Hemen Değilse Ne Vakit?
04.09.2013        

HEMEN DEĞİLSE NE VAKİT?

Sıtkı ASLANHAN

 

Fert, sınıf, cemiyet ve vatan halinde, başlarımızın üzerinden güneşler doğup batıyor. Ve biz, topyekün nefislerimize, 24 saatlik mühlet bahşetmiş müteselli varlıklar, "Bugün peşin, yarın veresiye..." düsturunu, "Bugün veresiye, yarın peşin..." tarzında tepelerimize asmış ve yan gelmiş, bulunuyoruz! Evet, tepelerimizde güneşler doğup batıyor ve zaman doğru başlanmış bir cümleyi daha tamamlamadan yanlış hale getirecek bir hızla akıp gidiyor! Duymuyor ve aldırmıyoruz!

İnsan, hayal meyal sezer gibi olduğu büyük içtimai muhasebecilik memuriyeti üzerinde, tertiplemekle mükellef olduğu bilançoyu, her gün ertesi gün tamamlamak üzere, bir gün ileriye atar, gider. Ve asırlar sonrası gelir de, o 24 saat vadeli yarın gelmez.

Biz; günlerden bir gün Allah'ın içimizde estirdiği deli rüzgarlar sonunda tüyleri diken diken olmuş, etrafına bir göz atar atmaz, divaneye dönmüş, olanca rahat ve tesellisini kaçırmış, sırtına cemiyetin büyük semavi yükünü almış, uykularını kaybetmiş, 24 saatlik kısa gün kadrosunun cücelerince taşa ve tükürüğe boğulmuş, tımarhanelik mustaripler! Evet, evet; tıpkı tımarhanelik mustaripler gibi, kalabalıkların karşısına dikilmek, evlerin kapılarını çalmak, dükkanların kepenklerini vurmak, devlet ve cemiyet rehberlerinin yollarını kesmek, tiyatro da suflör ve kürsü de profesörün omuz başında durmak ve sadece bağırmak, tepinmek istiyoruz.

Eğer hemen değilse, ne vakit? Bu aziz vatanın bütün tarihi, bütün gelmişi, bütün geçmişiyle yeni baştan tefahhus ve muhasebesini emreden bir son vade anı yaşadığımızı ne vakit kavrayacağız. Yalnız bu anı duymak, bu anı şuurlaştırmak, bu anın emrini yerine getirmek, borcu önünde en makbul fiil, en faydalı iş dahi müflistir. Kitap kapatılabilir, fabrika susabilir, nakil vasıtası durabilir, hasta ölebilir, ölü bekleyebilir fakat bu borç daha fazla bekleyemez. Sesimizi insanlardan kimse duymuyorsa, mutlaka tarihin duyduğu ve birgün mutlaka duyuracağı emniyetle yükseltiyoruz.

Eğer hemen değilse ne vakit?

                                               Necip Fazıl Kısakürek

 

Üstad, "Fert, sınıf, cemiyet ve vatan halinde, başlarımızın üzerinden güneşler doğup batıyor" diyor. Sabah doğan güneş akşam batıyor. Dün de aynı şekilde doğup batmıştı. Allah ömür verirse yarın güneş yine doğacak ve akşam yine batacak. Bireysel olarak, vatan, millet ve dünya olarak bu güneş her gün üzerimize doğuyor ve batıyor. Ve maalesef biz bu doğup, batan güneşin, avucumuzun içerisinde kayıp giden zamanın farkında olmuyoruz.

Sevgili Peygamberimiz; "Yarıncılar helak oldu" buyuruyorlar. "Yarın iyi adam olacağım. Yarın daha dikkatli olacağım. Yarın özür dileyeceğim, yarın tevbe edeceğim." Yarın yok! Keşke olsa ama yok.

Onun için ne güzel ifade etmiş. "Zaman doğru başlanmış bir cümleyi daha tamamlamadan yanlış hale getirecek bir hızla akıp gidiyor. Duymuyoruz ve aldırmıyoruz." Mesela doğru birşeyler yazıyorsunuz, ama zaman o kadar hızlı akıp gidiyor ki başladığımız cümleyi tamamlamadan yanlış hale gelecek kadar hızlı bir zaman akışı var. Yalnız bu anı duymak, şuurlaştırmak ve bu anın emrini yerine getirmek... Geçmiş geçmişte kaldı, yarın ne olacağı belirsiz. Yalnız bu anı duyabilirsiniz. Yarının ya da geçmişin sesini duyma şansınız var mı? Kayıt varsa duyarsınız, ama o da bir anlam ifade etmez. Değiştirebilecek misiniz konuşmayı? Hayır... Onun için yalnız bu anı şuurlaştırmanız ve emrini yerine getirmeniz gerekir.

Zamanımız çok önemli ve aynı zamanda da değerlidir. Bize düşen; zamanımızı en güzel şekilde değerlendirmektir. Zamanın kıymetini bilmemenin telafisi asla mümkün değildir.  

"İnsanları doğru dürüst bir hayat yaşamaktan alı koyan şey zaman yokluğu değil, zaman israfıdır."

                                                                                                                                                     Mary  Roberts


Bu Yazı 2377 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar