Hayırlı Yarışan Hanım Sultanlar Üsküdar’daki Eşsiz Güzellikteki Külliyenin Bânisi:
..        
Sultan II. Selim'in başkadını olan Nurbânu Sultan'ın asıl adı Cecilia (Sesilya) idi. 1525 yılında Paros adasında dünyaya gelmiş, Barbaros'un Adalar seferi sırasında (1537) henüz on iki yaşında iken esir alınıp, cariye olarak saraya takdim edilmişti. Bu Venedikli güzele “Yüce ve Nurlu” anlamında Nurbânu adı verildikten sonra, haremdeki tecrübeli hocaların nezaretinde, görgülü ve bilgili bir saray kadını olarak yetişmesi sağlanmıştı. Nurbânu, kıvrak zekâsı ve üstün kabiliyetiyle Türk- İslâm geleneklerine kısa zamanda intibak etti.
1542 yılında on yedisine giren ve emsalsiz güzelliğiyle bütün dikkatleri üzerinde toplayan Nurbânu, o tarihte on sekiz yaşında olan ve sancak beyi olarak Mevlânâ şehri Konya'ya gönderilen Şehzade Selim'le (II. Selim) tanıştı- rıldı. Kısa sürede mutlu ve huzurlu bir çift oldular…

Şehzade Selim, bir yıl sonra güzel hasekisi ile birlikte Saruhan Sancağı'na tayin edilmiş. Şehzade Murad'ın (Sultan III Murad) doğumuyla birlikte (1546), Nurbanu'nun itibarı daha da artmıştı.

Şehzade Mustafa'nın idamı, Şehzade Cihan- gir'in hastalanarak ölmesi ve Şehzade Bayezid'in isyan sonucu yay kirişiyle boğularak cezalandı- rılması Şehzade Selim'in önünü açmış, onu tahtın tek varisi haline getirmişti. 72 yaşındaki Kanunî'nin, “Her şey takdir-i İlâhî'ye göre, meydana gelir” diyerek, sefere çıkması ve 6 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar Kalesi önlerinde Cenab-ı Hakk'a yürümesiyle birlikte Şehzade Selim'in beklediği an geldi. Nurbânu Sultan, eşi tahta geçtiğinde 41 yaşındaydı.
Çiniciliğin eşsiz örnekleri!

Osmanlı tahtını sekiz yıl idare eden Sultan II. Selim, 15 Aralık 1574'de aniden vefat edince, Manisa'da bulunan 29 yaşındaki şehzade, Sultan III. Murad unvanıyla, Osmanlı tahtına çıktı. Murad'ın cülûsuyla, yaşı elliye yaklaşan Nurbânu Sultan'ın saraydaki konumu daha da güçlenmiş; o, artık “Valide Sultan” olmuştu.

Osmanlı Devleti, kadın - erkek her renkten insanı içine alıp, kendi rengine boyuyor, farklı ırk ve dinlere mensup pek çok insanı İslâm dinine hizmetkâr yapıyordu. Nurbânu Sultan da, küçük yaşta, özel terbiyelerden geçirilerek İslâm dinine hizmetkâr hale gelmişti. Kendisine tahsis edilen haslar ve oğlu Murad'ın sağladığı imkânları hayırda kullanarak pek çok eser inşa ettirdi. Bu yapıların en önemlisi 1570 -1579 yılları arasında Üsküdar Toptaşı semtinde, bugün kendi adını taşıyan mahallede yaptırdığı “Atik Valide Külliyesi”dir.
Dünya mimârîsine adını altın harflerle yazdıran, şöhretli Osmanlı Mimârı Sinan'ın nadide güzellikteki eserlerinden biri olan ve uzun yıllar “Nurbanu Valide Sultan” adıyla tanınan külliye, Gülnûş Valide Sultan'ın Üsküdar meydanında inşa ettirdiği yeni külliyenin tamamlanmasının ardından (1715), “Eski Valide”, “Atik Valide” veya “Valide-i Atik” isimleriyle anılmaya başlamıştı.

Şadırvan avlusuna, üç ahşap sütun tarafından taşınan, üzeri saçaklı zarif bir kapıdan girilir. Ortaya ilerlediğinizde, mermer oyma şebekeli, nefis bir şadırvanla karşılaşırsınız. Eserin inşası sırasında dikildiği söylenen iki ulu çınar ağacı, şadırvanın hemen yanıbaşındadır. Son cemaat yerinin pencere ve minare kapılarının üzerlerine 16. asra ait emsalsiz çini panolar yerleştirilmiş, bu harika çiniler Hasan Üsküdarî'nin celi sülüs hatlarıyla bir kat daha güzelleşmiştir. Atik Valide Camii'nin saf beyaz mermerden yapılmış olan taç kapısı pek muhteşemdir. Kemerin üzerinde görünen ve Valide Sultan'ın adı ile 1583 tarihini gösteren manzum kitabe, ahşap bir levha üzerine ta'lik bir hatla yazılmıştır.

Camideki süsleme unsurları içinde, eserin inşa edildiği dönemde en parlak çağını yaşayan İznik çiniciliğinin gerek kalite, gerekse renk ve kompozisyon açısından çok başarılı örnekleri olan panolar ön plâna çıkar. Sır altı tekniğiyle imal edilmiş olan ve renkli kompozisyonlarında natüralist çiçek motifleri ağır basan bu çiniler, set halinde dışarıya taşırılmış mihrap çıkıntısında yoğunlaşırlar.(1)
Minareler arasındaki mahya!
Üsküdar'daki ilk mahya 1722'de, camiin kesme taştan yapılmış iki uzun minaresi arasında kurulmuş, lâkin 1766 depreminde minareler, doğudaki kaidesine, batıdaki şerefesine kadar yıkılmıştı. Sonraki tarihlerde barok üslûbu tarzında detaylarla yeniden inşa edilen minareler camiye zarif bir güzellik katmaktadır. Nurbânu Valide, mabedin ibadete açılmasıyla birlikte camiye 139 kitaplık bir de kütüphane vakfetmiş, kitaplar arasında çoğunlukla din, tasavvuf ve edebiyat konularındaki eserler yer almıştı. Bugün, Türk ve İslâm Eserleri Müzesi'ne nakledilen Kur'an-ı Kerimler, hat ve tezhip bakımından paha biçilmez eserler arasında bulunmaktadır.

Bu hayırlı eserin yeriyle ilgili şöyle bir rivayet anlatılır. Valide Nurbânu Sultan, caminin yeri için uzun müddet düşünmüş, fakat kesin bir karar verememiş, tereddütte kalmıştı. Lâkin bir gece rüyasında gördüğü aksakallı, nur yüzlü bir ihtiyar ona şu tavsiyede bulunmuştu:

“Yaşmağını Beşiktaş iskelesinden esen rüzgâra bırak; camiini, rüzgârın yaşmağı götüreceği yerde yap!”
Nurbânu Valide, rüyasındaki emre uymuş; rüzgâr, Valide Sultan'ın yaşmağını Beşiktaş iskelesinden alarak, Üsküdar'ın Toptaşı tepesine götürmüştü.(2)
Hızır'ın (a.s.) görüldüğü yer!

XVIII. yüzyılda caminin son cemaat yerinde yaşanmış şöyle bir rivayet anlatılır:
Abdülkadir-i Geylânî neslinden, hem Nakşibendî, hem Kadirî şeyhi olan Abdülkadir Efendi (v.1738), bir gün camiin şadırvan avlusundaki hücrelerinden birinde otururken, son cemaat yerinin sağ tarafında, mihrapla müezzin mahfili kapısının birleştiği yerde Hızır'ı (a.s.) görmüştü. Sonradan on mısralı bir şiirle anlatılan bu hadise, bir levha üzerine yazılarak buraya asılmıştı. Hadîkâtü'l Cevamî'de de yer alan ve bu enteresan özetleyen levha, bugün maalesef yerinde bulunmamaktadır. Ancak, halk tarafından Hızır'ın (a.s.) görüldüğü yer olarak kabul edilen, sağdaki minarenin dibindeki üç küçük oyuk aynen muhafaza edilmekte ve birçok kimse tarafından büyük bir merakla ziyaret edilmektedir. Dileklerin bir kısmı, eski yazı ile pencere sövelerinde açıkça yer almaktadır. (3)

Cenab-ı Hak rahmet ede!
Nurbânu Sultan, Valide sultanlığının doku- zuncu yılında aniden hastalanarak, 7 Aralık 1583 günü, “Yenikapı” semtinde bulunan Bahçe-sarayda, 58 yaşında iken dünyaya veda etti.

Nurbânu Valide Sultan'ın cenazesi, İstanbul- 'daki ulemanın, şeyhlerin, devlet adamlarının katıldığı büyük bir cenaze merasimiyle kaldırıldı. Oğlu Sultan III. Murad, annesinin tabutu arkasında matem elbiseleri içinde ağlayarak ve yaya olarak yürüdükten sonra, namazın Fatih Camii'nde kılınmasının ardından sarayına döndü.
Devlet erkânı, ulema ve halk da, Nurbânu Sultan'ın ardınca yürüyüp, defnin yapılacağı Ayasofya Camii avlusuna kadar geldiler. Valide Sultan burada, sevgili zevcesi Sultan II. Selim'in muhteşem türbesine defnedildi. Oğlu Murad'ın isteği üzerine, vezirler ve ulema, 40 gün boyunca sabah ve akşam, Valide Sultan'ın kabrini ziyaret ederek dualar ettiler, hafızlar Kuran'lar okudular.

DİPNOTLAR
1-M. Baha Tanman, “Atik Valide Sultan Külliyesi”, DİA. c.IV, s.70.
2-Erdem Yücel, “Osmanlı Tarihinde Vakıf Yapan Kadınlar”, Hayat Tarih Mecmuası, 1971, c.13, sy.1, s.48. 3-M. Nermi Haskan, Yüzyıllar Boyunca Üsküdar, C:I, s. 369.
Bu Yazı 2976 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar