Göz Yaşında Boğulmak
..        

Filistinli kardeşlerim maddi yardımın yanında dua da ister.
İki Cihanda yüzün kara olsun! Çocuk kanı dökmene haklı bir gerekçe göster.
Zulmen akan gözyaşları sanma boşa gider kutsal bir gayede buluşur.
Unutma! O damlalardan bir gün seni boğacak bir okyanus oluşur.

Gözyaşı dedim de, neler, neler ifade eder gözyaşı… Sevinçten ağlayan bir insanın gözyaşı serin, üzüntüden ağlayan bir insanın ise gözyaşı ılık olur. Sevinç bütün vücut hücrelerini mutlu ettiği için böyle bir vücuttan akan gözyaşları serin, derin üzüntülerden adeta yanan vücuttan akan gözyaşları sıcak olur. Hocası için ısıtmayı unuttuğu ibriği üzüntüsünden bağrına basan Mahmut Hüdai, üzülen vücudunun ibrikteki suyu yakarcasına nasıl ısıttığını hepimiz biliyoruz.
Filistinli hiçbir zaman serin gözyaşı dökmemiştir. Filistinli çocukların gözyaşlarına dokunabilseniz elinizin ısındığını göreceksiniz. Elli senedir bu insanlara bu gözyaşını döktürenler dikkatle hazin sonunu muhasebe etmelidir. Çünkü zulüm yapan insan veya toplumlar ilk dünyevi cezalarını döktürdükleri gözyaşlarında boğulmakla çekerler. “Küfür devam eder ama zulüm devam etmez” tabiri bu babda söylenmiş önemli bir sözdür.
Bunun en iyi İsrail tarafından hissedilmesi, kavranılması gerekirken devlet zulmü yapması tarihi bir yanılgı değil, bizzat tarihin inkârıdır. Tarihte zulme uğrayanların zulüm yapmaması gerekirken bu hakikatı da yine İsrail bozmuştur. Ne yazık ki kendilerine yapılan, tarihen sabit olan ve tabii ki tasvip etmediğimiz herkesçe malum zulmü unutmuşlardır.
Millet olarak var oldukları bütün zaman dilimlerinin zulümle kirletilmesi, Peygamberlerin öldürülmesi, kâinatta ibahiye esasken, Allah'a karşı gelmekten ve onun emrettiğinin tersini yapmaktan dolayı birçok nimet Beni İsrailoğullarına haram kılınmıştır.
Kendilerine doğru yolu göstermek üzere gönderilen peygamberleri inletmişler, adeta hayatlarını çekilmez hale getirmişlerdir. Ataları hz. Yakup'la başlayan, oğlu hz Yusuf(a.s) ile şahika kazanan güzellikleri bozarak devamını engellemişlerdir. Bu huysuzluklarının ve aykırılıklarının temelinde piyasa hâkimiyeti, özellikle de altın piyasası hâkimiyeti yatmaktadır. Kendilerini insanlığın en üstünü görmeleri piyasa hâkimiyeti düşüncesini doğurmuştur. Bu ise onları tekerlerinin önüne taş koyan Peygamberleri öldürme fikrine yöneltmiştir. Beni israiloğullarında Mal sevgisi, ahiret inancını zayıflatmış, Yehova şahitlerinde de olduğu gibi ölümden sonra haşri tekrar dünya hayatına geri dönme olarak kabul etmelerine neden olmuştur. Bu düşünce dünya sevgilerini kat kat artırmış, ikinci kez dünyaya döndüklerinde bıraktıkları noktadan başlayacaklarını ve insanların en üstünü olarak hayatlarının sonsuza kadar sürüp gideceğini sanmış ve böyle inanmışlardır.
İnsanlığın dini, iktisadi ve sosyal yönden herc-ü merce gelmesi her zaman diliminde Beni israiloğullarınca mubah görülmüştür. Havadan sudan bahane ve gerekçelerle çocukları öldürmeyi caiz görürler. Çünkü beni İsrailoğullarınca kendilerinin dışında acımaya, şefkat ve merhamete değer başka bir varlık bulunmamaktadır. Kur'an'da beni İsrail'i çeşitli yönleriyle anlatan ayetler vardır. Bir kaçını aşağıya alıyoruz: “Yahudilerin zulmü sebebiyle, bir de çok kimseyi Allah yolundan çevirmeleri, menedildikleri halde faizi almaları ve haksız (yollar) ile insanların mallarını yemeleri yüzünden kendilerine (daha önce) helal kılınmış bulunan temiz ve iyi şeyleri onlara haram kıldık; ve içlerinden inkara sapanlara acı bir azap hazırladık” (Nisa,4/160-161)
“Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sırtlarında yahut bağırsaklarında taşıdıkları ya da kemiğe karışan yağlar hariç olmak üzere sığır ve koyunun iç yağlarını da onlara haram kıldık. Bu zulümleri yüzünden onlara verdiğimiz cezadır. Biz elbette doğru söyleyeniz.” (En'am,6/146)
“Hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler” ( Maide 5/42)
Bu ayetlerden anlaşıldığına göre, beni israiloğullarının yaşadığı her asırda zulüm vardır. Peygamber ayrımı gözetmeksizin çoğu İnsanlar bunların elinden acı çekmiştir. Toprağın altında zulmen öldürdükleri onlarca peygamber, binlerce masum insan vardır. Bu mazlumları bir ayrıma tabi tutarsak çoğunluğunu kadınlar ve çocuklar oluşturmaktadır. Bu gün durum dünden farklı değildir. Dün kılıçla, okla, mızrakla ve buna benzer yollarla çok sayıda insan öldürmüşler; Bu gün ise dünden farklı olarak misket, yeni denenen beyin öldürücü ve fosfor bombalarıyla masum insanları yakıp yıkmaktadırlar.
Kur'an'a göre her zaman yalana kulak asmışlar ve haram yemişlerdir. Ve bulundukları ülke idarecilerine de bu iki çirkin vasfı uygulatmışlardır. Irak ve Afganistan doğruya kulak tıkamanın ve yalana kulak asmanın bir sonucudur. Irak ve Afganistan'da ölçüler ve kıriterleri doğru çıktığı için bulunmuyorlar; yalana kulak verdikleri için oralarda bulunuyor ve oralardaki ahaliye zulüm yapmaya devam ediyorlar. Hep haram yedikleri için dünyanın iktisadını ve geçim kaynak ve yollarını altüst etmiş ve etmeye de devam etmektedirler.
Allah'a en yakın ve dost millet ancak Beni İsrailoğullarıdır iddiaları yaygın ve inanç halindedir. Bu yüzden kendi dışındaki dünyaya karşı acıma, anlayış, hoşgörü ve adalet gösterememektedirler. Geçmişleri de, bugünleri de hatalarla doludur. Allah, zulmeden beni israiloğullarının O'nun dostu olamayacaklarını Kur'an'da ifade ediyor:
“De ki: Ey Yahudiler! Bütün insanlar değil de, yalnız, kendinizin Allah'ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız, bunda da samimi iseniz, haydi ölümü temenni edin (bakalım)! Ama onlar, önceden yaptıklarından dolayı ölümü asla temenni etmezler. Allah zalimleri çok iyi bilir.” (Cuma, 62/6-7),
Bu iddialarının yanı sıra bir de Yahudi ve Hıristiyan olmanın hidayete ermek ve doğru yolu bulmak olduğuna, onların dinine tabi olunmadığı sürece hiç kimseden razı olmayacaklarına inanmaktadırlar. Hz. İbrahim gibi Ülü'l Azim bir peygamberin bile Yahudi ve Hıristiyan olduğunu dillendirmişlerdir. Kur'an'da bu konuda şöyle buyurulur:
“(Ehl-i Kitap) Yahudiler yahut Hıristiyanlar hariç hiç kimse Cennete giremeyecek, dediler. Bu onların kuruntusudur.” (Bakara,2/11)
“Yahudiler ve Hıristiyanlar Müslümanlara: Yahudi ya da Hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız, dediler. De ki: Hayır! Biz, hanif olan İbrahim'in dinine uyarız. O, Müşriklerden değildi.” (Bakara, 2/135),
“Yoksa siz, İbrahim, İsmail, İshak, Ya'kub ve Esbat'ın Yahudi, yahut Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz: De ki: Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı? Allah tarafından kendisine (bildirilmiş) bir şahitliği gizleyenden daha zalim kim olabilir? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir”(Bakara, 2/140),
“Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır:” (Bakara, 2/120)
“Yahudiler ve Hıristiyanlar “Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz” dediler. De ki, Öyleyse günahlarınızdan dolayı size niçin azab ediyor? Doğrusu siz de O'nun yarattığı insanlardansınız...” (Maide, 5/18).

O günün şartlarında Allah onlara yaşayabilecekleri bir arz tayin etmiş, nimetler vermiş ve peygamberler göndermiş. Bunu maide suresi 19-22. ayetleri beyan etmektedir. Bu içerik beni israiloğullarında yanlış anlaşılmış ve bu anlayış onlarda kıyamete kadar devam edecek sanmaktadırlar. Hâlbuki Hz. Muhammed(s.a.s)'in gönderilmesi Cihanşumül bir nimettir. Maide 81. ayette Beni İsrailoğullarının ve müşriklerin inananlara en şiddetli düşman olduklarını, Hıristiyanların ise sevgi yönünden en yakın mesafede bulunduklarını kaydetmektedir. Bu günkü olaylar bunu doğrular mahiyettedir. Çünkü çocukları öldürmenin insani, dini, hukuki, iktisadi ve sosyal hiçbir tarafı yoktur; Böylelerine de insan demek oldukça güçtür. Şeklen insan tanımına uysalar da insaniyet açısından yoruma konu bile olamazlar.

İsrail'in tavrı karşısında işhahı, uykusu ve huzuru kaçmayan insanların, Yahudilerin gizli himmetleriyle açık çek kullanan masonların,
“Ey iman edenler! Eğer benim yolumda savaşmak ve benim rızamı kazanmak için çıkmışsanız, benim de düşmanım, sizdin de düşmanınız olanlara sevgi göstererek, gizli muhabbet besleyerek onları dost edinmeyin” (Mümtehine, 60/1) ayetinin manasında dahil oldukları bir hakikattir. Filistinde çocuklar ölürken vurdumduymaz davranan insanlar bu yönlerini tekrar gözden geçirmelidirler; kendi özeleştirilerini yapamayanların dini ve ırkı ne olursa olsun insana insan olduğu için saygı duymayanları uyarmak bir boyun borcudur.
Hz. Musa (a.s)'dan hikaye eden Kur'an'da şöyle buyrulmaktadır:

“Bir zaman Musa Kavmine: Ey kavmim! Benim, Allah'ın size gönderdiği elçisi olduğumu bildiğiniz halde niçin beni incitiyorsunuz? Demişti. Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini saptırmıştı. Allah fasıklar topluluğunu doğru yola iletmez.” (Saff, 61/5) ayetinin ifadesiyle kendi öz peygamberlerini inim inim inleten bir topluluk diğer insanlara mı acıyacak? Elbette hayır. Kur'an'da Kalplerinin eğilmesini tekrar doğruttuğuna dair hiçbir bir ayet yoktur. O eğiklik Yahudilerin kalplerine vasıf yapılmış, artık doğru olmaları tabiatlerine aykırıdır. Ancak eğilen bu kalplerini cenab 'ı hakkın doğrultmasını canı gönülden diliyoruz.

İsrail yetkililerine şunu yöneltiyoruz: dişi sancılayanın halini ancak dişi sancılanan anlar; dünyada Hitlerin ve Musolini gibilerin zulmüne daha önce maruz kalmış bir millet olarak daha çok çocuk ve kadınları alanına çeken zulmü nasıl yapıyor, masum çocukları öldürmeyi nasıl reva görüyorsunuz?


Bu Yazı 2015 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar