Hesaba Çekilmeden Kendimizi Hesaba Çekelim
03.03.2016        

Hesaba Çekilmeden, Kendimizi Hesaba Çekelim

 

Prof. Dr. Abdülaziz HATİP

 

Nefis muhasebesi yapıyor muyuz? Zaman zaman şöyle ken­dimizle baş başa kalıp da, bilerek veya bilmeyerek ettiğimiz günah ve yanlışlıklardan dolayı kendimizi sorguladığımız oluyor mu? Hatta iyilik ve ibadet diye işlediklerimizin bile dinî standartlara uygun ve sırf Allah için olup olmadığını yokladık mı hiç?

Bunu yapmayan kimse bilsin ki, hesabını bilmeyen, kâr ve zararını gözden geçirmeyen tüccara benzer. Böyle bir tüccarın iflası kaçınılmazdır. Dünya da bir ticarethanedir. Burada ömür dakikalarıyla ebedî bir hayatın saadetini kazanmak için bulunuyoruz. Hesabımızı iyi yapmalı, kâr ve zararımızı güzelce ölçüp tartmalıyız. Hayat sınavı ancak böyle başarıyla verilebilir.

Yüce Allah kullarını şu âyetle muhasebeye davet ediyor:

“Ey iman edenler! Allah’ın azabına hedef olmaktan korunun. Herkes yarın âhireti için ne gönderdiğine dikkat etsin. Allah’ın azabına dûçar olmaktan sakının. Şüphesiz Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır. Sakın şunlar gibi olmayın ki, onlar Allah’ı unuttukları için, Allah da kendi öz canlarını kendilerine unutturdu. Fayda ve zararlarını dahi bilemezler. İşte yoldan çıkanlar onlardır.”[i]

Hz. Ömer (r.a.) der ki: “Hesaba çekilmeden önce kendi kendinizi hesaba çekin. Amelleriniz tartılmadan önce yaptıklarınızı ölçüp tartın. Bugün kendinizi hesaba çekmeniz, yarın mahşerde hesaba çekilmenizden daha kolaydır. O büyük mahkeme için hazırlık yapın. Çünkü o gün İlahî huzura çıkarılacak ve hiçbir şeyiniz gizli kalmayacaktır.”

Yüce Allah, iyilik ve taatte bulunurken titizlik ve endişeyi elden bırakmayan kullarını över:

“Rablerine duydukları saygıdan dolayı çekinenler, Rablerinin âyetlerini tasdik edenler, Rablerine hiç ortak tanımayanlar, Rablerine döneceklerine inandıklarından kalpleri titreyenler, O’nun yolunda mallarını harcayanlar, evet işte onlardır hayırlara koşanlar ve o işlerde öne geçenler!”[ii]

Hz. Ömer (r.a.) geceleyin kalkıp âdeti olan âyetleri okurken cehennem ve azaptan bahseden âyetlere geldiğinde korkar, ağlar, bazen hastalanıp günlerce evinden çıkmazmış. Öyle ki, merak eden insanlar kendisini ziyaretine gelirlermiş. Hatta ağlamaktan iki yanağında siyah birer çizgi oluşmuş.

Bu durumunu gören, İbn Abbas (r.a.) bir gün teselli için, “Allah sizinle şehirler ma’mur eyledi; İslam’a fetihler nasip etti; daha neler nelere vesile oldunuz.” demiş. O ise, “Başa baş kurtulsam sevinirim.” cevabını vermiştir.

Hz. Ebu Bekir de (r.a.), Allah korkusundan sık sık ağlar ve şöyle derdi: “Vallahi, yenilen bir ot ve kemirilen bir ağaç olmak isterdim.”

Hz. Osman (r.a.) bir kabrin başına vardığı zaman sakalı ıslanıncaya kadar ağlarmış. Oranın dünya menzillerinin sonu, âhiret menzillerinin ilki olduğunu, kurtuluş ve hüsranın oradaki sorguda belli olacağını söylermiş.

Hz. Ali de (r.a.), Allah’tan çok korkan, sık sık ağlayan, nefsini hesaba çeken bir zattı. Özellikle iki şeyden çok çekindiğini söylerdi: Ölümsüzlük hayali ve nefsin çocuksu heveslerine kapılmak. Ona göre, birincisi âhireti unutturur, ikincisi de haktan saptırır.

Hz. Ömer (r.a.) valilerinden birine şunları yazmış: “O çetin hesap günü gelmeden ve henüz rahatlık içindeyken kendi kendini hesaba çek. Çünkü bu durumda kendini hesaba çekenin akıbeti hoşnutluk ve mutluluktur. Kimi de hayatı oyalar, nefsanî arzuları kendisini asıl yolundan alıkoyarsa akıbeti pişmanlık ve hüsran olur.”

 Hasan-ı Basrî der ki: “Kişi, içindeki sağduyusunun sesine kulak verdikçe ve en önemli işi nefis muhasebesi oldukça hayırda kalmaya devam eder.”

Şu uyarı da ona aittir: “Kıyamet günü bazı kimseler için hesabın kolay geçmesi, dünyada iken kendi kendilerini hesaba çekmelerinden; bazıları için hesabın ağır geçmesi ise, sadece ‘Müslümanım’ deyip de kendi kendilerini hesaba çekmemelerindendir.”

Denilmiştir ki: “Nefis, hain ortak gibidir. Ona hesap sormazsan varını yoğunu götürür.”

Hz. Davud’un (a.s.) şu hikmetli sözü nakledilir: “Kulun vakti şu dört şeyden başkasıyla geçmemelidir: Rabbiyle baş başa kalıp dua etmek, kendi kendisini hesaba çekmek, kusurlarını kendisine hatırlatan eğriliklerini düzelten dostlarla beraber olmak ve nefsini meşru lezzetlerden istifade ettirmek için çalışıp helalinden kazanmak.”

NEFİS MUHASEBESİ NASIL YAPILIR?

Mü’min sürekli olarak, kendisine egemen olmak için fırsat kollayan şeytan, nefis ve kötülüklerin etki alanından uzak durmaya çalışır. Hayata gözlerini yumana dek hiçbir kötülükten ken­dini emin hissetmez. Göz, kulak, el, dil vb. tüm duyu ve organlarından hesaba çekileceğini bilir.

Hz. Peygamber (a.s.m.) ve arkadaşlarının hayatlarını inceleyen kimse görür ki, onlar görevlerinde alabildiğine titiz olmakla birlikte, son derece endişe içindeydiler. Çoğumuz ise, son derece kusurlu ve ihmalkâr olduğumuz halde kendimizi gayet güvende hissediyoruz. Bu hastalığın çaresi, ciddi bir “nefis muhasebesi”dir. Nefis muhasebesi iki aşamada olur:

a) Bir işe başlamadan önce: Kişi bir işe niyet ve azmettiği zaman, yapılmasının inancı açısından tercihe değer olduğuna iyici kanaat getirmeden başlamamalıdır. Hasan-ı Basrî der ki: “Allah o kula rahmet etsin ki, bir işe niyet ettiği zaman şöyle bir duraksar; Allah’ın rızasına uygunsa devam eder, değilse vazgeçer.”

b) İşi yaptıktan sonra: O işi usulüne uygun ve sırf Allah için yapıp yapmadığını kontrol eder. Her yapılan işte Allah’ın altı hakkı olup hepsinin gözetilmesi gerekir:

1) Sırf Allah rızası için yapmak.

2) Her aşamasında Allah’ın hoşnutluğunu nefsininkine tercih etmek,

3) Hz. Peygamber’i örnek almak.

4) O işi hakkıyla yerine getirmek.

5) Yerine getirmede Allah’a borçlu olduğunu bilmek ve bundan dolayı O’na minnet duymak.

6) Kusur noktalarını tespit etmeye çalışmak ve telafi yoluna gitmek.

NEFİS MUHASEBESİNE YARDIMCI OLAN HUSUSLAR

1) Bu dünyada kendini ne kadar sıkı hesaba çekerse, âhirette o ölçüde hesabının kolay olacağını düşünmek.

2) Nefis muhasebesinin mükâfatının, cennete girmek, Allah’ın lütfuna mahzar olmak, Peygamberler ve salihlere arkadaş olmak olduğunu bilmek.

3) Nefsi hesaba çekmemenin, sonuç olarak götüreceği felaketi, Allah’tan uzaklaştıracağını, inkârcı ve kötü kimselere arkadaş kılacağını anlamak.

4) Kendilerini hesaba çeken, kusurlarını görmeye çalışan kimselerle arkadaşlık etmek.

5) Mezarlıkları ziyaret etmek, ölülerin hallerini görmek ve böyle bir akıbete uğramadan önce eldeki fırsatların değerlendirilmesi gerektiğini bilmek.

6) İlim, nasihat ve zikir meclislerine devam etmek.

7) Geceleri kalkıp bir miktar dua ve ibadetle meşgul olmak, Kur’ân okumak ve tefekkür etmek.

8) Helal olmayan oyun ve eğlence yerlerinden uzak durmak.

9) Kendini kusurlu bilmek, nefsine karşı aşırı iyimserlik göstermemek. Bunu yapmayan kişi kusurlarını bile bir kemal ve fazilet görebilir.

10) Bütün bu noktalarda kendisini muvaffak etmesi için Allah’a dua etmek.

Akıllı ve tedbirli mü’min, nefsini bir an bile boş bırakmaz. Tutum ve davranışlarına dikkat eder. Her adımını özenle atar. Her dakikasının bir hazine değerinde olduğunu, bununla sonsuz bir nimet definesini satın alabileceğini anlar. Ömür nefeslerini boşa harcamanın, hele hele onlarla âhireti için zararlı şeyler satın almanın, akılsızların işi olabileceğini düşünür. Önünde şöyle bir gün bulunduğunu bir an bile aklından çıkarmaz: “O gün, her kişi gerek hayır olarak, gerek kötülük olarak ne işlemişse hepsini önünde hazır bulacak. Yaptığı kötülükten bucak bucak kaçmak isteyecek.”[iii]

Nefis muhasebesinde farzlardan başlanır. Noksanlık varsa telafi edilir. Sonra yasaklara sıra gelir. Kusur varsa, tövbe, af dileme ve alternatif iyiliklerle silinmeye çalışılır. Gaflet tespit edilirse, tefekkür ve Allah’a yönelişle son verilir. Sonra, tüm maddî ve manevî duyu ve organlar tek tek gözden geçirilir. Her birisinin neleri, niçin ve nasıl yapmış olduğu kontrol edilir.

NEFSİNİ HESABA ÇEKMENİN FAYDALARI:

a) Nefsin kusurlarını görmeyi sağlar. Görmeyen, giderme imkânı da bulamaz.

b) Tövbeye, af dilemeye ve kaçırılan fırsatları mümkün olduğunca telafi etmeye sevk eder.

c) Kul, Allah’a ne kadar borçlu, buna karşın kendisinin ne derece kusurlu olduğunu fark eder.

d) Allah’a karşı tevazu haline bürünme ihtiyacı hisseder.

e) Kullar, ceza ve helaki çoktan hak ettikleri halde hâlâ onları nimetler içinde varlıkta tutan Yüce Allah’ın rahmet ve keremini anlar.

f) Kendini beğenmişlik hastalığından kurtulur.

g) Hak sahiplerinin haklarını iade eder, gönüllerini alır.

h) Nezaket, zarafet ve güzel ahlak sahibi olur.

 



[i] Haşir Sûresi, 59:18-19.

[ii] Mü’minûn Sûresi, 23:57-61.

[iii] Âl-i İmran Sûresi, 3:30.


Bu Yazı 2388 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar