Hamd O’na Mahsustur
..        
Kur’an’da defalarca “Hamdin Allah’a mahsus oldu- ğu” belirtilir. Allah’ın güzel isimlerinden biri de Hamid- tir. Hamîd, güzel nitelikler sahibi, hür iradesiyle lütuf ve iyilikte bulunan, saygı, sevgi ve övgü gören demektir.
Allah, gerçek anlamda Hamîd’tir. Çünkü, son derece güzel sıfatlara sahiptir. Bunlar, sanat eserlerinin tanıklığıyla birer realitedir. Lütuf ve ihsanlarından yararlanmayan, nimetleri içinde yüzmeyen hatta her zerresiyle varlığını O’na borçlu olmayan hiçbir varlık yoktur. Yaptığı iyilik ve lütufları hiç kimsenin zorlaması ile değil tamamen özgür iradesiyle yapmaktadır. Canlı, cansız bütün varlıklar tarafından hal, söz ve fiillerin diliyle övülmektedir. Kendisine hamd ve sena yöneltilir- ken O’na karşı sonsuz bir ta’zim ve hürmet içinde bu- lunulmaktadır. Bizce acı, tatlı bütün işlerinde hiçbir yan- lışlık ve hikmetsizlik söz konusu değildir. Yaptıkları ve söyledikleriyle her zaman övülmeye layıktır.
Hamîd ismi Kur’ân’da 16 defa geçer. Kur’ân’da, şu özellikleri münasebetiyle Allah’a hamd edildiğini görüyoruz: Alemlerin Rabbi, Rahmân ve Rahîm, hesap gününün hükümranı olduğu (1/2-4); gökleri ve yeri, karanlıkları ve aydınlığı yarattığı (6/1); göklerde ve yerde hükümran, her şeyi hikmetle yapan ve her şeyden haberdar olduğu (34/1); has kuluna, eğrilik taşımayan dosdoğru bir kitap indirdiği (18/1). Ayrıca, insanların (17/111; 14/39), meleklerin (39/75; 2/30), gök gürültüsü gibi meteorolojik unsurların (13/13), kısaca, anlayamadı- ğımız bir dil ile istisnâsız tüm varlıkların (17/44) Allah’ı övdüğü belirtilir.
Görebilen ve duyabilen için, kâinat sergisinde sıra sıra dizilmiş ihsanları, açık bir dil ile O’nu övüyor. Yeryüzü çarşısında sergilenmiş tüm nimetleri, O’na olan hamdlerini ilan ediyor. Rahmet ve kereminin her yönden ölçülü ve tartılı çeşit çeşit meyveleri, O’nun cömertlik ve lütfuna tanıklık etmekle şükrüne davet ediyor.
Övgüye konu olan nimeti de, nimeti getiren varlıkları da, nimet verme ve iyilik etme güç ve yeteneğini de veren O’dur. İyilik ve nimetlerin zahiri sahipleri ise, birer vasıtadan ibarettirler. Bütün varlıklarda övgü ve sena nedeni tüm üstün nitelik ve güzel vasıflar hep O’nun eseri dir. Dolayısıyla, ezelden ebede kadar hangi nimet ve iyi-lik vesilesiyle olursa olsun ve kimden kime yapılırsa yapıl sın bütün övgüler gerçekte O’na gider. Kâinatta bir tek nimete gerçekte sahip olan, bütün nimetlere de sahiptir. Bir elmayı yaratan, dünyayı döndürerek mevsimleri peş peşe getirip yeryüzündeki tüm elmaları yaratan O’dur. Çünkü, aralarında mühür birliği vardır. Elmayı yaratan, yeryüzünde rızka vesile olan ve beslenmemizi sağlayan tüm meyve ve rızıkları da yaratandır. Demek ki, en küçük bir canlıya en cüz’î bir nimeti veren, doğrudan doğruya kâinatın Yaratıcısı ve besleyicisi olabilir. Öyleyse her türlü şükür ve hamd de doğrudan doğruya O’na aittir. Şu âleme bakıldığında, tavanı gülümseyen yıldızlarla bezenmiş, tabanı süslü varlıklarla şenlenmiş bir saray, bir bahçe biçiminde görünüyor. Tavanındaki tüm o parlak, düzenli ve yüksek cisimler, zeminindeki bitki ve hayvan denilen hikmetli, sanatlı ve süslü varlıklar hep O’nun kudret mu’cizeleri ve sanat harikalarıdır. O’nu tanıtıyor, övüyor ve sevdiriyorlar. Hepsi de, muntazam görünüşleri ve ölçülü şekilleriyle O’nun birliğinin tellâl ve şahitleridirler. Yeryüzü bahçesindeki ağaçların dallarına takılmış, ilimle, hikmetle, keremle yoğrulmuş, güzel ve hoş yapılı çeşit çeşit şekil, renk ve desenlerdeki meyveler ve çiçekler, türlü diller ile o güzel rahmetin ve mükemmel keremin hediye ve ihsanları olduklarını ilan ediyorlar.
Bazı kimselerin bu hamdi yerine getirmemeleri, O’nun övülmeye layık olduğu ve övülmesi gerektiği gerçeğini ortadan kaldırmaz. Meselâ, muhtaç biri, kendisine padişahın değerli hediyelerini getiren yoksul bir hademenin ayağını öpüp, asıl hediye sahibini tanımama akılsızlığını gösterse bile, hediyenin gerçek sahibi olan o padişah, yine de teşekküre, övgüye layıktır. O şahsın kadirbilmezliği, padişahın övülmesi gereğini ortadan kaldırmaz. Başkalarınca övüldüğüne mani olmaz. Bunun gibi, nimetlerin zahirî sebeplerini övüp, Gerçek Sahibini unutmak; her türlü nimetin kaynağı olan Allah’ın hamde layık olduğuna ve fiilen de sayısız yaratıkları tarafından hamd ü senâ edildiğine engel değildir.
Musibet gibi görünen bazı İlâhî ciraatlar bile, aslında birer nimet olup hamdi gerektirirler. Hastalık ve ihtiyarlık, hatta ölüm bile görünüşte acı ve soğuk ise de, aslında bin bir hikmeti barındıran birer nimettir. Kimden geldiği bilindikten ve imân ile hikmeti anlaşıldıktan sonra, en hoşlanmadığımız bir hadise bile bize gülümser. Neticesi şifa olan acı bir ilaç hükmüne geçer ve gönül gözü açık olanlar için hamde vesile olur.
Bu Yazı 2037 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar