Hayatı Doğru Algılamak
..        

İnsan bir yolcudur, yaratılış ve ruhlar aleminden başlayıp, anne rahmi, doğum, çocukluk, gençlik, orta yaş, ihtiyarlık, ölüm, kabir hayatı, haşir ve sonsuz cennet veya cehennem hayatı ile devam eden çok uzun bir yolculuk… Sonsuza giden bu uzun yolculukta dünya bir an uğranıp hemen terk edilen bir han, geçici bir konaklama yeri, bir misafirhane gibidir. Dünya hayatı ise oldukça kısa, adeta göz açıp kapayıncaya kadar geçip giden bir anlık zaman dilimidir.

Dünya hayatı çok kısa olmakla birlikte mahiyeti itibariyle çok büyük bir öneme sahiptir. Çünkü; insan, dünya misafirhanesinde yaratıcısının nazenin ve nazdar bir misafiridir. İnsan, yaratıcısının en mükemmel sanat eseri, muhatabı ve yeryüzünde halifesi olmakla beraber; yaratıcısının sınırsız cemal (güzellik) ve kemalatının (mükemmelliğinin) müştak bir seyircisi, taktir ve tahsin edicisidir. Misafirliği itibariyle yaratıcısının sonsuz kerem ve ihsanının tecellisi olarak sayısız nimetlere mahzar olmuştur. İnsan, yaratılışındaki mükemmellik, eşrefi mahlukat olma özelliği ve mahzar olduğu sayısız nimetlere mukabil, külli (çok geniş) bir ubidiyetle mükellef kılınmıştır.

İnsan bu dünyaya; Rabbini tanımak; Kainatın sultanının saltanatının ihtişamını, mülkünün ve servetinin şaşasını, yarattığı sanat eserlerinin harikalığını temaşa etmek; yaratıcısı sevmek, ona itaat ve ibadet etmek ve mahzar olduğu nimetlere mukabil o nimetleri kendisine veren sonsuz kerem sahibi Rabbine şükretmek üzere gönderilmiştir. Onun için dünya bir misafirhane olduğu gibi, aynı zamanda bir imtihan meydanıdır.

İnsan yaratıcısını tanıyıp tanımamakla, Allah'a itaat edip etmemekle, mabuduna ibadet edip etmemekle, sonsuz kerem ve ihsan sahibi yaratıcısına şükür edip etmemekle, Kelamullah olan Kur'ana uyup uymamakla, Allah Resulü (s.a.v)’nin sünnet-i seniyyesine tabi olup olmamakla imtihan olunmaktadır.

Bu dünyada her insan imtihan halindedir. Kulluk imtihanının istisnası yoktur. Bediüzzaman Sait Nursi Hz.’nin ifadesi ile; bu dünyada her insanın başına çok büyük bir dava açılmıştır. Akıllı olan her insan dünyanın zengin süper güçleri kadar mülki ve serveti de olsa o tek davayı kazanabilmek için hiç tereddütsüz bütün varlığını feda edecektir.

Her insanın başındaki bu büyük dava, sonsuz bir cennet saadetini kazanmak veya kaybetmek davasıdır. Ebedi cennet saadetini kazanamanın bedeli sonsuz bir cehennem azabı ile cezalandırmaktır. Onun için her insanın en önemli meselesi, kulluk imtihanını başararak sonsuz cennet saadetine hak kazanmak ve cehennem ateşinden halas olmaktır.

Peygamberimiz (s.a.v.), dünyayı ahiretin mezrasına , tarlasına benzetmektedir. Dünyada ne ekersek, sonsuz ahiret hayatında onu biçeceğimizi anlatmaktadır. Allah’ı tanır, Kur'an a ve Allah Resulü’nün sünnet-i seniyyesine uygun bir hayat yaşarsak, sonsuz bir cennet saadeti ile mükafatlandırılacağız. Allah'ı tanımazsak, Kur'an hükümlerine ve sünnet-i seniyye ye uygun bir hayat yaşamazsak hüsrana uğrayanlardan olacağız ve cehennem azabı ile cezalandırılacağız.

Kısacık dünya hayatı, sonsuz ahiret hayatında ki güzergahlarımızı, rotamızı belirleyecek, yaşadığımız bu fani hayat bizi ya ebedi bir saadete ya da sonsuz bir azab yurduna götürecek. Kısacası: yol iki, insan Cüz-i iradesi ile kendi seçimini yapacak. Dileyen dilediği yola gider, ama seçtiğimiz yolun bizi nereye götüreceği çok önemli. Peygamber Efendimiz (a.s.m), “akıllı insan, ölümü düşünüp, ölümden sonrası için çalışandır.” buyurmaktadır. Efendimiz (a.s.m), öldükten sonra gerek kabir hayatında, gerek kıyamet, haşir ve mahkeme-i kübrada ve gerekse cehennemde başımıza gelecek olanları, tabi tutulacağımız sorgu ve muhakemeyi, kabir ve cehennem azabından dehşetini bilseydik, bu dünyada hiçbir şeyin, hiçbir keyif ve lezzetin bize zevk veremez hale geleceğimizi ve gülmeyi unutarak, endişe içerisinde hep ağlıyarak ömrümüzü geçireceğimizi anlatmaktadır bizlere. Hâlalık-ı Zülcelal, her insanı İslam fıtratı üzere yaratmıştır. İnsan ancak, fıtrata muhalif hareket etmekle, su-i ihtiyarı ile haram ve günahı severek ibadet ve hayırlardan uzaklaşmakla azaba müstehak olmaktadır. Doğal olan , fıtrata uygun olan hayat tarzı, Rabbimizi tanımak, onu sevmek, ona ibadet ve şükür etmektir.Alemlerin Rabbi, Kainatın Sultanı, sonsuz güzellik ve kemalat sahibi olan Yüce Allah rızasını kazanbileceğimiz güzel işler yapmak, onun rızasına uygun bir hayat yaşamak; Kur'an'ı çok okumak ve Kur'anı ahlakı ile ahlaklanmak; Allah Resulü (s.a.v)’nin sünnet-i seniyyesine uygun bir hayat yaşamak; iman esasları ve İslam ahlakının yok edilmek istendiği ahir zamanda “ İman ve Kur’an hizmetinde istihdam olunmak” Hizmeti Nuriyede sebat, sadakat, gayret, şevk ve heyecan sahibi olabilmeyi nasip etsin inşallah.

Rahmeti sonsuza emanet olun


Bu Yazı 2462 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar