HAYAL
..        
Aksaray'ın Helvadere kasabasında birbirini çok seven Sergen ve Murat adlarında iki arkadaş yaşardı. Sergen zengin bir çiftlik sahibinin oğluydu. Kendinden emin akıllı bir çocuktu. Ama gururlu, kendini beğenmişin biriydi.
Can arkadaşı Murat ise, fakir bir çobanın oğluydu. Sergen'le karşılaştırıldığında ne çok akıllı, ne çok zengin, ne de çok çalışkandı.
Bu iki arkadaş gün boyu okula beraber gider, beraber oynar, beraber ağlar, beraber gülerdi.
İkisi de birbirinin sırlarını, isteklerini, hayallerini bilirlerdi. Sergen çok geveze idi. Hep o konuşur, murat onu can kulağı ile dinlerdi. Sergen hayallerini anlatır, Murat ise hayallerinden hiç söz etmezdi.
Sergen zengin biri olduğu için hayallerine çabuk ulaşır, Murat'ın yazgısı ise babası gibi köyün çobanı olmaktan öteye gidemezdi.
Sergen, Murat'da haydi sende hayallerini anlat dediğinde, arkadaşı yutkunarak ben zavallı bir çobanın oğluyum, benim en büyük hayalim okuyup adam olmak. Ülkeme, milletime hizmet etmek, iyi bir öğretmen olmak.
Bilgiye, öğrenmeye aç öğrencilere, mini mini yavrulara yazmayı, okumayı öğretmek en büyük dileğim. Sergen:
- Seninki de amma istekmiş. Oğlum hayalde parayla değil ya. Hayal kurdun mu büyük kuracaksın, büyük oynayacaksın, büyük düşüneceksin. Bak ben ne hayal ediyorum. Şu Aksaray'da ki bütün köyler benim olmalı. Binlerce dönüm toprağım olmalı. O kadar çok hayvanım olmalı ki, sayısını ben bile bilmemeliyim. Güzel bir saray ve sarayımda bana hizmet eden binlerce insan. Bir elim yağda, bir elim balda olmalı. Bütün insanlar bana himet etmeli.
- Desene sen normal yaşam değil padişahlık istiyorsun. O devirler çoktan geçti. Önemli olan namusunla, emeğinle, bileğinle geçinmektir. Kul köle olma dönemi çoktan kapandı. Bence sen, seni sen yapan içindeki sesi dinle. Bırak ağalığı, sarayı, köleliği. Gerçek zenginlik; sağlık, mutluluk ve akıl zenginliğidir. Yoksa, mutlu değilsen şu yaşamın mı anlamı var. Dünyalar senin olsa, neye yarar.
Sergen arkadaşını can kulağıyla dinledikten sonra:
- Galiba ben hayalimde bile uçtum. Ayaklarım yere değmedi. Keşke ende senin gibi olarak objektif olarak bakabilseydim. Diye konuşurken karşı dağdan sırtına odun yüklemiş yaşlı nenenin yanlarında geçtiğini gördüler. Zavallı kadıncağız zor kötek sırtına yüklediği odunları taşımaya çalışıyordu. Üst baş yırtık pırtık, beli bükülmüş, topallaya topallaya, yürüyerek yola koyulmuştu.
Birden iki arkadaşın içleri cız etti. Bu saçı ağarmış, beli bükülmüş yaşlı kadının durumu iki can arkadaşın içini burktu. Gözleri doldu. Ruhlarına bir üzüntü çöktü. Murat hiçbir şey söylemedi. Sergen'in tepkisi ne olacak diye bekledi. Her ikisi de oturdukları üzüm bağının yanındaki kayısı ağacının altından ayağa fırladılar. Sergen yaşlı kadının arkasından koşarak:
- neneciğim hele bir otur biraz soluklan. Biz size yardım ederiz dedi.
Arkasından Murat yetişti. O, sadece onları izliyordu. Bu kendini beğenmiş arkadaşı ne yapacaktı merak ediyordu.
Yaşlı kadın sırtındaki odunları yere indirdi. Yorgunluktan terlemiş, sular seller içinde kalmıştı. Alnından boncuk boncuk terler toprağa şıpır şıpır damlıyordu.
Sergen yaşlı kadına sordu.
- neneciğim senin kimin kimsen yok mu? Sen neden odun taşıyorsun şu yaşlı halinle?
- Taşımayıp da ne yapayım oğul. Ben bir başıma yaşıyorum. Kocamı kaybedeli uzun yıllar oldu. Oğlum ise…
yaşamaktansa ölmeyi yeğlerim. Ama ölmekte elimde değil ki.
Kadıncağız, hem anlatıyor, hem de çukurlaşıp içine göçmüş gözlerinden inci tanesi gibi yaşlar akıyor.
Sergen ve Murat'ın kalbi bu zavallı kadının durumuna dayanamadı. Murat ağladığını hissettirmeden için için ağlıyordu. Göz yaşlarını içine atıyordu. Sergen, daha fazla dayanamadı onun o taş kalbi yumuşamış, civit mavisi gözlerinden toprağı ıslattığını gördü. İlk defe biri için gözyaşı döküyor, ilk defa yüreğinden acı duyuyordu.
Murat arkadaşının değişmiş olmasına çok sevinmişti. Armut dibine düşerdi ama, Sergen babası gibi değildi. Katı yürekli, aç gözlü, başkalarının hakkını yiyen biri olmayacaktı. Can dostu, arkadaşı murat'tan çok şey öğrenmişti.
Onun yaşamı, davranışları, yaşam felsefesi, yardım severliği Sergen'i derinden etkilemişti. O da arkadaşının bu davranışlarından yeteri kadar nasibini almıştı.
Sergen, yaşlı kadına:
- Sen üzülme neneciği. Ben çiftlik sahibi kadir ağanın oğluyum. Senin durumunu anlatıp sana yardım edeceğim. Keşke benim de senin gibi bir neem olsaydı. Onu hiç böyle çalıştırır mıydım? Onun bu biçimde yaşam sürmesine hiç izin verir miydim?
- Peki oğul! Senin nenen yok mu?
- Varmış ama, babam öldüğünü söylüyor.
- Oğul sen hangi Kadir'in oğlusun.
- Topal Ahmet'in kardeşi.
Yaşlı kadın bir an duraksadı. Gözlerini yaprak gibi açtı.
- Demek benim Kadir'imin oğlusun ha?
- Evet neneciğim tanır mısın onu?
- İnsan hiç doğurup, besleyip, büyüttüğü oğlumu tanımaz mı?
- Sen babamın annesi misin yani?
- Evet oğlum. Malımı mülkümü elimden alıp beni sokağa atan, aç sefil bırakan, sözde büyük zengin, Kadir ağanın öz ve öz anasıyım. O nankör, beni şu yaşlı halimle dışarı attı. Bütün malı mülkü üstüne geçirip beni bu hallere düşürdü. Ben, o malı mülkü dişimle tırnağımla kazanmıştım. Ama şimdi yiyecek ekmeğim yakacak odunum bile yok. Sergen daha fazla kendini tutamayıp nenesinin kollarına attı kendini.
- Demek sen benim nenemsin ve benim bundan haberim yok sen üzülme benim canım neneciğim. Bunların hesabını babama soracağım.
Şengül nene torununu bağrına basarak öpüp kokladı. Nene torun dakikalarca birbirine sarılıp özlem giderdiler.
- oğul bana izin ver gitmeliyim artık. Ocak yakıp, yemek pişireceğim.
- Olmaz neneciğim, seni bırakır mı bu Sergen'in. Doğru bize gidiyoruz.
- İyide oğul, kor mu beni o acımasız adam. Ben gelemem oğul. Ben böyle daha rahatım. Kovulan yere dönülmez artık.
- Hayır neneciğim ben ona kabul ettiririm. İnsan hiç anasını sokağa atar mı?
- Atmaz atmasına oğul. Kalbinde anne sevgisi acıma duygusu olmayan, gözünü para hırsı bürüyen atar oğul atar…
Sergen ve murat nenesinin odunlarını iki taraflı tutarak, topraktan yapılma tek katlı evine getirdiler. Şengül nene, kalbi acıma duygusuyla dolu çocuklara teşekkür etti.
Sergen nenesine:
- neneciğim bu akşam senin burada son gecen. Ben bunun hesabını babamdan sorup seni yanımıza aldıracağım. Eğer kabul etmezlerse ben senin yanına gelip yaşayacağım. Diyerek, nenesinin elinden öperek, arkadaşıyla ayrılıp evine geldi. Eve gelmez ilk işi babasıyla konuşmak oldu.
Kadir ağa:
- oğul nerelerdeydin bugün? Okuldan sonra ortalıklarda görünmedin. Meraklandırdın beni. Biliyorsun sen benim tek çocuğumsun. Tek mirasçımsın. Benim gözümü yollarda koyma. Endişelendirme beni.
Sergen ağlayarak:
- Nerede olduğumu söyleyeyim mi baba? Yıllar önce terk ettiğin, kapı dışarı ettiğin, yiyecek ekmeğe muhtaç bıraktığın nenemin yanındaydım.
- Nenenin yanında mıydın?
- Nerede olduğumu söyleyeyim mi baba?
- Evet baba, bana öldü söyleyip de kandırdığın zavallı, beli bükülmüş nenemin yanında. Nasıl yaparsın bu vicdansızlığı, nasıl? İnsan hiç anasını sokağa bırakır mı? Sen yaşlanınca seni sokağa bıraksam ne dersin? Ne yaparsın bir başına? Bak canım babacığım bugünden tezi yok, ya nenemi buraya getirirsin, ya da…
- Ya da ne oğul?
- Yada seni bırakır, nenemin yanında yaşarım.
Kadir ağa kafasını iki eli arasına alıp birkaç dakika sessizce bekledi. Küçücük oğlu ona öyle bir ders vermişti ki ne yapacağını, ne edeceğini şaşırdı.
Sadece iki dudağı arasından:
- haklısın oğul diyebildi. Ben büyük bir hata işledim. Ama sen bana öyle bir ders verdin ki, utancımdan yüzüm kızardı. Dizlerimin bağı çözüldü. Bu günden tezi yok yaşlı anamın elini öpüp konağa getirmeli. Suçumuzu affettirmeliyiz.
- Yaşa benim babacığım diyerek. Sergen babasına sarıldı. Haydi o zaman acele edip getirelim nenemi.
Baba ve oğul ve eşi serpil hanım arabayla dayandılar yaşlı kadının kapısına. Kapıyı açan Şengül nine gözlerine inanamadı. Oğlu, gelini ve torunu karşısındaydı. Düş gördüğünü sandı. Kalbi bu heyecana dayanamadı. Yığıldı kaldı kapı eşiğine. Apar topar içeri alıp sedire yatırdılar. Şengül nene ayıldığında tanrım bu günleri de gördüm ya ölsem de gam yemem artık diye söyleniyordu.
Sergen:
- Neneciğim seni almaya geldik bundan böyle birlikte yaşayacağız. Ben senin dizlerine yatıp senden masallar dinleyeceğim.
- Kadir ağa ve serpil hanım da analarının elini öpüp yaptıklarından dolayı binlerce kez özür dilediler. Yaşlı kadını arabaya bindirip evlerinin yolunu tuttular.

Bu Yazı 2989 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar