Heveslerine Tapanlar
17.01.2014        

Heveslerine Tapanlar

Ümit Şimşek

 

 

Heveslerini tanrı edinen kimseyi gördün mü?
(Furkan, 25:43)

 Ayetin ifadesi belki çok keskin; hatta ilk bakışta abar­tılı gibi de görünebilir. Fakat tanımladığı şey, bizim hiç de yabancısı olmadığımız bir insan tipi yahut bir hayat mo­delidir. Gerçi kimse "Benim tanrım heveslerimdir" diye ortaya çıkmaz; yahut kendi suretinin karşısında secdeye kapan­maz. Ancak bunu bir hayat tarzı olarak düşünecek olur­sak, ayetin tanımına uygun şekilde yaşayan insanların hiç­bir devirde eksik olmadığını, zamanımızda ise bunun en geçerli ve yaygın hayat modeli haline geldiğini görmekte zorlanmayız.

Bir şeyi tanrı edinmenin iki önemli göstergesi vardır:

(1)  Onu en yüksek bir otorite kaynağı olarak belleyip buyruklarına sorgusuz itaat etmek.

(2) Onu kusurdan tenzih ederek övmek ve yüceltmek.

Bu davranışların odak noktasına insanın heveslerini yerleştirdiğimizde, bugünkü Batı uygarlığının ortaya çı­kardığı hayat modelini elde etmiş olmaz mıyız?

Bu hayat modelinde tek bir kutsal şey varsa, o da nefsanî heveslerdir. Ona asla toz kondurulmaz; bir dediği de iki edilmez. Amaç, ne pahasına olursa olsun, heveslerin tatmin edilmesidir. Fakat bu hiç de kolay bir iş değildir. Bugün üç beş şeyle tatmin olan hevesler, yarın daha fazlasını, öbür gün daha da fazlasını ister. Bu uygarlığın insan hevesleri önüne dizdiği oyuncaklar ise saymakla bitecek gibi değildir. Üstelik onlara her gün yenileri eklenir. Ve insan, kendisini, soluk soluğa heveslerinin peşinde koşan ve sürekli olarak onu doyurmaya çalışan bir köle olarak bulur. Oysa doyurmaya çalıştığı şeyin, dünyayı da yutsa tatmin olacağı yoktur.

Âyetin ifadesinde şöyle bir vurgu da bulunuyor: Heveslerini tanrı edinen kimse, bunu, heveslerinden başka tanrı tanımayacak şekilde yapar. Artık hevesleri, onun çeşitli ilâhlarından biri değil, yegâne mabududur; her şeyi ona feda eder, ona hiçbir ortak tanımaz. Bu, bir bakıma, "tüketen insan" tanımıdır. Batı uygar­lığının hayat tarzı olarak getirdiği tüketim anlayışını be­nimsemiş olan insanı ise durduracak birşey yoktur. Artık o ne bulduysa tüketecek, tüketmek için yaşayacaktır. Bu, önce kişinin kendi kaynaklarını, maddî ve manevî varlık­larını tüketmesiyle başlar, sonra dünyanın kaynaklarına kadar uzanır. "Ne uğruna?" diye soracak olursanız, cevap bellidir: Heveslerin uğruna.

Çünkü tüketen insan modelinin yegâne tanrısı odur; dünya bile ona feda edilir. O bir kere en kutsal mevkii kap­mış, en dokunulmaz yere yerleşmiştir. Bediüzzaman'ın ta­biriyle, "hakikî mabudu övmek ve yüceltmek için insana verilmiş olan yetenekler" ona yönelir, onu övmek ve her türlü kusurdan tenzih ederek yüceltmek için kullanılır. Artık o ne yapsa doğrudur, ne buyursa hakkıdır!

Hele bir de heveslerini böylece putlaştıran nefisler bir araya geldi mi, kutsallığın başkaca hiçbir kaynağı kalma­mış demektir. Kurumsallaşan hevesler, artık kutsal değer­leri de kendi keyfince belirler. Bir gün ahlâk dışı sayılan bir şey, ertesi gün dokunulmaz bir değere dönüşür. "Nasıl oldu da bugünlere geldik?" diye sormak da kimsenin aklı­na gelmez; çünkü tüketim uygarlığının yegâne tanrı kabul ettiği şey öyle buyurmuştur.

Batı medeniyeti ile Kur'ân medeniyeti arasında yaptığı karşılaştırmada, Bediüzzaman, bu durumu hevâ istibdadı olarak tespit eder. Bu tespite göre, Kur'ân'ın medeniyetin­de esas olan hüdâdır, yani Yer ve Gökler Rabbinin hidaye­tidir; Batı uygarlığında ise hevâ, yani insan nefsinin he­vesleridir. Başka bir deyişle, iki medeniyet arasındaki far­kı ortaya koyan şey, rab olarak kimin tanındığı konusun­dan ibarettir. Bu noktayı dikkate alarak âyet-i kerimeye bir daha baktığımızda, "heveslerinden başka tanrı tanıma­yan kimse" tanımı çok daha netlik kazanıyor.

Şurası bir gerçek ki, dillerimiz ne kadar Kelime-i Tev­hidi söylese de, şu veya bu şekilde, Batı uygarlığının de­ğerleri bizim hayatımıza da nüfuz etme ve söz sahibi olma imkânını buluyor. Pek tabii ki, bu durumda, bize, sözleri­mizle davranışlarımızı birleştirmek düşüyor. Ama âyet önce net bir soru soruyor: "Gördün mü," diyor. "Gördün mü heveslerini tanrı edi­nen kimseyi?"

Acaba görebiliyor muyuz? Yoksa öyle bir hayat modeli bize de artık doğal mı gel­meye başladı?


Bu Yazı 2705 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar