Her şeyi Allah’ın Takdir Etmesi İle İnsanın Seçme Özgürlüğü Zıt Değil midir?
..        

Soru : Bir taraftan her şeyi Allah takdir etmiş diyoruz, diğer taraftan insanın seçme ,özgürlü ğünden bahsediyoruz. Bu iki hüküm birbirine zıt değil midir?

Cevap: Evet Allah maddi ve manevi, küçük ve büyük her şeyi planlayıp programlamakla beraber, insanı da istediğini seçmekte hür bırakmıştır. Bu iki ifade görünüşte birbirine zıt gibi görünse de, gerçekte birbirine uyumludur. Öyle olmasaydı, dünyada imtihan edilen bir varlıktan bahsedilemezdi. Oysa ilahi hükümlerin, emirlerin ve yasakların hepsi, insanın bir irade sahibi olduğunun delilidir. Meleklerin, hayvanların ve bitkilerin seçme hürriyeti olmadı- ğı için, onlara peygamber gönderilmemiş, dolayısıyla imtihana da tabi tutulmamışlardır. Ama insan imtihana tabi tutulmuş, ebedi bir mükafat ve cezaya muhatap olmuştur. Bir yandan insanın bütün organları, hissiyatları, sıfatları ve buna ek olarak içinde yaşadığı kainatın tüm şubeleri bir ilahi plan ve program ile idare edilmektedir. Diğer yandan kendi yolunu belirleyecek bir seçme özgürlüğü, kendisine verilmiştir. Konuyu biraz daha derinlemesine incelemek için birkaç başlık altında işlemek daha isabetli olacaktır.

1-Varlıklar ve özellikle insan incelenecek olursa, mükemmel bir denge, ölçü, nizam ve intizamın eseri olduğu her halinden okunacaktır. Elbette bu tablo, varlıkları yaratan Allah'ın sonsuz hikmetli, merhametli ve adaletli olduğunu gösterir. Zira, hikmetli olmayan dengeli var edemez. Merhametli olmayan şefkatle varlıkları donatamaz. Adaletli olmayan biri ise, yaratacağı varlıkların her türlü maddi ve manevi ihtiyaçlarını yerine getirmez. İşte sınırsız hikmet, merhamet ve adalet sahibi Allah, insanların bir kısmının cennete diğerlerinin ise cehenneme gideceğini bütün dinlerde ilan etmiştir. İyilik yapanların akı
betini haber vermekle, insanları iyiliğe teşvik ederken, kötülük işleyenlerin dehşetli sonunu tasvir ederken de kötülüklerden uzaklaştırmak- tadır.

Şimdi muhakeme edelim! yarattığı her varlıkta ve varlığın en küçük bir organında sonsuz hikmet, merhamet ve adaletini ihmal etmeyen birisi, en büyük eseri ve tüm varlıkların hizmetine koştuğu insanın ebedi hayatını şekillen diren fiillerinde adaletini göstermesin, hikmetsiz lik etsin veya merhametsizlikle muamele etsin. Hiç mümkün müdür? Elbette kafasında şuur ve yüzünde gözü bulunan her fert, mükafata veya cezaya sebep olacak bir iradenin insanlarda var olduğunu idrak edecek durumdadır.

2-Her insan, vicdanında bir iradenin varlığını kabul etmektedir. Çünkü vicdanı sönmemiş herkes bilir ki, kendisinden meydana gelen bazı fiillere karışamadığı halde bazı fiillerine de kendisi karar vermektedir. Mesela, gözümüzün hücreleri irademiz haricinde değişmekle beraber, gözümüzün nereye bakacağını tayin eden irademizdir. Dilimizin nereye konulacağı, hangi işleri yapabileceği ve hücrelerinin nasıl bir kanunla değişeceği gibi kararları veren kaderdir. Ama dilimizin neleri konuşacağını tespit eden ve yönlendiren irademizdir. Işte vicdanımız bütün bu muhakemeleri rahatlıkla yapabilecek bir özellikte yaratılmıştır.
Demek kader ve irademiz, iç içe girmiş ama birbirine karışmayan bir gergef renkleri gibi bir vaziyet arz etmektedir. Fakat bu karışmış iki rengi en ince ayrıntısına kadar birbirinden ayıran terazi ve ayıraç, vicdandır.

3-Varlıkların mahiyetini ve özelliklerini bilmek başkadır, var olduğunu bilmek başkadır. Çok şeyler var ki var olduğunu apaçık biliriz, ama mahiyet ve içeriğini bilemeyebiliriz. Mesela görmeyi kabul eder, ama görmenin nasıl gerçekleştiğini bilmiyoruz.

Elektriğin var olduğu nu biliriz, fakat elektriğin mahiyetini anlayamıyoruz. Yerçekiminin varlığını biliriz, ama cisimleri nasıl çektiğini bilemeyebiliriz.

İşte irademizin varlığını ve içeriğini bilmek de bu türdendir. Vicdanımızla ve aklımızla var olduğunu tereddütsüz kabul ederiz, fakat mahiyetini ve insanın onunla fiillere nasıl yöneldiği bilgisine sahip değiliz. Onun özelliklerini bilmeyişimiz, olmadığı anlamına gelmez.

4-Hikmeti sonsuz Rabbimiz, her şeyi hikmetli ve gayeli yaratmıştır. Varlıkların yapacağı vazifeleri tayin ve takdir eden O'dur. Hiçbir şey O'nun takdirinin dışında değildir. Mesela güneşin ışık, ısı ve renkleri dağıtacağını, etrafında geze genleri döndüreceğini planlamıştır.

Güneş bu ilahi programdan hariç iş yapamaz. Güneşe suyu, havayı, hayvanları, bitkileri v.s tüm varlıkları örnek gösterebiliriz. İşte Allah tüm varlıkların özelliklerini ve yapacakları faaliyetlerini takdir ettiği gibi, insan denilen ve imtihana tabi tutacağı iradeli bir varlığı da yine kendisi takdir etmiştir.

Elbette vazife yüklediği tüm varlıkların, vazifelerini icra edebilmeleri için ihtiyaç duydukları tüm özellikleri verdiği gibi, imtihan için yarattığı insana da bu vazifeye uygun özellikleri vermesi lazımdır. İnsanın imtihanının temel espirisi ise, kendisine verilen iradedir. Yani madem insanın imtihanı vardır ve haktır, elbette insanın iradesi de hiç şüphesiz haktır ve lazımdır.


Bu Yazı 2796 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar