Hamd ve Şükür Arasındaki Fark Nedir?
..        
Hamd ve şükür arasındaki fark nedir?
Şükür ve hamd arasında fark vardır. Ancak kötü bir olaydan dolayı şükredenin başına olay geleceğine dair bir düşünce doğru değildir.
Hamd : “Bir ihsana karşı kalbin medih ve şükür duygularıyla dolması ve o ihsan sahibini tâzim etmesi”
Hamd ile şükür ilişkisi umum husus olarak özetlenebilir. Yani her şükür aynı zamanda bir hamddir. Ancak her hamd şükür değildir. Hamd, bize ve bütün mahlukata yapılan ikram ve izetleri Allaha takdim etmektir. Şükür ise daha hususi olarak bize yapılan ikramlara karşılık gelir. Bu nedenle şükür kelimesi hamdin yerini tutamaz. Hamd daha geniş ve şumüllüdür.
Kur'an'ın hülâsası olan Fatiha sûresi, “Alemle- rin Rabbine hamd” ile başlar. Demek ki âlemlerin terbiye edilmeleri insan için bir ihsan, bir ikramdır; Ona Rabbinin bir lütfudur.
Güneş bir terbiyeden geçmiş de ziya veriyor, ısı veriyor; gezegenlerini etrafında döndürüyor. Onu böylece terbiye eden Allah'ı medih ve sena ederiz. Bir de bu terbiyenin insana bakan ciheti var. Güneş- in böylece terbiye görmesi sayesinde insanoğlu ondan istifade edebiliyor. Yâni, bu terbiye insana bir ihsan. Bu ihsana karşı da Rabbimize şükür borçluyuz. İşte hamd, bu medihle bu şükrü birlikte ifade eden mühim bir zikir.
Oksijenle hidrojeni ayrı ayrı terbiye eden, sonra bunların ikisini yeni bir terbiyeden geçirerek su hâline getiren Rabb-ül Âlemin'e hamdederiz. Zira, su yaratmak, nehir, göl, deniz yaratmak Allah'ın azim bir sanatı olduğu gibi insanoğluna da büyük bir ihsanıdır.
Gözümüzü görmeğe, elimizi tutmağa, ciğerimi- zi solunuma uygun olarak terbiye eden Rabbimize hamdederiz.
Dünyanın Güneş etrafında, Ay'ın da Dünya etrafında döndürülmesi büyük bir kudret tecellisi olduğu gibi, insan için büyük bir İlâhî ihsandır ve ikramdır. Onları böylece terbiye eden Allah'a hamdederiz.
Mü'minler için cenneti, kâfirler için cehennemi terbiye eden Hâlıkımıza hamdederiz.Kur'an-ı Kerim'in “Rabb-ül Âlemin'e” hamd ile başlayıp, “Rabbünnâsa” sığınmakla son bulması ne kadar mânidardır. Rabb-ül Âlemin; bütün âlemlerin terbiye edicisi. Rabbünnas da insanı bütün organlarıyla ve bütün duygularıyla terbiye eden Allah. Âlemlerin terbiyesi, insana baktığı, insanın faydalanmasına en uygun şekilde yapıldığı için, âlemleri terbiye eden ancak insanın Rabbidir. Bir diğer ifadeyle insanın Rabbi ancak âlemleri terbiye eden zât olabilir. İşte insan bu tabloyu tefekkür ettiğinde ruh ve kalbi sonsuz bir minnet, medih ve şükür ile dolar. Allah'a sonsuz hamdeder.
Fikrimize kâinat kitabını okuma gücü veren, kalbimize iman ve marifeti yerleştiren Rabbimize hamdederiz. Kalb gözümüzü hidayetiyle açması ve bize kendini bildirmesi, tanıttırması, sevdirmesi, Allah'ın en büyük bir ihsanı bir ikramı olduğu ka- dar, en ince bir san'atıdır da. Dünün nutfesi bugün Rabbini tanıyor, O'nu seviyor, O'nun san'atlarını tefekkür edebiliyor.
San'atkârını bilen eser, kâtibini tanıyan kitap... Bunlar beşer hayâlinin erişemeyeceği noktalar. İşte hidayetle nurlanan bir mü'minin kalbi, Allah'ın böyle harika bir san'atı.
İnsan kendisinde tecelli eden bu kemal için hem Rabbini medih ve sena eder, hem de bu büyük lütuf karşısında O'na sonsuz derecede şükreder.
Hamd sadece insana mahsus değil. Diğer mahluk- ların da en azından hâl diliyle hamdleri vardır. Bir yıldız, Allah'a hamdeder; yok iken var olduğu için. Zira, yoğu var etmek hem İlâhî bir san'at, hem de o yıldıza bir ihsandır.
Bir çiçek de Allah'a hamdeder. Suyu, toprağı terbiye ederek çiçek hâline getirdiği için Allah'ı hâl diliyle medih ve sena ettiği gibi, kendisine çiçek olmayı lütfettiği için de yine Rabbine şükreder. İşte bu medih ve şükür onun hamdidir.
Diğer varlıkları da bunlara kıyas ettiğimizde, her varlığın Allah'ı tesbih ettiği gibi O'na hamd de ettiğini bir derece hissedebiliriz.
Hamd (övme ve övülme), âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. Buradaki övme Allah'ın insanı övmesi, övülme ise Allah'ın övülmesi manasına mıdır?
Hamd'in bir mastar olarak -ismi fail ve ismi meful- manasına geldiği ve övme ve övülmeyi ifade ettiği doğrudur. Bu iki anlamı göz önünde bulundurduğumuzda, soruda işaret edilen manalar da doğrudur. Hamdi Yazır “hamd” kavramı üzerinde uzun uzadıya durmuş, sorudaki bilgilere de yer vermiştir.
Ancak, genel prensip olarak, Fatiha'nın başındaki “hamd” kavramı, alimler tarafından (övülme değil) övme anlamında algılanmıştır. (bk. Taberî, İbn Kesir, Razî, Nesefî, ilgili ayetin tefsiri).
Buna göre, öven yaratıklardır, övülen ise yüce Yaratandır. Türkçe'de bunu “övgü” olarak ifade etmek daha uygundur. Meallerde genellikle -Arapçasıyla- “hamd” olarak ifade edilir.
Bu geniş yelpazedeki övgüyü ifade ettiği içindir ki, “el-hamdu lillah” ifadesi, “Ne kadar hamd ve övgü varsa, kimden gelirse gelsin, kime karşı yapılırsa yapılsın, (hangi nimete, iyiliğe yönelik olursa olsun), ezelden ebede kadar, Allah diye adlandırılan Vâcibu'l -Vücûd'a mahsustur.” şeklinde açıklanmıştır. (bk. Nursi, Mektûbat, 367)
Bediüzzaman'a göre, "ne kadar hamd varsa" hükmü, istiğrak mânâsına gelen ve bir tarif edatı olan "el" takısından çıkıyor. "Kimden gelirse gelsin " kaydı ise, "Hamd" kelimesinin içinde vardır. "Hamd" bir mastardır. Fiili terk edildiğinden böyle makamda geneli ifade eder. Yine mef'ulün terk edildiği böyle hitabı makamlarda genel anlamlar söz konusu olduğu için "kime karşı yapılırsa yapılsın" hükmüne işaret vardır. "Ezelden ebede kadar" kaydı ise, fiil cümlesinden isim cümlesine intikal kaidesi, sebat ve devama delâlet ettiği için o mânâyı ifade ediyor. "Allah'a mahsustur" mânâsını "Lillah" daki "lam-i cerr" ifade ediyor. Çünkü o "lam" ihtisas ve istihkak içindir. "Vâcibu'l -Vücud" ismi ise, Ulûhiyetin bir gereği ve Zât-ı Zülcelâl'e karşı bir mülahaza unvanıdır. "Lafzullah" bir ism-i a'zam olduğu itibariyle, diğer isim ve sıfatlara delâlet-i iltizamiye ile işaret ettiği gibi; Vâcibu'l-Vücud unvanına da delalet ediyor(a.g.e., a.g.y).
www.sorularlaislamiyet.com
Bu Yazı 3441 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar