Hamidiye Alayları ve Bugünkü Koruculuk Sistemi
..        
Osmanlı' nın en zayıf döneminde padişahlık makamında bulunan 2. Abdulhamid' in dünyanın en dahi siyasetçi ve devlet adamlarından birisi olduğu bilinmektedir.
33 yıllık padişahlığı döneminde Osmanlı İmparatorluğu en az toprak kaybına uğramıştır. İttihatçıların on yıllık iktidarları Osmanlıyı tama- men bitirme noktasına getirmiş, yanlış politikalar altı yüz küsür senelik devleti paramparça etmiştir.
Abdulhamid'e Yahudilerin fikirlerinde bir yahudi devleti kurmaları karşılığında devletin bütün borçların ödeyeceklerini taahhüt etmişler, Sultan Abdulhamid bu teklifi elinin tersiyle iterek bu toprakların bedelinin kan olduğunu ifade ile “ ancak bu topraklar Osmanlıdan kanla alınır.” Diye- rek Yahudileri reddetmiştir.
Filistin yöresinde böyle bir oluşuma zemin hazırlanırken Doğu Anadolu'da da başka bir devlete zemin hazırlığı vardı; Ermenistan…
Bu oluşumu gerçekleştirmek için kuzey komşumuz Rusya sürekli Ermenileri kışkırtıyor, özellikle kurulacak bir ermeni devleti vasıtasıyla Rusların ve Deli Petro' nun en büyük ideali olan sıcak denizlere inme hevesi gündemde tutuluyor- du.
Osmanlı Devletinin doğusunda böyle bir oluşum sağlanmadığı müddetçe kukla bir Ermeni Devleti kurulmadığı müddetçe Rusların sıcak denizlere inmesi bir hayalden öteye geçemiyecekti.
Bazı kürt aşiret reislerinin de Ermenileri kendilerine daha yakın hissetmeleri nedeniyle böyle bir oluşuma çanak tutma basiretsizliğini gösterebiliyorlardı. Ermenileri ırken kendilerinden kabul ediyorlardı.
İşte böyle bir ortamda imparatorluğun bölün- memesi, Doğu Anadolu'nun imparatorluğun bir parçası olarak kalması ve kürt aşiretler arasında sıklıkla çıkan silahlı kavgalarına mani olunması, talan, yağma, yol kesme ve devlete karşı yapılan isyanların bastırılması gibi meseleler Osmanlı payitahtı ve sarayı hep düşündürmüştür. Bu problemlerin çözümüne ait fikirler görüşler değişik zaman ve mekanlarda gündeme getirilmiş, tartışılmış, çareler araştırılmıştır.
Hamidiye Alaylarının oluşumu kendisi de bir kürt olan ŞAKİR PAŞA Rusya'da görev yaptığı sırada Rus Kazak Alaylarından etkilenerek padişah a-bir rapor sunmuştur.
Kürtlerden de Kazak Alayları benzeri askeri birlikler kurulabileceğini, bu fikre bazı paşalar taraftar olmazlar karşı çıkarlar. Sultan Abdulhamid' in bu teklif hoşuna gider. Kayınbiraderi ZEKİ PAŞA 'yı görevlendirerek 1891 yılında uygun görülecek kürt aşiret reislerinin başkanlığında bu tür milis korucu sayılabilecek Hamidiye Alaylarının kurul- masına karar verilir.
Ordu merkezi Erzincan' da toplanan aşiret Ma- yıs ayında dört hafta kalmak üzere Trabzon'dan ge- miyle İstanbul'a götürüldü. Padişaha taktim edildi- ler. Sultan tarafından bunlar çeşitli rütbeler, nişan- lar, hediyeler para ile taltif edildiler. Bu alaylar aşi- retlerin büyüklüğüne göre üç ve altı bölükten oluşu yordu. Bölükteki askerler atların koşumlarını kendi lere temin edecek silah ve askeri mühimmatı devlet verecekti.
Savaş olmadığında alaydakiler normal bağ bahçe ve çiftçilik işlerini sürdürecekler, kendi işleri- ni görmeye devam edeceklerdi.
Bu oluşumun içinde alevi Kürtler yer almak istemediler. Çünkü Çaldıran Savaşında Yavuz Şah İsmail ve taraftarlarını mağlup etmiş, bu savaşta çok sayıda alevi de tenkile uğramıştı. Bir diğer sepete; İdris-i Bitlisi Doğu Anadolu'yu barış yoluyla Osmanlı topraklarına katmıştı. Özellikle alevi Kürtler bu durumu hazmedemiyorlar.
Çaldıran savaşından önce İdris-i Bitlisinin Yavuza yazdığı çok uzun mektupta özetle “ Bilad-ı Ekradın Osmanlı Devletine İltihakı, İstanbul'un fethini tamamlayacak derecede önemlidir. Zira bu bölgenin ilhakıyla bir tarafta IRAK, yani Bağdat ve Basra' nın yolları, diğer taraftan Azerbaycan yolları ve diğer taraftan da Halep ve Şam yolları açılmış olacaktır. Allah' ın yardımı pek yakındın. (Altan Tan. Sh.83)
Bir kısmı çok basit sebeplerle başlayan Doğu’da ki isyanların Osmanlıyı yıkmayı hedefleyen dış güçlerin tahrikiyle olduğu, özellikle İngiltere bütün istihbarat gücüyle 1806 dan itibaren bölgede faaliyete başlamıştır. Bütün hedef Ermeni ve Kürtlere kukla devlet kurdurmaktı.
1891 yılında Doğu Anadolu'da 36 tane Hamidi- ye Alayı kurulmuştur. Alay kumandanlarına Doğu Anadolu'da çok büyük toprak parçaları verilmiştir. (İ.Beşikçi, Kürt Toplumu Üzerine Sh.98)
Abdulhamid'i ve İdris-i Bitlisi'yi hiç sevmeyen İ.Beşikçi adı geçen kitabında, “ Bu ayların kuruluşu ile Osmanlı Devleti iki bakımdan yarar sağlamıştır. Birincisi Kürt aşiretleri arasında zaten mevcut olan çatışmaların silahlı olarak sürdürülmesini sağlaya- rak ihtilafın devamı sağlanmış.
İkinci yararı, Müslüman Osmanlı halkları, Türkler, Kürtler, Araplar, Çerkezler, Arnavutlar vs. arasında birlik beraberliği sağlayan Hilafet kurumu nu kullanarak, Ermenilere karşı bitmek tükenmek bilmeyen bir savaş başlatmıştır. (İ.Beşikçi sh.169)
İsmail Beşikçi binlerce Müslüman kürdü ve türkü katleden Ermeni çetelerine ne kadar muhab- beti var… onlara acıyor da, kendi ülkesinin Müslü- man halkından hiç bahsetmiyor…
Koruculuk sisteminin tarihçesini bitirirken bu konuda Sultan Abdulhamid' in hatıralarında geçen şu bahisle konuyu kapatıyorum.
“Rusya ile harp vuku bulsa bu hususta disip- linli yetişen bu alaylar bize çok büyük hizmetler yapacaktır. Ayrıca orduda öğrenecekleri itaat fikri kendileri için de çok faydalı olacaktır. Çıraklık dönemini böyle tamamlayacak olan Hamidiye Alayları sonunda kuvvetli bir ordu haline gelecek- tir. Kürt ağalarının çocuklarını İstanbul'a getirip, memuriyete yetiştirdiği için kendisini tenkit eden muhaliflerine, yıllarca Ermenilerden nazır ( Bakan) olmanlar olmuştur. Bundan sonra da kendi dinimizden olan Kürtleri kendimize yaklaştırma- nın ne zararı olur” diyerek muhaliflerini susturur.
Bu ön bilgilerden sonra Güneydoğuda çok önemli görev ifa eden KORUCULUK sistemine Millet Devlet açısından bakmamız faydalı olacak- tır.
Bugün maalesef bu kurum belli bir kesim tarafından günah keçisi haline getirilmiştir. Vur abalıya misali bilen de bilmeyen de korucuları ve sistemi hedef alan çok yıkıcı, kırıcı ve örseleyici bir tavrın içine girmiştir.
Hiç kimse la yüsel ve la yuhta değildir. İnsanın bulunduğu her sistemde ve kurum ve kuruluşlarda yanlışlar ve hatalar olacaktır. Bu inkar edilemez ama yapılan işlere bakmak lazım. Menfaati zararın- dan fazla ise, ıslah edilmesi gereken tarafları göz- den geçirilip düzeltilmeler yapılmalıdır. Eksiği olan yanlışı olan her şeyi kaldırır atarsak elimizde hiçbir şey kalmaz.
Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, koruculuk sistemi Hamidiye Alaylarının bir benzeri adeta bir kopyası, Abdulhamid bu müesseseyi niçin kurma, mecburi- yetinde kalmış, Ermeni çetelerinin ve Rus ajanları- nın ülkeyi bölme emelleri, aşiretlerin aralarındaki husumet, yol kesme, talan yağma vs. olaylar. Şarkı ve ahaliyi sürekli rahatsız etmiştir.
Bugün bu bölgede burayı bu vatan parçasını bölmenin gayreti içinde olan bir terör örgütü yok mudur? Bunlarla beraber Ermeni militanlarının da içinde bulundu bu hainler bugüne kadar otuz binin üzerinde insanımızın heder olmasına telef olması- na sebebiyet vermediler mi?
Devlet durup dururken neden bu kadar insanı korucu olarak görevlendirip bunlara maaş versin.
Otuz sene içinde bu milletin 300 400 milyar do-lar milli serveti niçin hebaen mensura boşa gitsin?
İşte koruculuk olayı bölgenin ve Türkiye' nin PKK ile mücadelede bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır.
Lakin her şeyin istismarı ve yanlışa kullanılma- sı mümkün olduğu gibi koruculuğun da bazı nedenlerle kısmen de olsa istsinai olarak yanlışlar yaptığı bir gerçektir. Çünkü yörenin özellikleri, aşiretler arası rekabet aralarındaki husumet, ceha- let ve eğitimsizlik gibi meseleler yapılan bu yanlışla ra hatalara çanak tutmaktadır.
En son hepimizin yüreğini dağlayan kırkın üzerinde insanımızın katledilmesi ile ilgili meşum olay. Bu olay nasıl izah edilir. Buna ne denir? El insaf dan başka ne söyleyelim.
Konuyla ilgili olarak, Üstad Bediuzzaman “Ha- midiye Alaylarının şarkın hastalığına ve problem- lerine tam çare olamayacağını, hükümetin hekim gibi olduğunu ve milletin hastalıklarını çok iyi teşhis ettikten sonra reçete yazması gerektiğini” ifade eder.
Doğu ve Güneydoğu' da devlet ordu birlikleri polis teşkilatı ve kırsal alanda vur kaç taktiği ile eylem yapan PKK militanlarına karşı koyabilecek özel askeri eğitimli “ ÖZEL TİMLER” den ve koruculardan oluşan kombine bir güçle mücadele etmekte ve bölgenin asayişini temine çalışmaktadır.
Korucular bu grubun dışında ayrı bir oluşum olarak köy ve mezralarda eli silah tutabilecek yöre halkından seçilmiştir. Bu göreve talip olanların büyük bir bölümünün zarutten yani paraya olan ihtiyaçtan, bir bölümünü de PKK terörünün zul- münden kurtulmak için koruculuğa talip oldukları bilinmektedir. Ancak koruculardan daha iyi eğitimli, silah ve mühimmat olarak daha gelişmiş silahlar kullanan PKK' lılar karşısında korucuların ne kadar başarılı olacağı tartışma konusudur. Ama yine de caydırıcılıklarının olacağı da bir gerçektir.
Bazı köyler tamamen korucu olduğu halde bazılarında hiç koruculuğu kabul etmeyenler de vardır. Bu da köyler arasında PKK'ya sempatizan olsun olmasın husumet meydana getirmektedir.
Bazı sebeplerden dolayı da koruculuğu kabul etmeyen köyler potansiyel suçlu olarak görülmekte aşiretler arasında yıllar öncesine dayanan husumet- ler ve rahatsızlıklar ortaya çıkmaktadır. Bu durum- da bölgede yeni asayiş olaylarını ve huzursuz- lukları depreştirmektedir.
Üstad Bediuzzaman Said Nursi konu ile ilgili olarak şu veciz ifadeleri kullanır. “ Hükümet hekim gibidir. Millet hastadır. Farzedin ben şu çadırda oturmuş bir hekimim. Şu etraftaki her bir köyde, Allah etmesin, birer ayrı hastalık var. Be o hastalık- ları teşhis etmemişim, hem de tacimizi istemeyen müdahayecilerden, yalancılardan başka kimseyi görmemişim. Şu halde şu köylerde tanımadığım bir hastalığa, görmediğim bir hastaya gönderdiğimiz reçetesiz, mizansız bir ilacı istimal eden acaba şifa mı bulur veyahut ölür mü? İşte her köye böyle ilaç göndermek, hatta dâü'lcu (açlık derdi) ile karın ağrısına müptela olan emsalinize hazım ilacı hükmünde olan iâne ( yardım) toplamak veyahut eşkiyalık ve husumet derdi ile multehap ( yaralı) bulunan o vücuda, ilhitabı tezyid eden hamidilik icra etmek ve ilâ ahir… Acaba tedavi mi, yoksa tem- sim (zehirleme) midir, melekül mevte yardım et- mek midir? ( münazarat 24-25)
Mademki hükümet hekim gibidir, o halde hastalıkları da iyi teşhis etmek durumundadır. Teşhisi iyi konulmadan yazılan bir ilaç o hastalığı azdırmaktan, o vücudun ölümüne neden olmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
Eğer şark “ eşkiyalık ve husumet “ hastalığı ile yaralı ise, buradan bölge insanı arasındaki husumeti ve eşkiyalığı artıracak bir uygulamaya ( koruculuk hamidilik gibi) gitmek, şarkın bu yarasındaki ilhtibaı artırmaktan başka bir işe yara- mayacaktır. Köylerde ve mezarlarda eli silah tutan, eğitimsiz, cehalet, fakirlik ve husumet hastalığı bulunan insanlara silah ve cephane verip kendileri- ni ve köylerini örgüt militanlarının yaptığı sistemli baskınlara karşı korumalarını beklemek, birçok masum çocuk kadın ve ihtiyarın ölümünü berabe- rinde getirecektir.
Bu noktada hekimin yapacağı şey ne olmalıdır? Üstad Bediuzzaman konu ile ilglii şu misalı vermektedir. “ Farz ediniz ben bir hekimim, şu çadır dahi eczanedir; içindeyim. Umum köylerde veya- hut evlerde çeşit çeşit hastalıkları teşhis etmiş, re- çetesini yazmış bir müntehap (seçilmiş) adam yanı- ma geliyor, reçetesini ibraz (gösterme) ediyor. Daul cehl ( cehalet hastalığı) ile baş ağrısı var, yazılıdır. Ben dahi, fen afyonunu iptida (önce) onların lisanlarının zarfında, sonra da lisan-ı resmiyeye ifrağ ( dönüştürme çevirme) ederek veriyorum. Bir başkasının reçetesini gösteriyor ki; kalb hastalığı olan zaaf- diyanet var. Ben de funun-u maarifi müderrislerin ellerine veriyorum gönderiyorum. Diğerinde de daul husumet ile ihtilaf sıtması var. Ben de fikr-i milliyeti ışıklandıracak tiryak misal adalet ve muhabbeti o nar ile mecz ettirerek sulfato misal ( sıtma ilacı) bir ilaç veriyorum. işte böyle bir hekimdir ki, vatan hastanesinde biçare etfali helaketten halas eder. (Münazarat: 26)
Anlaşılan şu ki, vatan sathında bu tür hastalık- ları olan bölgelerin insanlarını kurtulabilmesi için problemlerin temeline inip köklü tedbirler alma yoluna gidilmelidir.
Bazen bir felaket sonrası büyük bir yenilenme büyük bir devinim olur. Belki de milletini vatanını seven Türkü ve Kürdü gönül birliği ile bu olumsuz- lukları olumlu hale getirirler. Bin yıldır bu toprak- larda beraber yaşayan Bediuzzamanın ifadesiyle Türklerin cihat arkadaşı olan Kürtler ve Kürtlerin aklı olan Türkler bu vatan parçasının sıkıntılarını birlikte hallederler. Türklerin ve Kürtlerin içinde bulunan radikal grupların kışkırtma ve agresif davranışlarını itibar edilmez.
Sayın Başbakan ve Sayın Cumhurbaşkanının açılımları inşallah ülkemiz ve bölge lehine tecelli- lere sebep olur.
Başbakanımız Bursa il kongresindeki müessif olayla ilglii olarak” Güneydoğu tartışmalarını Türkiye için tarihi bir fırsat olarak nitelemiş.”
Sayın Cumhurbaşkanımız da; “On senedir dev- let sistemini içindeyim; Hiçbir dönemde olmadığı kadar sivil asker bütün kesimler ortak anlayış, işbirliği ve koordinasyon içinde” diyerek devletteki ortak iradeye paralel olarak her kesimden uzman, hasbiyane ve görüşlerini belirtmekteler. Birleşmiş Milletler binasının girişinde Sadiy-i Şiraziye ait olduğu söylenen bir söz vardır. “İNSANLIK BİRBİ- RİNİN AZASIDIR.” Güneydoğudaki kardeşlerimiz bizim için azadan da öte, onlar başkaları için sadece bir insandır belki, ama bizim için, bin yıldır onlar biz, biz onlarız.
Bu derin yaranın tedavisi ile ilgili olarak şunları söyleyebiliriz.
1.Koruculuk sistemi bir zorunluluk olarak ortaya çıktığına göre yanlışlarının eksiklerinin giderilmesi gerekir.
2.Aşiretlerin kendi aralarında ta eskiye daya- nan husumet ve rekabetin kaldırılması için çalışıl- ması,
3.Yöredeki cehalet, zaruret (fakirlik) ve iftilaf ortadan kaldırılmalıdır. Bunun için de marifet, sanat ( sanayi) ve ittihad denilen birlik beraberliğin sağlanması.
4.Koruculuk sistemi yeniden gözden geçirile- rek korucular UZMAN ÇAVUŞLAR gibi ciddi bir eğitime tabi tutulmaları gerekir.
5.İyi bir denetimle kaçakçılık, rantçılık, uyuştu- rucu ticareti ve talan gibi olaylara buluşanlara gerekli cezai müeyyideler uygulanmalıdır.
6.Mardin' de şehid olan İmam Hacı Kazım OZAN' ın dediği gibi BİRAZ da BİZ KÜRT OLALIM empati yapalım.
7.İçişleri Bakanlığı Komisyon Başkanı Sayın Ziyaeddin AKBULUT “ Bir kere seçilirken dikkat edilmeliydi. Bunlar biraz da dönemin şartları içinde ihmal edildi. Korucuların sosyal güvenceleri garanti altına alınmalı. Bazı bölgelerde artık ihtiyaç kalmamıştır kaldırılmalıdır.
Eski Olağanüstü Hal Valisi Ünal ERKAN koruculuk rehabilite edilerek devam ettirilmelidir.
Diyarbakır AKP Milletvekili İhsan ASLAN ise korculuk sistemi ıslah edilmeli, bir kısmı silahsızlan dırılmalı, bir kısmı emekli edilmeli, bir kısmının da başka kurumlarda istihdamı sağlamalıdır.
8. Bediuzzaman bundan bir asır önce’ İTTİHAD' ın temeli ve büyük, rabıtası ve Osman- lının hudud-u muhimmini (ehemmiyetli sınırını) muhafaza ve düşman-ı vatanın tepesine bir asay-ı tehdit ( tehdit sopası) olarak tanımladığı Hamidiye Alaylarının benzeri olan koruculuk intizam ister, lağvı değil.
9.Özellikle hükümet kanadındaki yetkililer Bakanlar ve Vekiller konuşmalarına çok dikkat göstermek mecburiyetindedir. Cemil ÇİÇEK' in “ gerekirse koruculuk kaldırılır” ifadesi pek uygun düşmemiştir.
10.Özellikle etnik milliyetçilik yapan DTP' nin genel başkanı ve diğer vekillerin kışkırtıcı ve yıkıcı beyanları son bulmalı yaranın tedavisi için daha dikkatli ve yanlış anlaşımlara ve çağrışımlara meydan verecek davranışlara girmemeleri zaruri- dir.
Hasılı Güneydoğudaki bu büyük problem içinde “ Koruculuk sisteminin müspet menfi etkisi koruculuğun kaldırılması neyi getirir sayıları 80 bine yaklaşan 50 bini kadrolu 27 bini gönüllü koruculuk lağvedilidiğinde hangi boşluk doğar.
Bölge arazi yapısını iyi bilen korucular olmazsa bölge halkının bugünkü 40 bin zayiatının hangi boyutlarda olacağının tahmini zor olmasa gerekir.
Şerleri defeden, hayırları açan, kalpleri değişti- ren yüce rabbim vatanımız üzerindeki bu olumsuz- lukların giderilmesinde söz sahibi irade sahibi olan- lara yardım etsin, yardımcısı olun.
(*)Emekli Milli Eğitim Bakanlığı Müfettişi
Bu Yazı 2680 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar