HALİS AMCA
..        
Hava insanı üşütecek kadar soğuktu. Sonbahar kendisini iyice hissettirmeye başlamıştı. Yeşilin en güzel tonlarını görmeye aşina olmuş gözlerim, sonbaharın en rahat fark edildiği ağaç yapraklarına takılıp kalmıştı. Bazı yapraklar hayatının son demlerini yaşayan bir insan gibiydi.Benzi solmuş ve sararmış, en küçük bir rüzgar karşısında titreyen. Güneş bulutlar arkasından ara ara kendisini gösterip kaybolmaktaydı. Etrafımda bulunan diğer insanlara bakındım göz ucuyla. Bazıları gözlerini boşlukta gezdirirken bazıları sohbet etmekteydi. Hatta bazılarının gülüşmeleri duyuluyordu. Şadırvanın etrafında abdest almak için bekleşen insanlar dikkat çekiyordu. Birde Halis amcanın tabutu başında bekleyen iki evladı. Boyunları bükük, elleri önlerinde birleşik bir vaziyette belki de bir saati aşkın bir zamandır öylece bekliyorlardı. Hani bazı cenazelerde olduğu gibi son model arabalar da doldurmamıştı cami çevresini. Bazı aile büyükleri cenazeye gelen insanların taziyelerini kabul ediyorlardı. Gelenlerin çoğunluğu aile çevresiydi. Birbirlerine sımsıkı sarılmalarından ve teselli etmelerinden öyle anlaşılıyordu. Ben ne o ailenin bir tanıdığı, ne de aile dostuydum. Kendimi aileye ne kadar uzak görüyorsam, halis amcaya o kadar yakın buluyordum. Çünkü o benim bütün hayatımı değiştiren insandı.
Ben uzun zaman önce hayat ile alay eden biriydim.Günümü gün ediyor, aklıma ne gelirse öyle yaşıyordum. Ne yaşamın hesabı, ne yaptığım haksızlıkların hesabı vardı benim için. Böyle bir ölçüm olmadığı içinde maddi durumum çok iyiydi. Hiç kimseye minnetim olmaz, dostluklarım uzun sürmezdi. Benim için her şey dünya olmuştu adeta. Yalnız yaşıyordum. Geç saatlere kadar içiyor, sabahları zor uyanıyordum. Hayatımın son birkaç yılı böyle geçmişti. Yine böyle gecelerin birinde tanıdım ben Halis amcayı. Gecenin geç bir vakti yalnız başına sessiz kaldırımları adımlıyordu. Ben de, içkili olduğum için direksiyon hakimiyetimi kaybetmiş bu nedenle de arabayı yolun kenarına çekmiştim. Biraz arabada oturduktan sonra inip temiz hava almak niyeti ile banklardan birine oturmuştum. Onu o kendi vakur haliyle usul usul gördüğümde önce ona acıdım. Gecenin geç saatinde kimi kimsesi yok muydu ki, sokaklardaydı. Oysaki halis amca bir sohbet meclisinden çıkmış, tefekkür ede ede evine doğru gidiyordu. Yanıma yaklaştığında gözlerimin içine bakarak bana selam verdi. Beklemediğim için birden irkildim. “Aleyküm selam”. Hiç yavaşlamadan yanımdan geçti ve yoluna devam etti. Neden olduğunu bilmediğim bir istekle arkasından ona seslendim.
-Bir dakika bakarmısınız !. Hızlı adımları bir asker seriliği içinde durdu ve geriye dönerek, bütün nezaketiyle ve latif sesiyle;
-Buyurun bir şey mi istediniz ?
-Gecenin bu saatinde dışarıda olmanız dikkatimi çekti de. Kalacak bir yeriniz mi yok, yoksa başka bir problem mi var.Gecenin bu vakti, şehir pek güvenli olmaz.
Halis amca usulca bana doğru yürümeye başladı. Yaklaştı ve gözlerime baktı. Yılların izleri yüzüne vurmuştu. Derin vadiler gibi izleri belirgindi. Beyazların içinde hemen fark edilebilen siyah sakallar ona ayrı bir heybet katıyordu. Gözleri insanı alıp içine çekebilecek kadar derin bakışlara sahipti. O da bana baştan aşağı bir baktı. Belki de içki kokusundan hafif yüz ekşitti.
-Siz neden gecenin bu saatinde dışarıdasınız ? Sizin gidecek yeriniz, sıcak bir yuvanız yok mu ? diye sordu. Ben de;
-Benim çok güzel bir evim var. Söyle büyük, böyle güzel anlatmaya başladım. Beni büyük bir sabırla dinledi. Sözlerim bitince ise bana hayatımı değiştirecek ilk sözleri söyledi.
-İnsanın dünyanın en büyük ve güzel evine sahip olması, bir sıcak yuvası olduğu anlamına gelmez. Huzurlu değilsen öyle bir ev insana zindan olur. Allah'a şükür benim mutlu ve huzurlu bir aile hayatım var. Ancak anlıyorum ki, siz böyle bir nimetten mahrumsunuz. Dilerim Allah'tan size de nasip etsin.
Sözlerini bitirince başka bir sözünüz yoksa gitmem gerekiyor dedi ve ayrıldı. Ben o bankın üzerinde neredeyse sabaha kadar yalnız başıma oturdum. O haklıydı ama bunu kendi nefsime kabul ettiremiyordum. Annem ve babam bir trafik kazasında vefat etmişlerdi. Bir ablam vardı. Evliydi ve başka bir şehirde yaşıyordu. O koskoca şehirde yanlız olduğumu hiç o zamanki kadar hissetmemiştim. Uzun uzun düşündüm o gece. Sabah ezanları okunurken ben eve yeni gidiyordum. O gün işyerindeki durgunluğum herkesin dikkatini çekmişti. Hasta olduğumu düşünenler dahi vardı. Gece karşılaştığım o adamı ve söylediklerini unutamamıştım. Düşündükçe derdim daha katlanıyordu. Odamdaki küçük buzdolabından aldığım şişeyi çok kısa zamanda bitirmiştim. Ya o konuştuklarımızı unutacaktım, hayat benim için eskisi gibi devam edecekti. Veya o yaşlı yabancıyı bulacak ve ondan bu huzurun yolunu öğrenecektim. Bana o kadar emin bir ses tonuyla sormuştu ki, biliyor olmalıydı.Hep kaçtığım bir hesaplaşmaydı aslında bu. Bu defa kaçamayacağımı anlamıştım. Akşam olup ta işten çıkınca doğruca akşam yaşlı amca ile konuştuğumuz yere gittim. Orada beklemeye başladım. İçimde tarifi imkansız bir heyecan vardı. Nedenini bende bilemiyordum. Okula yeni başlayan bir öğrencinin heyecanı gibi bir şey di bu. Orada oturdum ve beklemeye başladım. Bir sağa bir sola bakıp duruyordum. Arada bir de saatime bakıyordum. Vakit ilerlemeye başlamıştı. Orada bekleyecektim..gecenin geç vakti oradan evine gittiğine göre yakında bir yerde oturuyordu. Yatsı ezanını okuyan müezzinin sesi ile arka tarafta bir cami olduğunu fark ettim. Ama benim için o anda önemli olan şey o yaslı amcayı bulmaktı. Bu duygular içinde beklerken kalabalık kaldırımda onu fark ettim. Bana doğru geliyordu. Sonra birden yolunu değiştirip Cami ye doğru yürümeye başladı. Bunu görünce bende o tarafa doğru adımlamaya başladım. Hızlı bir şekilde içeriye girdi. Ben ise cami avlusunda ki şadırvana oturdum ve onu beklemeye başladım. Bir zaman sonra insanlar dışarı çıkmaya başladı. Ben kalabalık içinde onu kaybetmemeye dikkat ediyordum. Neredeyse herkes çıkmıştı ki, arkalardan ağır usul geldiğini gördüm. Kapı tarafına doğru yürüdüm. Beni görmesini istiyordum. İstediğimde oldu.
-Allah kabul etsin.
-Sağolasın. .
-Beni tanıdınız mı ?.
-Tabii ki tanıdım. Sen dün gece yolumu kesen adam değilmisin ?
-Evet o bendim.
Bu sözleri söylerken birazda utandım. Gayri ihtiyari boynumu büktüm.
-Söyle bakalım benden ne istiyorsun ?
-Bana dün akşam bir şey demiştiniz. Ben onu çok düşündüm. Ama içinden çıkamadım. Bana bu konuda yardım edermisiniz ?
-Estağfurullah bildiğim bir şey varsa yardımcı olayım..
Yaşlı amcanın isminin Halis olduğunu o gece öğrendim. Onda beni çeken bir şey vardı. Neydi tam olarak bilemiyorum. Ancak onun yanında kendimi huzurlu hissediyordum.O gece onunla uzun uzun konuştuk. Çok tatlı bir sohbeti vardı. Bana bazen beni utandıracak sorular sordu. Cevabını doğru vermem gerektiğini de özellikle belirtti. Evine kadar yol boyu bazen durarak bazen yürüyerek konuştuk. Ona hayatımın bütün iniş çıkışlarını anlattım. Bana akşamları bir arkadaş grubu ile sohbet ettiklerini benim de oraya katılabileceğimi söyledi. Ben de o heyecanla hemen olur dedim. Gece geç vakitte ayrıldık. Ben eve geldiğimde heyecanım hala devam ediyordu. Oturdum sesli bir şekilde kendi kendime konuşmaya başladım.
-Neden bir yabancıya kendisine ait olan şeyleri anlatıyorsun ?
-Bu hayatı nereye kadar böyle devam ettireceksin ki. Hem halis amca doğru söyledi. “Hayat, hataları temizleyecek bir silgi eline geçmeden sona erebilir.”
-Canım, sona erse ne olur. Hesapsız bir hayat. Yaşa yaşayabildiğin kadar. Kendine dünyayı dar etme.Ölümden sonrası diye bir şeye inanmak hangi akla hizmet ki ?Her şey dünyada. Zevk alabildiğin neresi varsa oraya kadar git. Boş ver bunları.
Bu hesaplaşmalarım günlerce sürdü. Nefsime cevabını veremediğim her sorumu halis amcaya soruyor ve tatmin edecek cevaplar alıyordum. Akşam sohbetlerine de devam etmeye başlamıştım. Bu arada içki içmeye devam ediyordum. Bu durum beni o kadar huzursuz ediyordu ki, anlatmam mümkün değil. Bazen akşam sohbetlerine katılmamak için önüme pek çok sebep çıkıyordu. Ama Allah ondan razı olsun, Halis amca bir arkadaşını gönderiyor ve beni iş yerimden aldırıyordu. Bu sohbetler uzun süre devam etti. Ben ise hala içki meselesini çözememiştim. Halis amcaya bu durumu ifade ettiğimde bana verdiği cevap hala kulaklarımda.
-Halis amca bu içki problemime bir çare söylermisin.Biliyorum bu durumdan çok hoşnut değilsin. Bende halimden memnun değilim ama bir türlü kurtulamıyorum.
-Bu konuda kararlımısın ?
-Evet.
-Peki o zaman benim sorularıma cevap ver.
-Tamam.
-Senin araban var değilmi ?
-Evet var.
-Bu arabanı kullanmak için kendine özel bir şoför alacak olsan nasıl birini alırsın ?.İçkiyi su gibi içen, hatta ayık gezmeyen, birde uyuşturucu kullanan bir adamı kendine şoför olarak alırmısın ?
-Hayır Halis amca olur mu öyle şey. Beni bir kamyonun altına sokar. Öyle şey olur mu ?. Tabi ki içki içmeyen, uyuşturucu kullanmayan birini alırdım.
-Neden ?
-Çünkü akıllı olmanın gereği budur da ondan.
-Peki..Allah sana arabadan bin kat değerli bir beden ihsan etmiş. Bu bedenin ve aklın direksiyonuna içkili oturmak akıllı işimi ?Araban kaza yapsa hurda olsa satar yerine yenisini alırsın. Ya bu bedenin yedeği varmı ?. Bu aklın yedeği varmı?. Arabana şoför alırken gösterdiğin dikkati neden arabandan çok daha değerli kendin için göstermeyesin.
Halis amca haklıydı. Bu cevap bile bana yetmişti ama o devam ederek başka bir soru sordu.
-Peki bana söylermisin.Elindeki içki şişesini alıp camiye girermisin ?
-Hayır halis amca olurmu öyle şey.
-Peki o şişeyi caminin içine boşaltırmısın ?
-Halis amca iyi bir insan değilim ama bunu da yapmam.
-Peki, o içki şişesini kabenin duvarlarına dökermisin ?
-Halis amca tabii ki hayır. Böyle bir şeyi bir insan nasıl yapar. Orası kutsal bir mekan. Aman Allah korusun.
-Peki kulun yapısı bir caminin içine dökmeyi aklından bile geçirmediğin bir içkiyi Allahın sanat eseri bir beden binasına nasıl dökmeyi doğru kabul edersin.
-Haklısın Halis amca..
-Hele Müslümansın. Allah diyen bir kalbin var. Kabe kadar aziz. Belki daha kıymetli. Oraya dökemediğin içkiyi bu kalbe zarar vereceğini bile bile nasıl dökersin..
Halis amca ile yaptığımız bu konuşma sonrası içkiye artık elimi sürmemiştim. Çünkü her niyetlendiğimde o sözler aklıma geliyordu.
Halis amcayla sohbetlerimiz böyle uzun zaman devam etti. Şu anda gerçek manada huzurlu bir yuvam var. Bu yuvanın mimarı Halis amcamdır. Bu nedenle oraya gelen kalabalıklar için ne ifade eder bilemiyorum. Ama benim için o çok aziz bir insan. Benim mürşidim o. Belki de benim gibi nice onların, yüzlerin elinden tutup kaldıran, onları gerçek saadetle tanıştıran. O sonbahar günü ahirete uğurladığımız halis amcayı unutmak mümkün değil. Cenaze namazı sonrası, helallik isteyen imam efendinin “haklarınızı helal ettiniz mi? Sorusuna bütün benliğimle “evet”cevabını verdim. Hakkım varsa sonuna kadar helal olsun. Ancak bilemiyorum ki, o bana olan haklarını helal edermi ?. Ben hakkımı nasıl helal ettireceğimi biliyorum. Halis amcanın beni bulduğu o bankın önünden neredeyse her gün geçiyorum. Belki kurtarılmayı bekleyen birini bulurum diye..

Bu Yazı 2144 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar