Gezi İsyanı ve Etkileri
04.09.2013        

GEZİ İSYANI VE ETKİLERİ

ALİ Erkan Kavaklı

 

2007 Cumhurbaşkanlığı senaryosundan sonra Ak Parti’nin karşılaştığı en büyük muhalefet hareketi idi Gezi isyanı. Sivil muhalefet görüntüsü altındaki olaylar beklenilenden uzun sürdü. Yankıları da beklenilenden fazla oldu. Soros ve adamları, daha önce benzeri kalkışmalarla Ukrayna ve Gürcistan’da iktidarı yıkıp Batı yanlısı iktidarlar diktiler.

Gezi olaylarının çıkışı çok masumane idi. Taksim Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesini kim ister? Hele ağaçların kesilip yerine bir topçu kışlası ve alışveriş merkezlerinin inşa edilmesi kimin hoşuna gidebilir?

Mayıs ayının son günlerinde başlayan ağaçların kesilmesini protesto olayı giderek evrildi ve haziran başından itibaren bambaşka bir şekle büründü.

Haziranın ortalarına doğru değerli yazar dostlarım Duran Çetin ve Vedat Sağlam ile parkı gezdik. Artık parktaki olaylar tamamen siyasi ve ideolojik bir hükümet ve Tayyip Erdoğan düşmanlığına dönüşmüştü.

Tepebaşı tarafından parkı geldik. Her taraf yakılmış, yıkılmış. Yakılan araçlar içinde Taksim Meydanını yayalaştırma projesi için çalışan ve tünel kazan iş makineleri var.

Bilindiği gibi uzun zamandır, Taksim’i yayalaştırma çalışmaları devam ediyor. Tüneller açılıyor, arabalar Taksim Meydanının altından geçecek ve Taksim tamamen yayalara kalacak. Harika bir proje.

Parkın girişinde üç tane yakılmış iş makinesi bizi selamladı.

Donup kaldım.

Taksim Meydanının yayalaştırılmasına kim karşı çıkabilir? Arabalar tünellerden hiç zaman kaybetmeden geçip gidecek ve vatandaşlar meydanda istediği gibi rahat bir şekilde yürüyecek, gezecek, İstiklal Caddesinde alışveriş yapacak, pastaneye takılıp çay- kahve içebilecek.

İş makinelerinin ne günahı var?

The Marmara Otel’den taraftan parka girdik. Merdiven başında bir polis otosu. Yakılmış, tekmelenmiş, hurdaya dönmüş. Parkın girişine özellikle konmuş. Polis arabası olduğunu, üzerindeki yazıdan anlıyorsunuz.

Milletin vergileri ile alınmış polis arabasını, protestocular neden hurdaya çevirdiler?

Onlarca belediye arabasını neden yaktılar?

300 civarındaki özel arabayı neden ateşe verdiler?  

Bütün bu vandallıkların parktaki ağaçlara veya ağaçları korumak isteyenlere ne gibi faydası oldu?

Belli ki iş çığırından çıkmış?

 

KÜFÜRLER, TEHDİTLER, ASKERLER

Parkın duvarına başbakana küfürler yazılmış. Bilmem ne çocuğu gibi ağza alınamayacak sözler…

Parkı gezdikçe yerli vatandaşların yanı sıra yabancıların pankart taşıyıp protesto eylemlerine katıldıklarını gördüm. Ajanlar her tarafta cirit atıyor.

Bir bez afişte “Balyozcuların” sloganı dalgalanıyordu:

“BALYOZ TUTSAKLARINDAN GEZİ DİRENİŞÇİLERİNE SELAM OLSUN

ADALET, EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELEMİZ BİRDİR”

2003’te darbe yapıp hükümeti devirmek isteyip darbeyi gerçekleştiremeyenler, Gezi Parkı’nda yerlerini almışlar. Adaleti mahkemede aramak yerine parkta hükümet karşıtı eylem yapmayı tercih etmişler.

Demek ki Gezi eylemleri pek de sivil bir eylem değil.

Bir başka afişte Tayyip Erdoğan’a Hitler kasketi giydirilmiş ve halkın seçtiği başbakan bir diktatöre benzetilmiş. Şöyle diyor afiş:

“BU HALK SENİN HAKARETLERİNE, YAFTALARINA, DİKTANA ARTIK BOYUN EĞMEYECEK”

Afişteki imza ilginç. “Eğitim İş İstanbul 1 Nolu Şube”

Bir eğitim sendikası, 5 seçim kazanmış başbakanı, nasıl olup da diktatör Hitler ile kıyaslayabiliyor ve afişe “diktatör” yazabiliyor?

İş, zıvanadan çıkmış.

Bir başka afişte Lenin ve Atatürk yan yana getirilmiş:

“ Antiemperyalist 1. Kurtuluş Savaşımızın Önderi ve En Büyük Müttefiki”

İmza HKP, Halkın Komunist Partisi.

Duran Bey ve Vedat Beylerle şaşırıp kaldık. Duran Bey’e döndüm:

“Allah Allah, Lenin ile Atatürk nasıl müttefik oluyor? Atatürk, komunizm her görüldüğü yerde ezilmeli, dememiş miydi?”

“Komunistlerin Atatürk istismarına yeni bir örnek.”deyiverdi Duran Bey.

Bir çadırın önünde asılı pankartları görünce durakladım. Devrimciler, ağaca iki tane resim asmışlardı:

Üstte devrimci, komunist Deniz Gezmiş, altta Mustafa Kemal. Demek ki Deniz Gezmiş, Mustafa Kemal’den daha önemli.

İP, DHKP-C, CHP, DEV-SOL, PKK, DSP gibi birçok illegal ve legal yapılanmalar parkta yer tutmuş, tam bir hükümet karşıtı koalisyon.

Parkta konuşulabilecek en son şey, ağaç ve yeşil çimenler… Çünkü gezidekiler parkın canına okumuşlar.

Eylemler sona erdikten sonra İstanbul Büyük Şehir Belediyesi parka 147 ağaç ve binlerce çiçek dikti. 17 ağaç kesildi diye eylem başlatan Taksim Platformu veya diğer protestocu ve çevreci kuruluşlar, belediyeye teşekkür etmediler.

Demek mesele ağaç değil.

Gezi Parkı’nın girişine standlar kurulmuş. Halk kuyrukta. Yiyecek ve içecekler bedava. Binlerce insanın nerdeyse bir ay boyunca yiyecek ve içeceğini kimin finanse ettiğini merak ettik.

Sonraki günlerde Koç grubunun ve CHP’li belediyelerin finansörlük yaptığı medyaya yansıdı.

 

İŞÇİ SINIFI ve PATRONLAR KOLKOLA

Haziran ayının ortaları. Okullarda dersler bitmiş. Koç Üniversitesi gibi, ormanlık alanı yok edip binalar yapmış bazı üniversiteler, öğrencilerini Gezi Parkı eylemlerine yönlendirmiş. Çadırda kalan öğrencilere yemek ve içecek bedava, günlük 30-40 lira harçlık veriliyordu. Gezi olaylarının böyle destekçileri vardı. Taksim esnafı 200 lira bozmaya yetişemez olduk, diyorlardı. Bu paraları kimin basıp dağıttığı kamuoyunda epeyce merak konusu oldu.

Ayrıca polisi taşlayan, 300’ye yakın iş yerini yakıp yıkan, belediye otobüslerini, polis arabalarını, ambülansları ve iş makinelerini yakan anarşist ruhlu provokatör protestocular, darbe yandaşları, Valide Camisi’ni işgal edip içeriye ayakkabı ile giren, sigara ve bira içen “çapulcular”…

İşçi Partisi ve halkçı insanlar ile Cem Boyner ve Koçlar… Zengin iş adamları…

Komünistler ve Atatürk istismarcıları…

Ağaç sevgisi için protesto eylemlerine katılanlarla hamile kadını tekmeleyen ve üzerine işeyen yamyamlar bir arada.

Mehmet Ali Alabora gibi tamamen ideolojik saiklerle Taksim’e gelenler:

 “Bu iş ağaç meselesi değil, sen hâlâ anlamadın mı arkadaş?” mesajı atanlar…

CHP Genel Sekreteri Adnan Keskin gibi, “polis panzeri altında ezilen kız” palavrasını twittleyenler…

Çanakkale’de Ekim ayında bir trafik kazasında ölen çocuğun resmini Taksim’de ölmüş gibi geçenler…

Amerika’da bir balinanın yaraladığı adamın resmini Taksim’de olmuş gibi çarpıtanlar…

Haziran ayının ilk haftalarında kullanılmak üzere bir ay öncesinden yayın aracı kiralayan CNN.

İstanbul Kazlı Çeşme’deki yüz binlerin katıldığı Ak Parti mitingini, hükümete karşı yapılmış protesto gösterisi olarak veren Amerika yayın kuruluşu CNN…

50 küsür senelik yayın hayatında ilk defa, hem de 10 sayfa Türkçe yayın yapan Alman dergisi Der Spiegel…

Olayları çarpıtanlar, saptıranlar, yalan ve iftira dolu mesajlar ve twittlerle bir halk direnişine dönüştürmek isteyenler…

PKK ve BDP resmen protestocular arasında yer almadı ama protestoları destekledi.

Derin Çete onların yerine yedek örgüt DHKP-C’yi meydana sürdü; “Benim birden fazla örgütüm var; Ergenekon, Balyoz, İnternet Andıcı, Zirve Katliamı, Fuhuş Çetesi ve Casusluk Davaları ile bizi bitirdiğinizi sanmayın.” mesajı verdi.

 

MASONLARIN İKTİDARI ÇALMA OPERASYONU

İttihat ve Terakki Partisi içine yerleşmiş masonlar, dönmeler, rotaryanlar, lionslar; 1908 yılında Sultan Abdülhamit Han’a meşrutiyet ilan ettirerek iktidara geldiler. 1909’da Sultan 2. Abdülhamit Han, masonlar tarafından tahtından indirildi. O gün bugün mason kadrolar Türkiye’de iktidar oldular. CHP, İttihat ve Terakki’nin evrim geçirmiş hâli gibi duruyor önümüzde.

 Zaman zaman MHP de “Derin Çete” tutsağı görünüyor. Gerçi Taksim olaylarında Devlet Bahçeli, partilileri olaylardan uzak durmaları konusunda uyardı. İsabetli bir tavır sergiledi fakat Balyoz darbe sanığı Engin Alan’ı hangi akla kulluk ederek milletvekili yaptı, anlamak zor.

2007 yılı seçimlerini Ak Parti kazanıp da Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçilinde masonlar iktidarı kaybettiler. 27 Nisan Bildirisi’nden sonra da darbe yaparak halkın seçtiği iktidarı devirme yetenekleri kayboldu.

1909, 1960, 1971, 1997’de darbe yapıp iktidarı çalmışlardı.

Rahmetli Turgut Özal, 1983-93 yıllarında masonik zihniyetle önemli kavgalar verdi. Anadolu insanı devlet kademelerinde önemli yerlere geldi. Özal, Türkiye’yi ekonomik olarak kalkındırdı. Kişi başına düşen milli gelir 1980’de 148 dolar iken1990’lara gelindiğinde 3500 dolara yükseldi. Rektörler ve yüksek bürokratları atarken mason olmayanları tercih etti. Masonik Derin Çete, Özal ile mücadele etti. Nihayet rahmetli en yakınlarının gözü önünde zehirlendi.

Türkiye on yıl içinde kabuk değiştirdi. Anadolu insanı dünyayı tanıdı, ülkeyi yönetebileceğini anladı.

Özal’dan sonra Mason Demirel iktidara geldi. Masonlar yeniden köşe başlarını tutmaya başladılar. Buna karşılık Anadolu çocukları artık eğitimli idiler, bürokraside önemli mevkileri kazanmışlardı. Sinema, tv, gazeteler, sanat çevrelerinde henüz tam olarak rekabete hazır değildiler ama bürokraside önemli adımlar atılmıştı. Siyasal olarak halkın çoğunluğu muhafazakâr ve dindardı. Artık Türkiye eski Türkiye değil, yeni bir Türkiye’ye evrilmişti.

28 Şubat 1997’de Büyük Kulüp üyesi dönme Çevik Bir, Büyük Kulüp üyesi Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, Ergenekoncu Org. Tuncer Kılıç ve ekipleri muhafazakâr ve milliyetçi Anadolu çocuklarını bir kere daha hizaya getirme hareketine giriştiler. Başörtülülere ve dindarlara Türkiye’yi dar ettiler.

2002 Kasımındaki seçimleri kaybettiler. 2003 Balyoz, 2004 Ayışığı, Sarıkız, Eldiven darbe planları tutmadı.

Büyük Kulüp üyesi Yaşar Büyükanıt’ın hazırladığı 27 Nisan Bildirisi, hükümetin kararlı tavrı neticesi geri tepti.

Büyük Kulüp üyesi İlker Başbuğ döneminde hazırlanan “İrtica ile Mücadele Eylem Planı”, hükümeti bölmek ve indirmek için 42 internet sitesi kurularak yapılan “kara propaganda” çalışmaları, Anayasa Mahkemesi’ne Ak Parti’yi kapattırma çabaları akim kaldı.

Gezi Hareketi, sivil toplumu ve çapulcuları harekete geçirerek iktidarı devirme ve devralma operasyonu idi. Ukrayna ve Gürcistan’da uygulanan sivil görünümlü iktidarı devirme çabası tutmadı. Tunus ve Mısır’daki gibi bir “Arap Baharı” rüzgârı estirilemedi. Mısır ve Tunus’ta diktatörlere karşı bir halk hareketi organize edilmişti. Türkiye’de seçilmiş iktidar, halkın seçtiği Meclis ve işleyen bir demokrasi var.

Bütün renkleri ile sol grupların oluşturduğu, Siyonistlerin ve Neo-con Amerikalıların desteklediği Gezi İsyanı sonuçsuz kaldı.

 

GEZİ İSYANININ ZAMANLAMASI

Gezi olaylarının zamanlaması çok ilginçti. Ergenekon davası sona yaklaşmıştı. Mahkeme kararın arefesinde idi.Balyoz davası Yargıtay’da başlamak üzereydi.

Mahkemelerin arkasında hükümet vardı. Eğer başbakanlık ofisi basılarak, Başbakan Erdoğan’ın evi işgal edilerek hükümet alaşağı edilebilseydi Ergenekon sanıkları kurtarılabilecekti. Böylece DARBECİ ERGENEKONCULAR mahkûm olmayacaklardı.

Ama olmadı. Çapulculuk ve çapulcular başarılı olamadı.

Bir araştırmaya göre Gezi olaylarına katılan gençlerin büyük çoğunluğu Kadıköy, Beşiktaş, Sarıyer gibi CHP’li belediyelerin iktidar olduğu bölgelerden gelmişlerdi.

Anadolu’daki halkın % 88’i Gezi çapulculuğuna karşı idi.

Demokrasi işlediği sürece; halk sivil toplum örgütlerine üye olarak sivil toplumu güçlendirdiği ve seçtiği iktidarlara sahip çıktığı sürece Ergenekon, mason, lions çetelerinin Yeni Türkiye’de iktidar olması zor. Halk demokrasiye sahip çıkıyor. 12 Eylül 2010 referandumu bunu gösterdi.

Gezi olayları ağaç meselesi olsaydı bir ilçedeki parkın ağaçlarıyla ilgili Beyoğlu’nda referandum yapılır, halk karar verir, olur biterdi. Ayrıca hükümet, parkla ilgili mahkeme kararına uyacağını, mahkeme topçu kışlası inşasını onaylarsa bile referandumla konuyu halka soracağını açıkladı ama eylemciler hız kesmedi. Demek ki mesele ağaç ve park değil.

Okullara ortaokuldan itibaren demokrasi dersleri konmalı. Demokrasi bilinci güçlendirilmeli.

Demokrasi ile yönetilen ülkelerin kalkınmış olması tesadüfi değildir, der Taha Akyol.

Demokrasi çoğunluk rejimidir, Müslümanlar Türkiye’de çoğunluktur.

Masonik örgütler, demokratik sistemden hoşlanmazlar, onlar darbe sever. Masonlar iktidar kaybetmenin acısına dayanamazlar, yeni entrikalar peşinde koşacaklarından hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Millet olarak onların oyunlarını seyretme yerine yöneticilerimizi seçme ve gerektiğinde sandıkla değiştirme yetkisine her zaman sahip çıkmalıyız.

Meraklısına Not: Darbelerle sivil iktidarları uzaklaştırma alışkanlığı edinmiş CIA, MOSSAD güdümündeki Ergenekoncular mason örgütlerini çok severler. Ergenekon davasında mahkûm olan Prof. Mehmet Haberal, Tuğgeneral Levent Ersöz, Sinan Aygün, Prof. Kemal Gürüz, İP Başkanı Doğu Perinçek, Bedreddin Dalan mason; Prof. Kemal Alemdaroğlu Kadıköy Rotary Kulübü başkanı. Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Doğu Perinçek, Abdullah Öcalan Ermeni kökenli. Emekli generaller İlker Başbuğ, Yaşar Büyükanıt, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Çevik Bir Büyük Kulüp üyesi. Süleyman Yeşilyurt’un Mason Komutanlar kitabında şu bilgi yer alır: Her locada bir Yahudi bulunur, localar Yahudilerin menfaatlerine aykırı işler yapmazlar. Derin Çeteye Pusu romanımda mason, Ergenekon, dönme çetelerinin ihanetlerini örnekleri ile birlikte ele aldım. Nesil yayınları arasında çıkan “Derin Çete Serisi” ilgilenenlere tavsiye ederim.

 

 


Bu Yazı 3591 Defa Okunmuştur.

Yazıya Ait Fotoğraflar

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar