Hak Verilmez; Alınır
..        

Tefekkür Dergisi olarak, EĞİTİM BİR- SEN Aksaray Şube Başkanı değerli eğitimci Sayın Mahmut ASLAN ile sizin için görüştük. Hizmet anlayışları ve yapmakta oldukları çalışmalar ile ilgili sorular sorduk. Çok verimli ve samimi bir havada geçen sohbetimizde “Biz, Asımın Nesliyiz.” Diyen sayın Mahmut Aslan, “hak verilmez, alınır” gerçeğinden hareketle etkili sendikacılık yaptıklarını söyledi. İşte sohbetimizin ayrıntıları:

A. Kafkasoğlu: Sayın Aslan, Siz Kendinizi Nasıl Tanımlıyorsunuz?

Mahmut ASLAN: “Ey oğul insanı yaşata ki devlet yaşasın “ öğüdünü öğüt bilen ve insanı her şeyin üstünde tutan; yaratılanı Yaratandan ötürü seven; “Kim vardır diye sorulunca, sağına ve soluna bakınmadan, ben varım cevabını verecek ”sorumlulukta“; “Kim olursan ol yine gel” diyerek tüm insanlığa kucak açan Mevlana'nın, Yunus Emre'nin, Şeyh Edebali'nin, N.F.Kısakürek'in, M.A İnan'ın ve M.A. Ersoy'un devamı ASIMIN NESLİYİZ.

A.Kafkasoğlu: Sizi Farklı Kılan Nedir?

Mahmut ASLAN: Her şeyden önce bizi farklı kılan yukarıda da tanımladığım gibi kendi yerimizi ve idealimizi tanımlamış olmamızdır. Bu manada biz halkın ta kendisiyiz. Önce insan, sonra eğitim çalışanlarını sonra sendika diyoruz. İnsanımıza hitap etmeyen, halkımızın bir kısmını reddeden yaklaşımlara her zaman mesafeli bakıyoruz. Belli fikirler etrafında kümelenmiş ve onları istismar ederek sendikalık yapmayı asla doğru bulmuyoruz. Her türlü özgür düşüncenin yetişmesi ve yeşermesinden yanayız. Karanlıklara kızmak yerine bir mum yakmayı hayat ilkesi edinmişiz. Siyaset referanslı sendikacılık değil, siyasete yön veren sendikacılık anlayışını benimsiyoruz. Ne devleti kutsayıp onu her şeyden müstağni görenlerden yanayız, ne de halkın inanç değerleriyle mücadele edenlerden yanayız. Hükümetlerin yanlışlarını devlete mal etmeyen bir devlet anlayışına da sahibiz. İnsanların inanma, inandıklarını yaşama ve inanıp düşündüklerini özgürce ifade etmelerini ülkemizin en büyük zenginliği olarak görüyoruz.
Hepsinden önemlisi BİZ; Güçlüyü haklı kılma değil, haklıyı güçlü kılma sevdalısıyız.

A.Kafkasoğlu: Sendika Niçin Gerekli?

Mahmut ASLAN: İnsanların birlikte yaşamaya başlamasıyla işlerlik kazanan sivil örgütlenmeler, devlet gibi büyük organizasyonların ortaya çıkmasıyla zirveye ulaşmıştır. Günümüzde bu organizasyon aralarındaki sınırları kaldırarak, bölgesel hatta küresel bir büyük güce dönüşmüştür. Zamanla insanoğlunun yönetme arzusu şehirlerin, ülkelerin ve kıtaların tamamının yönetme tutkusuna dönüşmüştür. Birlikte yaşamın getirdiği problemlere ortak çözümler getirmesi için oluşturulan bu büyük (devlet vb) organizasyonlar zaman içerisinde rant ve güce dönüşmüştür. Bu büyük gücü elinde bulunduranlar tarihin seyri içerisin bir kişiden, bir aileye ve belli bir zümreye doğru kaymıştır. Bu organizasyonun seçkin bir zümre tarafından resmi baskı aracı olarak kullanılmaya başlamıştır. İnsanoğlu bunun neticesinde resmi organizasyonların karşısına bir sivil teşkilatlanma oluşturma yoluna gitmiştir. Bu organizasyonlar birey için adeta bir liman, sığınak ve korunak işlevi görmektedir. Dün bunun adı sadece vakıf, dernek vb. idi. Bugün ise bu oluşumların içerisine sendikalar da girdi.
Modern toplumlarda “Hak verilmez, alınır.” anlayışı yaygındır. Kurucu başkanımız Merhum M.Akif İnan'ın dediği gibi “sendikalaşmaya mecburduk. Çünkü ağlamayan çocuğa meme vermezler” düşüncesinden hareketle çalışanların ekonomik, sosyal ve insani tüm haklarının takipçisi olmamız gerekiyordu. El pençe duran, her söylenen boyun büken insan tipi artık geride kalmalıydı. Haklarını talep edebilen, sorumluluk ve inisiyatif alabilen, toplumsal meselelere duyarlı, sorunun bir parçası değil çözüme odaklanmış ideal sahibi insanlar yetiştirebilmek için sendika gerekliydi. Kısacası ülkemizin değişimini nitelikli insanlar eliyle gerçekleştirebilmek için sendika gerekliydi.

A.Kafkasoğlu: Memur Sendikacılığının Önündeki Engeller Nelerdir?

Mahmut ASLAN: İşçi sendikalarının tabi olduğu 2821 sayılı Kanun'da grevli ve toplu sözleşmeli sendika hakkı olmasına rağmen, kamu çalışanlarında böyle bir hak söz konusu değildir. Kamu çalışanlarına bakışın arkasında yatan asıl mantığı ve düşünceyi sorgulamak gerekir. Aslında 4688 Sayılı Kanunu çıkaran ve uygulamaya koyan irade kamu çalışanlarına güvenmemektedir. 4688 Sayılı Kanun devletin zaafa uğratılacağı ve kurumların işleyişinin durdurulacağı endişesiyle dernekler yasasına benzer bir şekilde çıkarılmıştır. Oysaki 4688 Sayılı Kanuna tabi devlet memurları ülkenin en eğitimli ve kültürlü kesimidir. Bu kesimin bu derece korkulur bireyler olarak algılanması, yönetenlerin eğitimli kesime yönelik bakışını da ortaya koymaktadır. Oysaki eğitimli kesime güven duyulmalı ve demokratik hakların kullanımı için bu kesimin önü açılmalıdır. Öncelikle konfederasyonların bu mantığı sorgulaması gerekir. Birinci öncelik olarak da 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu'nda mutlaka değişiklik yapılarak grevli toplu sözleşmeli bir kanun haline getirmek olmalıdır.
Asıl sorun yasal güvencemizin olmamsından ziyade sindirilmiş bir memurluk anlayışına sahip olmamızdır. Hala “birileri bize ne der” endişesiyle hareket ediyoruz. İşci sendikalarının sendikalaşma yüzdesi, memurlara göre kıyaslanamayacak kadar büyüktür. Eğer memurlar olarak işçiler gibi ekonomik haklara kavuşmak istiyorsak, içimizdeki fişlenme korkusunu atmamız gerekiyor. Kısacası yasal ve yanlış düşüncelerimizden kaynaklanan korkuya dayalı tüm engelleri kaldırmamız gerekiyor. Zaten bütün memur sendikaları bu engellerin kakması için uğraşıyor.


Bu Yazı 1811 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar