HAYAT VE SINAV
..        

Bilimdeki son gelişmelerin ışığında eğitimin anne karnında başladığını artık biliyoruz. Mevlamızın can verdiği ve teknolojik aletlerle bile zor görünen küçücük bebek anne karnında öğrenmeye başlıyor. Mevlamızın bir mucizesi olan bebeğimiz dünyaya geldikten sonra ona önce çok basit hareketleri, sonra çok kısa kelimeleri ve giderek zorlaşan zeminde bir şeyler öğretmeye çalışıyoruz. Zaman hızlı akıyor, hem de çok hızlı. Küçücük yavrumuz bakmışız büyümüş okula başlamış, evlenmiş, torunlarımız olmuş…

Düşünün hemen hepimizin evinde okuyan çocuk, çocuklarımız ya da yakınlarımız var. Veya örgün eğitim sürecinden kendimiz geçmekteyiz. İnsanın anne karnında başlayan eğitim hayatını sadece okul yaşantısı ile sınırlandırmak çok yanlış. Çünkü eğitim yaşam boyu, anne karnından başlayıp mezara kadar süren bir süreç… Maalesef bu sürecin en kritik noktasını OKS ve ÖSS denen iki sınav oluşturuyor. Bu süreçte bir koşuşturma, bir telaş, bir kaygı gidiyor Anneler, babalar, teyzeler, halalar, nineler, dedeler vs. bu süreçte çocuklarımıza neler söylüyoruz, nasıl davranıyoruz, onlardan neler bekliyoruz? Ve çocuklarımız neler yaşıyor?

Yazımı okurken ebeveynleri bu konuda düşünmeye sevk etmek istiyorum. Acaba birçoğumuz hırs mı yapıyoruz? Sınav konusunu acaba çok mu büyütüyoruz? Çocuklarımızın sınavı bir ölüm kalım meselesi görmesine sebep biz miyiz?

Şimdi çoğu ebeveyn yok canım herhalde ben bu şekilde davranan bir ebeveyn değilim diyordur. Ama biraz daha düşündükçe acaba sorusu uyanmaya başlıyordur kafalarda. Neden bu kadar emin konuşuyorum dersiniz? Çünkü gördüklerim ve yaşadıklarım genelleme yapmama neden oluyor. Tabi bu kategoriye girmeyen ebeveynler muhakkak vardır. Fakat toplumumuzun kanayan yarası olan bu konuya dikkat çekmek istedim bu ayki yazımda.

“Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki bütün vaktini ona sarfediyorsun?” Bediüzzaman' ın bu cümlesi sizce neyi ifade ediyor? Bu cümle üzerinde biraz düşündüğümüzde bize neler anlattığı ve neler düşündürdüğü ortaya çıkıyor? İşte çoğunluğumuzun yaptığı hata bu noktada başlıyor. Sınavlara öyle bir kaptırıyoruz ki kendimizi, hayat sınavını unutmaya başlıyoruz. Sınav her şeyin önüne geçiyor. Sınavı bir ölüm kalım meselesi haline getiriyoruz. Sınava farklı anlamlar verilmesi ve sınavla ilgili gereksiz konuşma ve yaşantılar (sınavı kazanmalıyım; kazanamazsam mahvolurum; benim kızım doktor olacak; komşumuzun kızı mühendisliği kazanmış darısı bizim başımıza; çocuğum dershane ve özel dersler için sana şu kadar masraf ediyoruz ona göre çalış; kazanamazsam öğretmenlerim,arkadaşlarım ve ailem ne derler?; sınavı kazanamayacağım) sonucunda sınava hazırlanan öğrenciler büyük sıkıntılar yaşıyorlar.

Buraya kadar yazımı okuyanlar benim sınavı çok önemsiz, çok basit bir olay gördüğümü zannetmesinler. Ben sadece sınava gerektiğinden farklı anlamlar yükleyerek sınavı kendileri için kabusa dönüştürenlere sınavdan daha önemli şeylerin olduğunu ve sınavın her şeyin bir başlangıcı ya da sonu olmadığını anlamalarını sağlamak istiyorum.

Okuyoruz ya da seyrediyoruz sınava hazırlanan ama sınav günü sınava giderken kaza geçirip ölenleri, sınava giderken yolda arabanın çarpması ile hastanelik olanları, sınava giderken çantasıyla beraber sınava giriş belgesini çaldırıp sınava giremeyenleri, sınava hazırlanma ve sınav esnasında aşırı kaygıdan dolayı sağlığını kaybeden gençleri vs. örnekleri çoğaltabiliriz. Vermiş olduğum birkaç örnek bile sınavın aslında bizden, sağlığımızdan, ailemizden, mutluluğumuzdan daha önemli olmadığını göstermiyor mu?

Tüm bu örnekler gösteriyor ki; sınavdan çok daha önemli şeyler var. Zaten hayat da bir sınav değil mi? Hepimiz zor bir sınavdan geçmiyor muyuz? Hayat sınavı tüm bu sınavlardan daha zor değil mi?

2007 yılında bir milyon sekiz yüz bin kişi sınava girdi. Sınava girenlerin büyük çoğunluğu istedikleri başarıyı gösteremiyorlar ve umutlarını bir sonraki yıla bırakıyorlar. Sınavda tercihlerinden birine yerleştirilenlerin büyük çoğunluğu da gerçekten okumak istedikleri bölümlere yerleştirilemiyorlar. Yüksek öğretim kurumlarında okuyan öğrenciler arasında yapılan araştırmalarda yükseköğretimde okuyan öğrencilerin neredeyse üçte ikisi okudukları bölümde mutlu olmadıklarını belirtmişlerdir.

ÖSS ve OKS gibi sınavlar aslında sınav içinde bir sınav değil midir? OKS ve ÖSS sınavlarını kazanan birçok kişinin mutluluğu elde edemediği de araştırmaların gösterdiği bir gerçek. Buraya kadar anlatılanlar gösteriyor ki bu sınavları bir amaç değil hayat sınavını kazanmada bir araç olarak görmeli ve asıl sınavı unutmamalıyız. Bu sınavlara hiç girmemiş veya girdiği halde kazanamamış ama etrafındaki insanlara yarar sağlayan, kendisine ve çevresine saygısı olan, insanlar arasında saygı gören, yardımsever ve çevresi tarafından parmakla gösterilen birçok insanda var iken sınavları ölüm kalım meselesi haline getirmemek gereklidir.

Sınavda istediği sonucu alamamış bireyler kendilerine şunu içtenlikle sormalılar. Ben elimden gelenin en iyisini yaptım mı? Yeterince çalışıp bol soru çözdüm mü? Kısacası kazanmak için gerekli bütün şartları yerine getirdim mi? vb. Birey evet ben bunları yaptım diyorsa sonuca üzülmemeli, tevekkül etmelidir.

Sınav sonuçlarının açıklandığı ve tercihlerin yapıldığı bugünlerde öğrenciler ve ebeveynler buraya kadar anlattıklarıma ve örneklerime dikkat ederler, hayal kırıklığına uğrayıp birbirlerine kırıcı olmazlar, “Mevlam görelim neyler; neylerse güzel eyler.” sözünü hiç akıllarından çıkarmayıp en büyük kazançlarının Mevlamızın bize bahşetmiş olduklarını düşünerek her türlü sonuçta şükrü unutmazlar ise daha iyi olmaz mı?


Bu Yazı 2044 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar