HUZURSUZ EVLER
..        
DNA da bir bozukluk olursa, insanın yapısı da bozuluyor. Devlet, millet, insanlık dediğimiz büyük toplumların da DNA'sı ise ailedir. Aile bozulduğunda ya da ailede çözümsüz sorunlar yaşandığında, bu içinde bulundukları toplumu da etkiler. Aile yapısı bozulmuşsa bir memlekette o toplum da ifsada olmuş demektir. Küçükken anne baba evladı, yaşlandıklarında da evlat anne babayı himaye etmeli, omlara bakmalı ve hürmette kusur etmemelidir. Son yıllara kadar bu güzellikler hep yaşandı ülkemizde.
Büyük bir aile yapımız vardı bizim. Dede, nine, anne, baba ve torunlar hep bir arada yaşardı. Baba ev dışında geçim derdiyle meşgulken ve annede ev işlerine bakarken, evdeki çocuklar başıboş kalmaz evin büyükleri onlarla ilgilenirdi. Onlar anlatırdı çoğu zaman dinimizi, tarihimizi, örflerimi ananelerimizi çocuklarımıza ve bu yönüyle her daim sağlam ve sarsılmaz bir aile yapımız vardı bizim. Bilinirdi ki; Sağlam temellere dayanmayan aileler ve topluluklar, en küçük bir zorlama karşısında dağılırlardı. (Türk milletinin tarihi boyunca her sahada kazandığı zafer ve başarılarda, Türk aile yapısının çok büyük payı olduğunu unutmayalım!) Dün ile bugün arasında köprü kuran, kültürümüzü, dini-milli değerlerimizi yarınlara aktaran hep yaşlılarımızdı. Bunları yazarken di-lif geçmiş zaman kullanıyorum çünkü modern (!) asrın, söz de çağdaş aileleri çalışma hayatına sımsıkı sarılırken çocuklarını kreşlere ya da bakıcılara, yaşlı anne babalarını da huzur(süz) evlerine bırakıverdiler. Sonuçta; sevgi, ilgi ve alaka bekleyen çocuklarla, sevgi, ilgi, alaka, saygı ve hürmet ve dahi vefa bekleyen yaşlılar kendi kaderlerine terk ediliverdiler. Çocuklar, dini-milli hikâyeler, kıssadan hisseler yerine batı özentisi masallarla büyüdüler. Evlatlarıyla, torunlarıyla muhabbete hasret kalan yaşlılar ise huzur(süz) evlerinde, kendileriyle aynı kaderi paylaşanlarla hep geçmişi yâd ettiler ve halen de ediyorlar.
Kim bilir kaç kez pişman oldular “çocuklarımız ne zaman büyüyecekler” hayalini kurduklarına… Hep çocuklarının küçüklük hallerini hayal edip geçirdiler ömürlerinin son demlerini sahipsice… Sözde huzur denen evlerde geçerken ömürleri, her hafta sonu gözleri yollarda kaldı ziyaretimize gelen birileri olur mu diye, şüphesiz en çok bekledikleri de evlatlarıydı. Gelmeyince beklenen,”işi çıkmıştır, haftaya gelir” tesellisiyle avundular kim bilir kaç kez… Adı huzur, tabelası huzur olan ama içi huzursuz olan mekânlarda yaşlılarımız kim bilir ne kadar gözyaşı döktüler, ne kadar hayıflandılar evlatlarının vefasızlıklarına…
Dinimiz bize ana-babaya itaati, şefkati, yaşlılara hürmeti emrediyor, onlara “öf” bile demeyin diyor. Durum böyleyken biz onların kıymetini bilemiyoruz maalesef. Onları kendi kaderlerine terk etmenin ve onları böylesine acılara gark etmenin hesabı müsebbiplerinden elbette sorulacaktır. Efendiler Efendisi (SAV) Hadis-i Şeriflerinde:“Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı, belalar başınıza yağmur gibi yağardı” , “Yaşından dolayı onlara hizmet edene, ihtiyarlayınca Allah ona hizmet edecek birini yaratır” buyuruyor. Sadece her yıl 18 24 Mart arası kutlanan Yaşlılar Haftasında değil, her daim ve her an onlara hürmet etmeli, sahip çıkmalı, belli yaşa gelmiş ihtiyarlarımızın artık iyice hassaslaşan duygularını incitmemeli, onları hoşgörüyle karşılamalı ve hayır dualarını almalıyız.
İhtiyarlarımızın değerlerini bildiğimiz, hizmet ve hürmette kusur etmememiz hâlinde; onların varlığı: Rızkımızın bereketlenmesine, belâ ve musibetlerden kurtulmamıza, yaşadığımız ortamlarda hayatımızın hayırlarla süslenmesine, huzurlu bir hayat yaşamamıza, hürmet ve hizmet görmemize, çocuklarımızın muti/itaatkâr olmasına sebep olacaktır. İhtiyarlarımız bizim düşkünlerimizdir. Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) bu husus ile ilgili bir hadislerinde buyurur ki: "Düşkünleri görüp gözetiniz... Zira siz, ancak düşkünleriniz sayesinde yardım görür ve mızıklanırsınız."*
Evlatlarıyla birlikte mutlu bir hayat süren yaşlılara ve onlara hürmette kusur etmeyenle selam olsun.

Bu Yazı 2582 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar