gençliğin ileriyi görmeyen hissiyatını alet eden gizli mihraklar, sistemli bir şekilde maneviyatı yıkmak için müstehcenliği öne çıkarmakta, nesilleri ruh kökünden vurmaktadırlar. Hatta yapılan tahribatı ört-bas etmek için bir takım aldatıcı sloganlar ardına sığınmakta, bu yolla gençliği büyük günahlara sürüklemektedirler.

"Gençsin, güzelsin. gençliğini yaşa! Özgür ol, duygularını bastırma! Cinsi ihtiyacı karşılamak, yemek gibi doğal bir ihtiyaçtır! Hangi çağdayız, ayıp ve günah mı kaldı?"
Evvela cinsi ihtiyacı sınır tanımadan karşılamak, hayvanlara mahsus bir özelliktir. Ayıp ve günah kavramlarını hayvanlar bilmez. Bunun içindir ki, zina günahından dolayı hayvanlar sorumlu değildir. Bu büyük günah sebebiyle ancak insanlar azap çekecekler.
Cinsi ihtiyacın, yeme içme gibi doğal ihtiyaç görmek bir yanılgıdır. Çünkü, yeme içme, hayatımızın devamı için, cinsi ilişki ise neslimizin devamı içindir. İnsan vücudunu beslemek için her gün yeme içmeye muhtaç olduğu halde neslini çoğaltmak için böyle bir ihtiyaca mecbur değildir. Bu bir.

İkincisi, yemek içmek açlığı susuzluğu giderdiği halde, cinsi yakınlık cinsi açlığı gidermez, hatta daha da artırır. İnsan karşı cinsle olan ilişkilerinde meşru sınırı aştıkça cinsi açlığı da artar. Bunun içindir ki, harama nazar, müstehcen filmler ve yayınlar, insanı zaruri olmayan bir cinsel açlığa sürükler. Daha doğrusu açlığını hissettirir. Bu ortamlardan uzak kalan insan, cinsi açlığı hissetmez. Gayr-i meşru ortamlar, içimizdeki canavara yem atmaya ve azdırmaya benzer. Her gayr-i meşru bakış, dokunuş ve beraberlik nefis canavarını uyandıran birer yemdir.

Onu giderek azgınlaştırır ve sonunda zapt edilmez hale getirir.
Nefis canavarını azdıracak gayr-i meşru ilişkilerin her türlüsünden uzak durma gereğine binaen Kur'an'da "Zina etmeyin" değil, "Zinaya yaklaşmayın" denilmesi manidardır.
Kadın-erkek ilişkileri bir meyilli bir satıhtır. O alana girildiği zaman, ayağın kayması kaçınılmaz olur. Hz. Yusuf 'as) bile "Ben nefsimi temize çıkarmam" diyorsa, Efendimiz (asm) da "Senin en zararlı düşmanın nefsindir." buyuruyorsa, nefse itimat edilemeyeceği aşikardır. O halde nefsin çekim alanına girecek yakınlıklardan uzak durulmalıdır.

Evet keyif veren ve nefse hoş gelen şeylerin çoğuna vücudumuzun ihtiyacı yoktur. Bunlar kullanıldıkça alışkanlık haline gelen zaruri ve meşru olmayan ihtiyaçlardır. Mesela sigaraya vücudumuzun ihtiyacı yoktur. Ama tiryakiye sorsanız onsuz yaşayamaz. İşte içki, kumar, uyuşturucu ve zina gibi büyük günahların hepsi alışkanlıkla ortaya çıkan ihtiyaç türündendir. Onlara yaklaşmayan, hiç ihtiyaç duymazken, müptela olanlar onlarsız yaşayamazlar. Evet, bunlara duyulan ihtiyaç, alışkanlığın esiri olduğundandır. Bu gibi büyük günahlar, insanların iradesini felç edip, nefisleri esir ettiğinden dinimizce yasaklanmış ve haram kılınmıştır. Çünkü bunlara yaklaşılması halinde insan iradesini felç edip nefisleri, hakimiyeti altına alacağında şüphe yoktur. Nice bu alışkanlıkların esiri olanlar, kurtulmak istese de çok büyük zorluklarla ancak kurtulabilmektedirler.

Evet, insan fıtratını en iyi bilen yaratıcı Kur'an reçetesiyle "Yaklaşmayın!" diyor. Hani parlama ve patlama tehlikesi olan yerlere "Ateşle yaklaşma!" ikrazı gibi, "Zinaya yaklaşmayın!" "Uyuşturucuya yaklaşmayın." "İçkinin bir damlasını bile ağzınıza almayın!" ikazları da insanlığın güvenliği ve huzuruna yönelik ikazlardır.

Gençler eğer manen emniyet içinde olmak istiyorlarsa bu gibi günahlara uzak durmalıdırlar.
Günah zeminlerine kendilerini yaklaştırmamalıdırlar. Şayet bu gibi kötü alışkanlıkların esiri olan arkadaşları varsa onlarla mesafeli olmalıdırlar. İman hakikatlarını hatırlatan arkadaş zeminlerinde bulunmaya, maneviyatı takviye eden sohbetlere katılmaya dikkat etmek de manevi bakımdan emniyet içinde bulunabilmenin şartlarındandır. Aksi halde nefis ve şeytanın tuzağına düşmek ve ebedi hayatın helakine sürüklenmek çok kolay olur.

Allah gençlerimizi bu zamanın cazibedar fitnesinden muhafaza buyursun.
Bu Yazı 1716 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar