Gençlik nimeti ve Mevlana’nın Genşliğe Bakışı
..        

Gençlik bir nimet. Hem de nimetlerin en güzeli, en şirini.
Nimet ise bir şükür ister, bir teşekkür bekler.
Çünkü nimet şükürle değer kazanır, kıymetlenir.
Şükür görmeyen nimetler başa bela olur, felakete dönüşür.
Nimet olarak bildiğimiz her şey bir gün geliyor, elden çıkıyor, bir daha ele geçmiyor.
Elden çıkmadan önce, geçip gitmeden önce değerlendirenler kazanıyor. Her nimet “zaman” gibi, zamana bağlı, zamanla içiçe. Zaman çok değerli bir nimet. Zaman değerlendirilirse, yararlanma imkanı ne kadar artıyorsa, diğer nimetler de o nispette artış gösteriyor.

Gençlik bir fırsat, bir servet, bir hazine; nimetler üstü bir nimet. Ama en çok israf edilen, en çok hor kullanılan, boş yere, yok yere en çok harcanan bir nimet. Üstelik en çok istismar edilen, en çok örselenen, dahası en çok düşmanı olan bir imkanlar bütünü. Başta internet ve TV olmak üzere mevcut olan bütün teknolojik imkanlar, nasıl gereği kadar insanlığın hizmetinde kullanılamıyorsa, bu imkanların en büyük müşterisi olan gençler de en az onlar kadar ihmal ediliyor, harcanıyor.
Bu ihmalin sonucunu en başta gençler çekiyor, hem de en pahalı biçimde...

***

Duygularına yenik düşen, arzularının peşinde koşan, akıl ve mantığını devre dışı bırakan, bir adım ötesini göremeyen, çevresindeki olumsuz gelişmelerden ders çıkaramayan bir genç bu taşkınlıklarının cezasını sırasıyla çekmeye başlıyor.
Hastanede: Başta depresyon olmak üzere, psikiyatrik hastalıklarla soluğu hastanede alıyor. Acı üstünde acı, dert üzerine dert, hastalık üzerine hastalık çekiyor. Hastaların önemli bir kesiminin gençlerden oluşması hiç de tesadüf değildir.
Hapishanede: Bir an için sinirine hakim olamayan, öfkesine yenik düşen gençlerin bir kısmı da cezaevlerinde, o acımasız ortamında buluyorlar kendini.
Meyhanede: İçkiye, uyuşturucuya alışanlar da meyhanelerden, eğlence yerlerinden ve sefahat yuvalarından kopamaz hale geliyorlar.
Kabristanda: Bu ortamlara ve bu çevrelere alışanlar, bağımlı hale gelenler ve kopamayanlar gün oluyor, ölümle burun buruna geliyorlar ve gencecik yaşta hayatlarını kaybediyorlar.

***

Gençleri, önlerine kurulan çeşitli tuzaklardan kurtarmanın en kalıcı ve kurtarıcı yolu, onların kalb ve ruh eğitimine yönelik çalışmalar yapmak. Ahlaki değerlere yönelmelerini zemin hazırlamak. Dünya ötesi âlemde yaptıklarının, ettiklerinin karşılıksız kalmayacağını anlatmak. Başkalarının hak ve hukuklarının başladığı yerde, kendi hak ve hukuklarının farkına varmak. Vicdanlarının sesine kulak verip, akıl-kalb ikilisini birlikte devreye sokarak, sınırsız zevk ve eğlencenin insana huzur ve mutluluk vermeyeceğini ifade etmek. İnsanca yaşamanın yollarını aşındırmak, kendisine saygı duymak, kendini istismar ettirmemek, kullandırmamak, harcatmamak ve harcanmamak...

Bir adım ötesi, hedonist bir yaklaşımı aşıp, toplumun huzuruna huzur katmaktır. ***

Mevlana Hazretleri gençlik tehlikelerinin nasıl aşılacağını, ne gibi tedbirler alınacağını, gençlik fırsatının nasıl değerlendirilmesi gerektiğini de şu tespitleriyle dile getirir ve der ki:
Şunu bil ki asıl ateş, şehvet ateşidir; suçun, kabahatin temeli, o ateş üstüne atılmıştır.Dıştaki ateş, suyla söner; fakat şehvet ateşi, parladıkça parlar; adamın yüzünün suyunu yerlere döker. Şehvet ateşi suyla yatışmaz; çünkü azap etmek bakımından cehennem huyu vardır onda. Şehvet ateşine ne çâre var? Din ışığı, sizin ışığınız, kâfirlerin ateşini söndürür. Bu ateşi ne söndürür? İlâhî ışık. İbrahim'in ışığına usta tut da; Nemrud'a benzeyen nefsinin ateşinden, şu ödağacına benzeyen bedenin kurtulsun.

Ateşe benzeyen şehvet, yanıp durdukça eksilmez; o, ona, dileğini vermemekle eksilir. Bir ateşe odun attıkça hiç söner mi? Hiç odunu yakmaz mı? Fakat odun atmazsan ateş söner; çünkü bu çekinmek, ateşe su serper. Gönüllerin çekinmesinden allık sürünen güzel yüz, hiç ateşle kararır mı? Ne mutlu o kişiye ki gençlik çağını ganimet bilir de borcunu öder. Gücü-kuvveti varken, vücudu sağ ve esenken, yüreğinde de, bedeninde de güç kuvvet varken başarır bunu. O gençlik, yemyeşil, ter ü tâze bir bağa benzer; esirgemeden yapraklar, meyveler verir. Genç adamın kuvvet, şehvet kaynakları akar-durur; Bil ki bu sular, yeryüzüne benzeyen bedeni, yemyeşil eder. Ev yapılmış, döşenip dayanmış; tavanı iyiden iyiye yüksek. Dört duvarı sağlam, değiştirmeye, onarmaya hacet yok.

Ne mutlu ihtiyarlık günleri gelip çatmadan, boynunu, hurmalıktan bir iple bağlamadan bu işi başarana. ***

Her bir kötü huyunu bir diken bil; dikenler, kaç keredir ayağını yaraladı. Kaç kere, kötü huyun yaraladı seni; fakat sende duygu yok ki; duygusuz yaratılmışsın. Çirkin huyunun, başkalarını yaraladığını bilmiyorsan.
Kendi yarandan da haberin yok değil ya; sen hem kendine azapsın, hem başkalarına. Kendine gel a yolcu, kendine gel! Akşam oldu, ömür güneşi kuyuya düşmek üzere. Aklını başına al da yarın deme; nice yarınlar geçti... Ekin çağı büsbütün geçmesin bâri.. Öğüdümü dinle: Beden, güçlü bir bağdır; gönlün yeniye bakıyorsa eskiyi çıkart. Şehvetleri, tatları boşlamaktır cömertlik. Şehvete batan, bir daha çıkamaz.
Bu cömertlik, cennet selvisinden bir daldır; vay böyle bir cennet dalını elinden çıkaranın hâline.


Bu Yazı 3880 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar